• Tarih, çevrimlerden ve oklardan meydana gelir. Tarihin çevrimleri doğayı, yaşam döngüsünü, büyümeyi, ölümü ve yeni bir yaşamı yansıtır. Çiftçilerin üretim çevrimleri ve ailelerin üreme döngüleri buna örnektir. Öte yandan tarihin okları, yeniliğin doğrusal ilerlemesi, evrim ve kimi zaman da devrim demektir –toplumsal dünyamız bunlar sayesinde belli aralıklarla dönüşüme uğrar.
  • Bir erkek tek bir boşalmada üç yüz milyon, yaşamı boyunca ise yaklaşık bir trilyon sperm bırakır.
  • Tek bir boşalmada erkek fare elli milyon, kedi altı yüz milyon sperm bırakır, bu alanda rekor doksan milyarla domuza aittir.
  • Timsahlarda; dişiler alçak ve yüksek ısılarda, erkekler ortalama ısılarda dünyaya gelirler.
    Demek ki timsahların cinsiyetleri genlerle belirlenmemektedir.
  • İnsanda olası gen kombinasyonlarının sayısı oldukça fazladır: Bir erkek ve bir kadın teorik olarak yirmi beş milyar farklı çocuğun doğumuna neden olabilirler.
  • Wells'in yalnızca Dünyalar Savaşı adlı romanında değil, bu romanı haberleyen makalelerinde de Darwin'in evrim kuramının derin izlerine rastlarız. Evrim kuramının en ateşli savunucularından ünlü biyoloji bilgini T.H. Huxley'nin öğrencisi olan Wells, Dünyalar Savaşı'nın bir çok yerinde bu kuramı ve doğal ayıklanma öğretisini dolaylı ya da dolaysız bir biçimde dile getirir.
  • 624 syf.
    ·24 günde·Beğendi·Puan vermedi
    TARİHE TANIKLIĞIM
    ALİYA İZZETBEGOVİÇ – KLASİK YAYINLARI – 11.BASKI.
    Kitap otobiyografik bir eser. Aliya’nın özel, siyasî ve fikrî yaşantısı ve düşünce dünyasını yansıtıyor. İlk bölümde ailesini, büyüdüğü yeri, eşiyle tanışmasını ve Genç Müslümanlar teşkilatıyla ilk irtibatını anlatıyor. Daha sonra gerek teşkilatla ilişkisi gerek gerekse de yazdığı yazılar nedeniyle hapse düşmesi ve burada yaşadığı olayları anlatıyor.
    Hapisten çıkış, parti kurma çalışmaları, soykırıma karşı mücadele, Başkanlık yılları, siyaseti bırakması ve en son EKLER bölümüyle bitiyor.
    Özel hayatında şu konular ilgimi çekti:
    Dedesi belediye başkanı olduğu yıllarda Sırpları koruyor. Adaletli davranıyor. Dedesinin bu davranışı kendisinin 2. Dünya Savaşı’ sırasında (1944) Çetniklere esir düştüğünde hayatını kurtarıyor.
    Annesi ve babasının düzgün, birbirlerine saygılı bireyler olması hem karakteri hem de kendi ailesinde de bir uyum yakalamasında etkili olmuştur.
    Eşiyle sevgi bağı çok kuvvetli. Gerek cezaevindeyken gerekse de mücadele yıllarında cephedeyken bir kere bile ailesiyle sorun yaşamıyor. Eş ve çocukları çok sadıklar. Onu hem seviyor he de destekliyorlar. Ayrıca hanımına başörtüsünden dolayı baskı yapmaması ve onun ahlâkıyla övünmesi de dikkatimi çekti.
    Hapisteki hayatını da arınması ve olgunlaşması açısından olumlu buluyor. Hatta tutuklu bulunduğu yıllarda dışarıda işlenen cinayetleri sayarak “Eğer cezaevinde olmasam, büyük ihtimalle beni de öldürürlerdi. “demek suretiyle “Belki de bu hakkımda hayırlı oldu.” demeye getiriyor.
    Cezaevine ikinci girişte siyasî değil de adlî hükümlerle yatmasını da hayra yoruyor. Böylece siyasî mahkumların gördüğü eziyet ve hak mahrumiyetlerinden muaf tutuluyor. Ayrıca adlî mahkumların davalarına bakıp insanî ilişkilerinde daha çok olgunlaşıyor. Hatta bazılarına hak bile veriyor. İnsanın bazı şartlarda istemese bile suça bulaşmak zorunda kaldığından bahsediyor. (Babasını kurtarırken cinayet işleyen adamın örneği).
