• 88 syf.
    -Ah,evet insan zorda kalınca öğreniyor,
    bir çıkış yolu bulmak için öğreniyor,
    o zaman hiçbir şey takmadan öğreniyor !
    Kendini kontrol etmek için kamçıdan yardım oluyor,benliğinde başkaldıran bir nokta mı var,kendi etini doğruyor.
    ...
    Bir Köy Hekimi eserini Franz Kafka hukuk eğitimini bitirip avukatlık stajını yaparken edebiyatla tanıştıktan sonra çıkardığı öykü türündeki eseridir.14 öyküden oluşmaktadır sırasıyla ; Yeni Avukat,Bir Köy Hekimi,Galeride,Eskiden Bir Yaprak,Kanun Önünde,Çakallar ve Araplar,Maden Ocağını Ziyaret,En Yakın Köy,İmparatorun Haberi,Evin Beyinin Tasası,On Bir Oğul,Kardeş Katili,Bir Düş ve Akademi İçin Bir Rapor yer almaktadır.Aralarında Bir Düş,Bir Köy Hekimi ve On Bir Oğul adlı öykülerini beğendim.Kitapta felsefik nitelik taşımaktadır ayrıca anlatıları tam olarak anlayabilmek için beyin jimnastiği yapmanız gerekmektedir.Diğer eserlerinde olduğu gibi uzun uzun düşündüren ve araştırmaya sevk etmektedir.Üslup olarak mecazi anlamlı sözcükleri başarılı bir şekilde kaleme almıştır.Bir Köy Hekimi eserini okuduktan sonra öykünün Çehov tarzı yani durum öykü tarzında yazıldığı ve bizim edebiyatımızda bu tarzın en iyi temsilcilerinden olan Sait Faik Abasıyanık’ın öykülerini okur gibi hissettim.Son olarak şunu da belirtmek isterim bu eser sayesinde Hasan Ali Toptaş’ın eserlerinden neden atlara yer verdiğini öğrendim.Hasan Ali Toptaş söyleşi tarzı yazdığı bir eserdin de ayrıca Kafka’ya yer vermiştir.
    Tavsiye ederim
    Keyifli Okumalar Dilerim
  • "Sonra ne olacak diye boş yere kendi kendime soruyorum sürekli."
  • Tapınan’la Söyleşi: Dua eden kıza gönlünü kaptırır ve onu görmek için her akşam kiliseye gider. Tapınanları seyredip gözlemlerken genç bir adam dikkatini çeker. Artık gönlünü kaptırdığı kızdan ziyade rahatsız davranışlarıyla genç adamı izler. Bir gün genç adamı kiliseden yaka paça çıkarır sert bir şekilde sorgular. Her zamanki gibi sarhoş olan genç adam onu eski bir eve götürür ve konuşmaya başlar; Paris’ten sokaklardan zenginlerden günlük yaşama değin ayrıntılardan söz eder. Artık yapabileceği tek şey vardır genç adamı alıp nerede olduğunu hatırlayamadığı akrabasına götürmek.

    Şosede Çocuklar: Çitin önünden neler geçer; arabalar insanlar ırgatlar kuşlar… O tüm bunları izlerken çocuklar gelir kendisini çağırırlar ve atlarına binip bir maceraya doğru yol alırlar.

    Köylü Avcısı: Çok öncelerden tanıdığı köylü avcısının daveti üzerine şölenin yapıldığı konağa gelir. Konağın önünde kendi iç dünyasındaki uzun bir geziye çıkar ve sonra konağa girer.

    Ansızın Gezinti: Akşam evde kalmaya karar verir ve yapacaklarını düşünür. Bu kararından vazgeçip dışarı çıkar. Dışarıda da yapabileceği çok şey vardır şimdi de onları düşünür.

    Kararlar: Hareket etmek için düşünmek gerekir. Kararsızlık… En iyisi küçük bir harekete şans vermek.

    Dağlara Doğru Gezinti: Kimse kendisini aramıyor yardım etmiyordur yalnızdır. Oysaki kendisini aramayanlarla dağlara doğru bir gezinti yapmak ne güzel olurdu.

    Bekarın Mutsuzluğu: Bekardır dolayısıyla ne eşi ne de çocuğu vardır.

