• Sultan II.Abdulhamid Han'ın başkâtibi Esad Bey anlatıyor:
    "Bir gece yarısı, çok mühim bir evrakın imzası için Sultan'ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. Acaba Sultan'a bir Emr-i Hak mı vaki oldu diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım, açıldı. Sultan, elinde havlu ile yüzünü kuruluyordu. Tebessüm ederek, 'Evlad, bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Daha kapıyı ilk vuruşunuzda uyandım. Abdest aldım. Onun için geciktim. Kusura bakma. Ben bu kadar zamandır bu milletin hiç bir evrakını abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayalım' dedi. Besmele çekerek evrakı imzaladı.
  • Sultân ikinci Abdülhamîd hân “rahmetullahi teâlâ aleyh” , siyâsal bilgiler mektebini birincilikle bitireni, her sene serâya kâtib alırdı. Böylece, gençleri çalışmağa teşvîk ederdi. Kâtib seçilen Es’ad beğ “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Hâtırât-i Abdülhamîd hân-ı sânî) kitâbında diyor ki, bir gece yarısı şifre yazdım. İmzâ için, sultânın yatak odası kapısını çaldım. Açılmadı. Bir dahâ vurdum. Yine açılmadı. Üçüncüyü vuracağım anda, kapı açıldı. Karşıma çıkan sultân, havlu ile yüzünü siliyordu. (Evlâd! Seni bekletdim. Kusûruma bakma! Dahâ birinci çalışda kalkdım. Gece yarısı, mühim bir imzâ için geldiğini anladım. Abdestsiz idim. Bu milletin hiçbir kâğıdına abdestsiz imzâ etmedim. Abdest almak için gecikdim. Oku dinliyeyim) dedi. Okudum. Besmele çekerek imzâladı ve hayrlı olsun inşâallah, dedi. İşte Osmânlı sultânları islâmiyyete böyle bağlı, böyle saygılı idi. Eyyûb Sabri pâşa “rahmetullahi teala aleyh"
  • İsmail Kara
    Bakalım sizin zihniyetinizdeki sürgünle Fizan’da olup bitenler, sürgündekilerin yapıp ettikleri örtüşecek mi?

    “Trablusgarp vilayeti devr-i istibdadın en mühim menfası [sürgün yeri] idi. Oraya teb’îd edilen Jöntürkler pek kesretli ve içlerinde cidden muktedir zevat var idi.

    Müşir olduğu halde mahzâ tahkir ve tezlîl için bir fırka kumandanlığına tayin ve Trablusgarp’ta ikamete memur edilmiş olan Recep Paşa’nın me’âlîsi kolayca ta’dâd edilemez.

    (...)

    Şefik ve Câmi beyler Paşa merhumun bütün mesâi-i kerimânesinde cansiperâne bir faaliyetle hizmet ve muavenet ediyorlardı. Doktorlar merkez-i vilayet ve mülhakatının umûr ve muamelât-ı sıhhıyesini tensîk ve hastahaneleri ıslah eyliyorlardı.

    (...)

    Ali Vasfet beylerin merkez-i vilayette tesis ettikleri Mekteb-i İrfan fırka zâbitanı ve memurin evladını cehilden kurtardığı gibi evlad-ı Arap arasında lisan-ı Osmanînin neşrine ve usûl-i cedit tedrisatının tamimine sebep olmuş pek mükemmel ve hakikaten bir medrese-i irfandır. Yüzlerce menfi [sürgün] efendiler devâir-i resmiyeye tayin edilmişler ve bunlar vasıtasıyla bilcümle umûr intizam ve ciddiyet kesb etmiştir. Menfiler yüzünden Trablusgarp, bugün ekser vilayetlerimize her hususta fâik bir hale gelmiştir. Şehrin intizamı, sokakların mükemmeliyeti, ebniye-i cedidesinin [yeni binalarının] azamet ve letafeti şâyan-ı takdirdir.

    (...)

    İstikbal temşiyetindir, İslâmın hâmisi Allah’tır”.

    ***

    II. Abdülhamid devrinde bir talebe Aydın’dan Rodos’a tahsil için gönderiliyor. Sebebi Fizan’da olduğu gibi orada da kaliteli eğitim veren bir okulun olması. Bu kaliteli okulu açanlar ve ilk işletenler, ilk hocalık yapanlar ise Fizan’dakiler olduğu gibi Rodos’ta sürgün olarak bulunan Yeni Osmanlılardan Ahmed Midhat Efendi, Ebuzziya Tevfik ve arkadaşları…

    “ (…) Küçük Yunus’un bera-yı tahsil Rodos’a gönderilmesindeki sebep ve sâik o sırada Rodos ‘Medrese-i Süleymaniye’sinin haiz olduğu şöhret-i fevkalâde idi.

    (...)

    Sultan Murat Han-ı Hâmis’in cülusuyla mazhar-ı azâdî olarak Rodos’tan infikâk eden mektep müessislerini devr-i Abdülhamid-i Sânîdeki yeni menfiler takib etmiş, Medrese-i Süleymaniye daima saf ve salim bir menba-ı marifet ve hürriyet olarak kalmış ve öylece de devam etmekte bulunmuştu”.

    "Şehbenderzâde Ahmed Hilmi ve Nerede O Eski Sürgünler!" başlıklı yazıdan kısaltılarak alıntılanmıştır.
    EK 1
    Kitaptan direkt olarak yazıya geçirdiğim için kimi kelimelerde imla hatası olabilir. Kusura bakmayın. 28.02.18
    EK 2
    Tırnak içindeki alıntıların ilkinde Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi kendi sürgün yeri olan Fizan'ı anlatıyor. İkinci alıntı ise Yunus Nadi beyin Nevsâl-i Millî'de geçen hal tercümesidir.

    Ve amme hizmeti:

    - ta'dad etmek: birer birer söylemek, saymak
    - mülhakat: bir merkeze bağlı olan yerler
    - tensik: düzenleme
    - umur: emirler, işler
    - faik: üstün olan, seçkin
    - temşiyet: yürütme, idare etme
    - infikak etmek: yerinden ayrılmak