    Bundan sonraki hayatında SDA’yı kurması, seçimleri kazanarak başkan seçilmesi, soykırım dönemindeki mücadelesi, Dayton Antlaşması sonrası ilk seçimlerde zafer ve 2000 yılında Başkanlığı bırakması hayatını şekillendiren ve yönlendiren ana dönemler olarak göze çarpar.
    Aliya’nın bu kitabında gerek kişiliği gerekse de düşüncesi yönüyle bende bıraktığı izleri maddeler halinde şöyle sıralayabilirim:
    —Kendini iyi yetiştirmiş. Burada Batı’yı iyi okuması ve İslamî düşünceyi net olarak benimsemesi önemli. Doğu medeniyeti eserlerinden bahsetmiyor ama Batı’yı bildikten sonra gönlünün tüm kapılarını İslam’a açtığı belli.
    —En zor felsefî konuları o kadar net sade bir şekilde anlatıyor ki bu konuda kendisine hayran bırakıyor.(Din, milliyetçilik, demokrasi, ahlak vs.)
    —Adaletli ve merhametli. Başkan olduğunda kendini hapse atan hâkimleri affetmesi, savaş döneminde ihanet eden Sırp ve Hırvat unsurları himaye etmede tereddüt etmemesi, muhalefeti hoş görmesi…
    —Zamanı iyi okuması. Daha hapisteyken siyasi ortamı iyi okuyup parti düşüncesini orada oluşturması, bağımsızlık referandumunu tam zamanında yapıp mücadelesine meşruluk kazandırması, BM’nin kanunlarını iyi okuyup toplantılarda onları bu kanunlarla vurması.
    —Sabırlı olması. Mücadeleden vazgeçmemesi. Ehveni bulamadığı zamanlarda şerler arasından ehveni seçebilmesi.(Broçko meselesinde sonradan kazanan o oluyor.)
    —Daima halkıyla olması.
    —Ütopyacı değildi. Savaştan sonra “İsterseniz affedin ama soykırımı unutmayın. Kültürünüzü ve dininizi unutursanız yok olursunuz.” diyor. Ayrıca RTVBİH konusunda -bizim TRT’ye denk gelir- bu kanalın tarafsız olması gerektiği, içinde her unsurun eşit temsil edilip kültürlerinin aynı oranda temsilinden yanadır. Fakat Boşnakların da bir kanal kurması ve kültürlerini yansıtmalarını desteklemiş.)
    ALINTILAR
    “Her zaman çok net olmasa bile dinin temel mesajı bana hep “sorumluluk” gibi görünmüştür. Onun mesajı krallar ve imparatorlar için bile aynıdır; onların da sorumlu olmaları gerektiği yönündedir. Onların bu dünyadaki polisten korkuları olmasa da –çünkü polis zaten onların ellerindedir.— din onlara uyguladıkları şiddetten dolayı hesaba çekileceklerini ve bu sorumluluktan kaçış olmadığını söyler. Tanrısız bir kâinat, bana anlamdan yoksun görünmüştür.”
    —Faşizm ve kominizm o gününün dünya düzenini karakterize ediyorlardı. Batı da görünüşte sahnenin bir parçasıydı; fakat bunlar eski dünyayı tahrip etmeyi ya da değiştirmeyi arzulayan yeni eğilimlerdi. Defedildiğinde ise bir yanılsamadan başka bir şey olmadığı görüldü. Sözde eski dünya varolmaya devam etti ve kendisini değiştirdi. (Burada Batı hep yeni düşünceleri benimsemeye devam edecek. Bulunan her yeni ekol fırtınalar estirecek. Bu fırtınalar belli bir dönem sonra defedilip yok olacak; ama fırtınadan sonra hiç –manevi—adil—paylaşımcı bir düzen benimsenmeyecek. Değiştirilmek istenen sözde eski düzen varolmaya devam edecek. Kabuk değişse de öz hep aynı kalacak ve hep aynı tadı verecek. O yüzden özü değiştirmek, saflaştırmak gerekir. Yoksa dış kabuk değişse de kirli özü korumaya devam edecektir.)