    İş Adamı: İş bütün hayatını kaplamıştır ve tüm bu ayrıntıları düşünmeden işini yapamaz. İşi bittiğindeyse öylesine yalnız olur ki…

    Dışarısını Dalgın Seyrediş: Bahar doğada nasıl da belli eder kendisini … Doğanın yanı sıra bir genç kızda ve adamda da yer alır bütün coşkusuyla.

    Evin Yolu: Her şeyden sorumludur başkaları da dahil. Geçmiş de gelecek de kusursuzdur ona göre. Bir o kadar da anlamsız.

    Gelip Geçenler: Geceleyin gelip geçen iki insana dair düşüncelere dalar. Bir tepki vermek ister onlara veremez.

    Yolcu: Tramvayda giderken kendisi hayatı ailesi kent üzerine düşünür ama bir fikir üretemez. Bir kız dikkatini çeker onu düşünür. Düşünmekle kaldığından kızın ilgisini çekemez.

    Giysiler: Güzel giysiler ve güzel kızlar… Geçici olan bu güzellikler.

    Geri Çevirme: Güzel bir kız tarafından ret edilme nedenleri ve ondan beklentileri. Kendisine göre ret edilmemesi gerektiğinin gerekçeleri.

    Erkek Binicilerin Düşünmesi İçin: At yarışlarında yarışçılar bahisçiler kazanan ve kaybedenler.

    Sokağa Bakan Pencere: Her şey yani yaşam sokakta. Yaşama katılmak yalnız kalmamak sokağa bakılan pencereyle mümkündür.

    Kızılderili Olmak İsteği: Kızılderili olmanın güzelliği özgürlüğü.

    Ağaçlar: Yere ne kadar da sağlam bağlanır ağaçlar.

    Mutsuz Olmak: Evde yalnız oturur; eve ve yaşama dair düşünür. Koridordan bir çocuk gelir. Onu farklı şeyler düşünmeye harekete zorlar. Çocuk gittiğinde evden çıkıp gezmeyi düşünür ama vazgeçerek uyumayı seçer.

    Yargı: Genç işadamı Georg Bendamann yurtdışındaki çocukluk arkadaşı Petersburg’a mektup yazar. Arkadaşı daha iyi iş olanağı için bir mağazada çalışmak üzere başka bir ülkeye gitmiştir. Ama işleri kötüdür. Georg arkadaşına nasıl yardım edeceğini düşünür. Mektup yazarak arkadaşına destek olursa da bazı gerçekleri saklar. Annesinin ölümüyle babasıyla yaşayan Georg’un işleri iyidir kazancı artmış personelini de çoğalmıştır. Babası mağazadaki işlerin ağırlığını oğluna vermiştir. Georg tüm bunlardan arkadaşına bahsetmez. Ayrıca zengin aile kızı Frieda Brandenburg’la nişanlandığını da anlatmaz. Arkadaşıysa daha az bir kazanca kendisini yanına çekmeye çalışır. Georg sonunda arkadaşına her şeyi açıklar ve tüm bunlardan babasına söz eder. Karanlık odada oturan az yemek yiyen babası kendini bırakmış gibidir. Bu haldeyken oğluna gerçekten Petersburg diye bir arkadaşın var mı diye sorar. Georg babasına arkadaşını hatırlatır. Georg’u yadırgayan eleştiren babası kendisini alt etmek istediğini söyler. Petersburg’a da her şeyi anlatan mektubu kendisi yazmıştır. Son olarak oğlu Georg’a “Seni şimdi suda boğularak ölmeye mahkûm ediyorum” der. Evden hızla çıkan Georg köprüye gider kendini sulara bırakır.
    Yeni Avukat: Yeni avukat Dr. Bucephalus günümüz toplum düzeninde zor durumdadır ve bu yüzden de ilgiyi hak etmektedir. Büyük İskender’in liderliğinden ama artık onun gibi liderlerin olmadığından bahseder. Bu yüzden de kitaplara gömülür.

