• Konuşmaktan hoşlandığınız bir kadın/adam ile evlenin...
  • ..................
    Köyün yağız delikanlısı, kendini çok şanslı hissediyordu, peri kızı gibi birini ona layık gördükleri için. Seçme hakkı tanınmadı ama ailesi onun adına en iyi seçimi yaptı ve şaşalı bir düğünle, genç yaşına rağmen ailesinin reisi, eşinin beyi, yuvasının bekçisi oldu. Eşine gün geçtikçe alıştı, onu sevdi, kendi seçimi olmasa da seçilebileceklerin en iyisi olduğuna kanaat getirdi sonunda. O eşine "meleğim" derdi, eşi de ona "paşam" ...

    Kısa sürede birbirlerine karşı sevgi ve saygıları köyde örnek gösterilmeye başladı. Evlenmeyi düşünenler için örnek çift olmuşlardı kısa süre içerisinde. Onların birbirlerine bakışları, sevdalık halleri, iltifatları hayranlık uyandırıyordu.
    Mustafa Bal
    Sayfa 4 - cinius yayınevi
  • 266 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    İnternette gezerken şans eseri yazarı ve kitaplarını gördüm. İyi Düşün yeni çıktığı için merak edip aldım. Öncelikle yazarın çok akıcı bir dili olduğunu söylemeliyim, boş zamanınız varsa kitabı elinizden bırakamayacak ve hemen bitirmek isteyeceksiniz. Bekarlar, evliler ve evlenmeyi/boşanmayı düşünenler için tam bir rehber kitap. İlişkinizin röntgenini çekmek veya birlikteliğinizi pekiştirmek istiyorsanız faydalanabileceğiniz birçok yazı var içinde. Yetişkin herkese evli bekar fark etmeden kitabı okumasını öneriyorum.
  • Dayım Albay Yegor İlyiç Rostanev emekliye ayrıldıktan sonra,
    kendisine miras kalan Stepançikovo Köyü’ne yerleşmiş,
    orada, ömrünü malikânesinde geçirmiş atadan
    bir toprak sahibi gibi yaşamaya başlamıştı.
    Kesinlikle her şeyi hoşnutlukla karşılayan,
    her şeye alışıveren insanlar vardır.
    Emekli albay da bunlardandı.
    Ondan daha uysal, her şeye boyun eğen bir insan düşünmek
    bile güçtür. Tutup ondan –şöyle birazcık ciddi bir tavırla–
    birini omzuna alıp iki versta uzakta bir yere taşımasını isteyecek
    olsalar taşırdı sanırım. Bir kez istemekle her şeyini vermeye,
    ilk isteyenle, handiyse sırtındaki son gömleğini ortak
    kullanmaya hazır olacak derecede iyi yürekliydi.


    Sonunda Stepançikovo Köyü kendisine miras kalınca
    –böylelikle altı yüz köleye ulaşmıştı varlığı– görevden ayrılmış,
    yukarıda söylediğim gibi, çocuklarıyla
    –sekiz yaşında olan İlyuşa ile (onu doğururken ölmüştü annesi)
    on beş yaşlarında genç bir kız olan, annesinin ölümünden sonra
    Moskova’da bir pansiyona verdiği büyük kızı Saşa ile– köye yerleşmişti.
    Ama çok geçmeden Nuh’un Gemisi’ne dönmüştü dayımın evi.
    Bakın neler oldu:

    O mirasa konup da emekliye ayrıldığı günlerde,
    ikinci evliliğini on altı yıl önce, dayım asteğmenken yapan
    general karısı anneciği de dul kalmıştı.
    Annesi, ilk kocası öldükten sonra General Krahotkin ile
    (evlenmeyi oğlu düşündüğü sıralar) evlenmişti.
    Anneciği, evlenmesi için istediği anne onayını uzun süre
    vermemişti dayıma. Ağlayıp sızlamış, oğlunu bencillikle,
    nankörlükle, saygısızlıkla suçlayıp durmuştu.

    Dayımın iki yüz elli kölelik varlığının, ailesini
    (yani –çevresindeki asalaklarıyla, finolarıyla, fifileriyle, Çin kedileriyle vb.–
    sevgili annesinin) geçindirmeye zaten yetmediğini söylüyordu.
    Bu sitemlerin, azarlamaların, sızlanmaların arasında
    (oğlundan önce) evlenivermişti.

    Kırk iki yaşındaydı o zamanlar.
    Gelgelelim bunda da zavallı dayımı suçlayacak bir neden bulmuştu.
    Generalle sadece ihtiyarlığında kendisine bir sığınak edinmek,
    saygısız bencilin, oğlunun, bağışlanamayacak bir küstahlığa kalkışmakla
    –bir yuva kurmaktı dayımın bu küstahlığı– ondan esirgediği
    sığınağı edinmek için evlendiğini söylüyordu önüne gelene.