    —Hocalık ya da şeyhlik gibi ayrı bir toplumsal sınıf ya da rütbe olmamalıdır. Bu İslam’ın iç ve dış gelişimini engelliyor.

    —Kendilerine deliliğin bulaştığı insanlar, mutludurlar. Ben de onlardan biri olduğumu düşünüyorum.
    —Her şey çift yaratılmıştır.(Kuran ayeti) İnsan ikili bir varlıktır. Beden ve Ruh. Beden, ruhun taşıyıcısından başka bir şey değildir. Bu taşıyıcı evrimleşmiştir ki bu onun bir tarihi olduğu anlamına gelir. Fakat ruh evrimleşmemiştir. O Tanrı’nın dokunuşuyla (nefha—i ilahi) esinlenmiştir. İnsanlığın birinci veçhesi bilimin konusudur. İkincisi ise dinin, sanatın ve etiğin. İnsan türü hakkında açıklamanın ve iki hakikatın bulunmasının nedeni budur. Onların hakikatleri farklıdır ama karşılıklı olarak birbirlerini dışlayıcı değillerdir. (Ekleme: Önemli olan hâkimiyetin hangi unsur elinde olması meselesidir. Son sözü kim söyler. Şahsiyeti belirleyen de budur.)

    —Her bilimsel yöntem Tanrı’nın ve insanın inkârına doğru götürürken, bütün sanatlar dini haber verir.( Ekleme:Bu konuda kendisine katılmadığımı söylemek zorundayım . Bu alıntıyı almamdaki sebep de budur. Saadettin Ökten’ in Türk Kahvesi adlı programda Kemal Sayar ile birlikte Ayşe Böhürler’e konuk oldukları bir video var. BU meseleyi müthiş anlatır. Tavsiye ederim.)
    —Eğer bir Tanrı yoksa, insanlık da yoktur. Ve insanlık olmaksızın hümanizm, insan onuru boş laflardır.
    —Medeniyetin amacı ütopyacı eşitlik ile beraber bir “dünya imparatorluğu”dur. Dinin amacı ise “göksel krallıktır”.
    —Tanrı’sız bir ahlakî düzen olamaz. Ahlak dinin koşuludur.
    —Medeniyet evrim demek iken, dinin ve sanatın gerçek bir gelişimi yoktur.
    Ekleme: Bütün dinler aynı hakikati anlatırken sanatın özü de insanın ruh dünyasının aksinden başka bir şey değildir. Bu yüzden ilk çağlardaki mağara resimleriyle günümüz modern tabloları, ilk dönem sözlü edebiyat ürünleriyle modern yazılı ve çağdaş edebiyat da insan ruhunun estetik yanını yakalamaya çalışır. Böylelikle beden ve medeniyet evrimleşir. Kabuk değiştirir. Yeni oyuncaklar ve araçlar edinir ama toprağa girmekten kurtulamaz. Ruh ise Allah’tandır. Allah ölmez. Emaneti olan nefha (nefes—ruh) tekrar ona döner.
    Nefistir kirlenmemize neden olan. Peki, kirlettiğimiz nedir diye sorarsanız eğer, “bedendir” derim. Zira yıkadığımız bedendir, ruh değil. Ruh temizlenmez zira temizdir zaten. Ruh temizlenmeyi değil dinginliği, itminanı diler; tazeliğini muhafaza etmeyi ve “kalu bela” da verdiği ahitte sabitkadem durmayı ister.

    Bu dinginlik, tazelik ve itminan geldiği kaynakla irtibatın devamına bağlıdır. Bu bağı kestiğiniz anda ruhunuzu satar. Bedeninize mahkûm olursunuz. Ruh ölümden sonra serbest kalır ve gerçek sahibine kavuşurken nefis Hesap Günü hesaba çekileceği sırayı bekler.
    —Marksizmin adalet tanımı: Adalet yönetici sınıfların yasaya dönüşmüş iradesidir.
    —(Cezaevinde çok önemli bir kitabı alıp dışarıya fırlatan ve onların kitaplarına düşman biri için söylenen bir söz vardı. Aliya’nın ateist bir arkadaşının sözüydü. Saf kötülüğün kaynağı olan kişiler için söylenmiş bir söz ) : —Biliyorum ki sen Tanrı’ya inanıyorsun. Ben Tanrı’nın var olup olmadığından emin değilim ama şeytanın var olduğunu kesin olarak biliyorum.