    Bir Köy Hekimi: Köy hekimi soğuk karlı bir havada uzak bir köyden hastaya bakması üzerine çağırılır. Atı öldüğünden evdeki hizmetçiye zorla sahip olmak isteyen seyisin çıkardığı atla yola çıkar. Muayene ettiği oğlan “bırakın öleyim” der oysa sağlıklıdır. Evdekiler doktoru soyup oğlanın yanına yatırırlar. Doktor evi hizmetçiye zorla sahip olmak isteyen seyisi düşünür ve bir kompleye kurban gittiğini anlar. Giysilerini alıp gitmek ister ama yardım edeni yoktur.

    Galeride: At eğitim merkezinde sirkte genç bir kızın ata binmesi üzerine düşünceler ve onu izleyenler.

    Eskiden Bir Yaprak: Kılıç bileyip ok sivriltip at üzerinde talim yapan göçebe silahlı adamlar açık havada konaklamaktadırlar. İletişime yanaşmazlar. Ayakkabıcının mallarını kasabın etlerini zorla alırlar. İmparatorsa sadece sarayın penceresinden bakar. Onları kendisi getirdiğinden uzaklaştıramaz. Yurdu kurtarmak esnaf ve zanaatkarlara bırakılmıştır. Ayakkabıcı imparator sarayının önündeki dükkanında tüm bunları düşünür.
    Kanun Önünde: Taşralı adam kanun önündeki kapıcıyı aşmaya çalışır. Kapıcının uzattığı taburede günlerce aylarca yıllarca bekler. İkisi de yaşlanırlar. Ve kapıcı şöyle der: “Bu kapı zaten senin içindi gideyim de kapayım artık”.

    Çakallar ve Araplar: Vahada konaklarlar. Develeri besleyen Arap geçer. Derken bir çakal sürüsü gelir. En yaşlı çakal kendisiyle konuşur. Onu ailecek beklediklerinden bahseder. Kuzeyden tesadüfen geldiği bu yerde çakallar kendisinden ne istiyordur? Kuzeyde aklın sözü geçer Araplarda ise bu yoktur. Yaşlı çakal isteklerini iletir: “Sahip sen dünyayı birbirine düşüren kavgaya son verebilirsin”. Arapların içinde huzurlu yaşamak ister çakallar. O yaşlı çakalların tarif ettiği kurtarıcıdır. Makası uzatırlar Arapların gırtlağını kesmesini isterler. Arap kılavuzun “makas çıksın ortaya da bitsin şu iş” demesiyle çakallar dağılır. Arap kılavuz bunun her Avrupalıya çakalların yaptığı bir oyun olduğunu söyler. Çakallar deve leşini yerler ve Arapların kamçılarıyla geri çekilirler.

    Maden Ocağını Ziyaret: İdarenin talimatıyla yeni dehlizler açılacaktır mühendisler gelir. Maden ocağında bir inceleme gezisine çıkarlar. Genç ve bağımsız mühendisler üzerlerine düşen işleri planlayıp yaparlar. Şık giysisiyle uşak gelip gider ve onun üzerine düşünürler. Bu ziyaret mühendislerin çalışmasını duraksatır vardiya sona erer.

    En Yakın Köy: Dedesi hep söylermiş: “Hayat şaşılacak kadar kısadır” diye. Normal bir yaşam süresi için bile yetersizken zaman bir gencin ata atlayarak köye gitmesine hayret eder.

    İmparatorun Haberi: İmparator ona ölüm döşeğindeyken haber yollar. Haberci gelip haberi söyler. Kalabalık ölümünü sarayda izlerken haberci yine salınır imparatorca. Kalabalığı ve gitmekle bitmeyen avlulardan oluşan sarayı zorlukla aşar. Başkente gelir geçmesi zordur. O ise pencerenin önünde oturur ve akşam olunca imparatorun haberini düşler.

    Evin Beyinin Tasası: Kesinlik içermediklerinden bir anlamı olmamasına karşın Odradek’in kimi İslâvca’dan geldiğini kimi de Almanca’dan geldiğini söyler. Odradek diye bir nesne olmasa kimse de bu açıklamalarla uğraşmazdı. Bir makara mıdır üzerine iplik sarılmış? Odredek saçma ama özgün bir nesne. Devingen olduğundan yakalanamıyor. Tavan arasında merdivenlerde holde olabiliyor. Ortalıkta yoksa başka bir evdedir. Yine eve gelir. Adını söyler ve yeri olmadığını. Ölebilir mi? Öldükten sonra da yaşamını sürdüreceğini düşünerek kahrolur.