    Görünüşte öylesine aklı başında bir insana benzeyen rahmetli
    General Krahotkin’i kırk ikilik bir dulla evlenmeye iten
    gerçek nedeni hiçbir zaman öğrenemedim.
    Kadının paralı olduğunu sanmış olsa gerek.

    Ona düpedüz bir bakıcının gerektiğini, zira sonraları,
    ihtiyarlığında onu her yandan saran hastalıkları daha o zamandan
    sezinlediğini düşünenler de vardı. Bilinen tek şey şu:
    Evlilikleri süresince hiç de derin bir saygı beslememişti
    karısına general. Her fırsatta alay etmişti onunla.
    Tuhaf bir insandı.
    Yarım yamalak bir öğrenim görmüştü, ama oldukça zekiydi.
    Ayırmadan herkesi küçümserdi. Prensip diye bir takıntısı yoktu.
    Herkesle, her şeyle alay ederdi. Yaşlanınca da düzenli,
    iyi sayılamayacak yaşayışı sonucu hastalıkları yüzünden
    huysuz, sinirli, acımasız bir ihtiyar olmuştu. Görevinde başarılıydı.

    Ne var ki, “tatsız bir olay” nedeniyle pek uygunsuz
    bir biçimde –mahkemede yakayı güç kurtararak, emekli aylığından
    da yoksun kalarak– emekliye ayrılmak zorunda kalmıştı.
    Bu iyice huysuzlaştırmıştı onu. Malı mülkü hemen hiç olmadığı,
    sayıları yüzü bulan köleleri yoksulluk içinde kıvrandığı halde,
    emekliye ayrılınca yan gelip yattı general.

    Günlerini, tam on iki yılını, geçiminin neyle sağlandığını,
    ona kimin baktığını kendisine dert edinmeden geçirdi.
    Oysa bu arada yaşamın her türlü hazzını tatmak da istiyor,
    giderlerini kısmaya yanaşmıyor, özel kupa arabasını satmıyordu.
    Çok geçmeden ayakları tutmaz oldu.
    Ömrünün son on yılını, ondan en yakası açılmadık küfürlerden
    başka bir şey işitmemiş, boylu boslu iki uşağın, gerektiğinde
    bir yerden bir yere ittiği tekerlekli sandalyesinde geçirdi.

    Kupa arabasının, uşakların, tekerlekli sandalyenin masraflarını
    generalin karısının saygısız oğlu –çiftliğini, üst üste ipotek ettirerek,
    en zorunlu gereksinimlerinden kısarak, o zamanki durumuna
    göre hemen hemen hiç ödeyemeyeceği borçlara girerek–
    karşılıyordu. Ama bencil adından, nankör evlat adından
    kurtulamamıştı gene de. Dayım o denli temiz yürekliydi ki,
    bencil bir insan olduğuna kendi de inanmıştı sonunda.
    Bu yüzden kendisini cezalandırmak için, bencillikten kurtulmak için
    giderek daha çok para yollamaya başlamıştı annesine.

    General karısı tapıyordu kocasına.
    Aslında en çok hoşlandığı da onun bir general,
    kendisinin de onun sayesinde general karısı olmasıydı.

    Evde general karısının –kocasının varlığıyla yokluğu belli değilken–
    çevresindeki asalakların, kent dedikoducularının, finoların
    arasında parlak bir yaşam sürdüğü ayrı bir bölümü vardı.
    Küçük kentin önde gelenlerindendi general karısı.
    Dedikodular; vaftiz analığına, nikâh analığına çağrılmalar,
    ufak ufak oynanan prejefans’lar, genel olarak da,
    general karısı olduğu için kendisine gösterilen saygı,
    evdeki sıkıntılarını silip atmaya yetiyordu.
    Kentin laf taşıyıcıları her gün uğrarlardı ona.
    Her yerde, her zaman baş köşe onundu.
    Sözün kısası, generallik sıfatından yararlanabildiğince yararlanıyordu.

    General, karısının hiçbir şeyine karışmıyordu.
    Öte yandan, başkalarının yanında insafsızca alay ediyordu onunla.
    Sözgelimi, böyle “kilise ekmekçisi” bir kadınla neden evlendiğini soruyordu.
    İtiraz edemiyordu ona kimse. Tanıdıkları yavaş yavaş uzaklaşmışlardı.
    Oysa gerekliydi onun için toplum:
    Çene çalmayı, hafiften tartışmayı sever; karşısında onu dinleyen
    birinin oturmasını isterdi. Eski liberal düşüncelilerden, tanrıtanımazlardandı.
    Bu yüzden göksel şeylerden söz etmeyi de severdi.
    Dostoyevski
    Sayfa 39 - İletişim Yayınları 1305 • İletişim Klasikleri 39 / Birinci Bölüm - GİRİŞ
  • 264 syf.
    ·11 günde·10/10
    kitap ben veya sen bilinciyle değil biz bilinciyle olmamız gereken bir çok konuyu ele almıştır herkesin okumasını tavsiye ederim özellikle evlenmek üzere olan veya evlenmeyi düşünenler için yazılmış bir bölüm var herkes okumalı bence