    On Bir Oğul: On bir oğlu vardır. Hepsinde de beğendiği farklı bir yön. Onları över ama eleştirmekten de geri kalmaz.

    Kardeş Katili: Kardeşini bıçaklayan bir kişinin hikâyesi.

    Bir Düş: Josef K. bir düş görür. Dolaşırken kendini bir mezarlıkta bulur. Etrafa bakar. Birinin mezar taşı konulmaktadır. Mezar taşı ölçülür biçilir isim yazılır. Yazılan isim Josef K’dir. Josef çukurun içine gömülür. Manzaranın güzelliğinden kendinden geçer ve uyanır.

    Akademi İçin Bir Rapor: İnsanlar tarafından yakalanan bir maymun kafese kapatılır. Maymun tek kurtuluşunun insan olmak olduğuna karar verir. Öğretmenler tarafından eğitilir ve sonunda öğretmenlerini seçecek hale gelir. Ve insanlık derecesine doğru yükselir.

    Cezalılar Kolonisi: Hikâye subay konuk mahkum er ve mahkumu gözeten er arasında geçer. Subay konuğa çıktıkları yolculukta itaatsizliğinden dolayı mahkum erin idam edileceği aygıtı büyük bir şevkle anlatır. Böyle bir aygıta karşı olan konuk ilk başta pek sesini çıkarmaz çünkü inceleme üzerine yanlarındadır. Subay gözetmen erle mahkumu aygıta yerleştirir. Aygıtı çalıştırır. Aygıt acı çektirerek çalışmaktadır. Konuktan yeni kumandanla yapacağı konuşmasında kendisini desteklemesini aygıtı ve ceza yöntemini övmesini ister. Kumandan uygar bir toplumdan gelen konuğun sözlerine göre gelecekte de bu aygıta ve ceza yöntemine onay verecektir. Konuk böyle bir aygıta ve ceza yöntemine karşı olduğunu ve bunu kumandana yalnız kaldıklarında söyleyeceğini ifade eder. Subay mahkum eri serbest bırakır ve kendisini aygıta yerleştirir.

    İlk Acı: Trapezcinin yükseklerde çok zor bir hayatı vardır. Ama bu hayatın bir de büyüsü… Trapezci bir süre sonra yükseklerden hiç inmez ve gece gündüz orada kalır. Sirkteki diğer gösterilerde de kendisi ilgiyi çeker. Sirk sahibiyse bu duruma bir şey demez. Yolculuk zamanı zordur trapezci için. Trapezci kendisinin her isteğini yerine getiren menajerinden ikinci bir ip ister. Menajer çaresiz kabul eder ama yeni isteklerin gelmesinden de ürker.

    Küçük Bir Kadın: Adam kadını sorgular gözükür ama asıl sorguladığı kendisidir. Ufak tefek ince yapılı kadın hep aynı giysiyi giymektedir. Mizaçları da yaşamları da farklıdır. Onda hep bir kusur bulur kendisine kötü davrandığını düşünür. Davranışlarını düzelttirmeye yeltenmez sadece eleştirerek kendisine verdiği acıları düşünür. Üzüntüsünden kurtulamaz. Neredeyse bu durumu kamuoyuna açacaktır. Peki o zaman ne yapacaktır?

    Açlık Cambazı: Açlık cambazının işi günlerce aç kalarak insanların kendisini izlemesidir. Yirmi dört saat gözcüleri vardır. Menajerine yol verir bir sirkte iş bulur ama günden güne gözden düşer. Ölmeden önce şöyle der: “İstediğim gibi yemek bulamadığım için bu işi seçtim”.

    Şarkıcı Josefine ya da Fare Ulusu: Halkın dingin hayatında müziğe yer yoktur ama şarkılarıyla insanları peşinden sürükleyen Josefine’i dinleyenler müziğin gücünü bilir. Onun sanatını anlamak için işitmekten de öte görmek gerekir. Halk Josefine’in çevresinde pervane olmakta onun üzerine kanat germektedir. O bir emanettir ve emanete de gülünmez. Halkın koruduğu Josefine’e göre şarkısıyla kendisi halkı korumaktadır. Ama bir gün kaybolur şarkı da söylemez. Artık olmayan Josefine’i halk da unutacaktır. Kafka’nın hikâyelerine kısaca değindim. Sizler bu hikâyeleri okuduğunuzda çok farklı şeyler bulabilirsiniz çünkü Kafka’nın hikâyeleri simgesel nitelik taşıdığından okuyucunun hayal gücünü zorluyor. Bana göre bu yaratıcı ve keyifli bir zorlama. İtiraf etmek gerekirse Kafka’nın karmaşık eserlerini anlatmak zor olmakla birlikte insanı içine çeken garip bir büyüsellikle çevrili.

    Kafka hikâyelerinde simgelere yer verdiğinden gerçekleri çıplaklığıyla değil kendisinde bıraktığı izlenimlerle aktarmış. Kimi hikâyeleriyse oldukça yalın. İmgelere bu kadar yeren Kafka yaşamdaki gerçekleri olduğu gibi yansıtmaktan da geri durmamış. Yani iki zıt durum olan düşsellikle gerçekçiliği birbiriyle eşleştirmiş.

    Hikâyelerinin kısa konularından da anlayacağınız gibi daha çok çağımız insanına çevreleyen “iletişimsizlik” “yalnızlık” “suçluluk” “korkular” “yabancılaşma” “değişim” kısacası insanın kendisiyle özellikle de iç dünyasıyla olan hesaplaşmalarıyla çevrili Kafka’nın eserleri. Hikâyeler her şeyi içine alır evrenseldir. Hikâyelerin kimiyse bitmemişlik izlenimi vermektedir daha doğrusu kimi hikâyelerinin sonu bir kesinlik taşımaz. Bunun nedeni belki de Kafka’nın da bazı gerçekler konusunda bir sonuca ulaşamaması ya da bu sonları okuyucuya bırakmasıdır. Bundan da öte gerçeğin değişkinliğini kayganlığını anlatıyor olabilir. Bu açıdan da Kafka’nın hikâyeleri ayrı bir değer taşır.

    Yukarıda çok kısa değindiğim hikâyelerde siz de bir şeyin farkına varmışsınızdır. Hikâyeler kahramanın baktığı pencereden anlatılmaktadır. Bizler okuyucu olarak onun gördüklerine tanık olur ama bunun dışına çıkamayız. Ve bu kahramanların çoğu birden değişir. Bu öylesine bir değişimdir ki davranışlarını inancını sağlam bir şekilde yere bastığını zannettiğimiz hayattaki duruşunu kapsar tüm bunları tersine çevirir. Birçok hikâyede de kişi hem kendi iç dünyasında hem de dış dünyada kendini bir eşya gibi hisseder bulunduğu çevrenin bazen de işinin kölesi gibidir yabancılaşmıştır.

    Çek asıllı Avusturyalı yazar Franz Kafka’nın hikâyeleri insanın iç dünyasını anlatması ve bunu gerçekçilikle kaynaştırmasıyla dışavurumculuk akımına giriyor gözükse de oldukça değişik konuları ve biçimiyle sanki hiçbir akıma dahil değil gibi. Özgünlüğüyse edebiyat tarihinde çok önemli bir yere sahip olsa gerek. Haddimizi bilerek son cümleyi edebiyat uzmanlarına bırakalım.

    Kitabın “Ek/Sonsöz” bölümünde Max Brod ve Franz Kafka’nın yazdığı farklı karakterdeki iki dostun tren yolculuklarındaki günlüklerinin anlatıldığı “İlk Uzun Tren Yolculuğu” “Richard ve Samuel” romanının ilk bölümüne yer verilerek hikâyelere hoş bir ek yapılmış. Bu ekte ayrıca üç eleştiri de yer almaktadır. Ve sonsözde kitabın yapısı açıklanıyor. Kafka’dan söz etmişken Alman romancı ve denemeci Max Brod’a da değinmeliyiz çünkü kendisi Kafka’nın arkadaşı olmasının ötesinde ölümünden sonra Kafka’nın birçok eserini yayıma hazırlamıştır. Kafka ile ilgili “Franz Kafka; Bir Yaşam Öyküsü / Franz Kafka Eine Biographie” kitabını yazmıştır.

    ALINTIDIR:
    https://www.frmtr.com/...fka-hikayeler.html