• Klasikleşmiş bir örnek Britanya'daki gece kelebeklerinde sanayinin yol açtığı kirlilikten dolayı ortaya çıkan renk koyulaşmasıdır.
  • Tarihi inceleyerek bu incelemelerden genel ilkeler çıkarmanın, gezegenlerin yörüngelerini inceleyerek çıkarmaktan daha güç olduğunu kimse yadsıyamaz. Yine de bana bu güçlükler aşılmazmış gibi gelmiyor. Doğa bilimleri arasında yerleri güvencede olan gökbilim, iklimbilim, çevrebilim, evrimsel biyoloji, jeoloji, paleontoloji (eskivarlıkbilim) gibi öteki tarihsel konular için de aynı güçlükler söz konusudur. Ne yazık ki insanların kafasındaki bilim imgesi fiziğe ve aynı yöntembilimleri kullanan birkaç başka çalışma alanına dayanmaktadır. Bu alanlardaki bilim adamları genellikle bu yöntembilimlerin uygun düşmediği ve bu yüzden başka yöntembilimlerin bulunmaya çalışılması gereken başka çalışma alanlarını bilmeden küçümserler -örneğin benim araştırma alanlarım olan çevrebilim ile evrimsel biyolojiyi. Ama unutmayın, İngilizcedeki “science” (bilim) sözcüğü "bilgi” anlamına gelir (Latincede "bilmek” anlamına gelen scire sözcüğünden türemiş scientia, “bilgi”), yani söz konusu çalışma alanı için en uygun yöntem hangisi olursa olsun, toplanan bilgi. Bu yüzden insan tarihi öğrencilerinin karşılaştıkları güçlükleri çok iyi anlıyorum.
    Geniş anlamda (gökbilim ve benzerleri de içinde olmak üzere) tarihsel bilimler, fizik, kimya, moleküler biyoloji gibi tarihsel olmayan bilimlerden kendilerini ayıran pek çok özelliği paylaşırlar. Bunların arasından dört tanesini seçip ayırıyorum: Yöntembilim, sebep/sonuç, tahmin, karmaşıklık.
    Fizikte bilgi edinmenin en önemli yöntemi laboratuvar deneyidir, hangi parametrenin etkisi söz konusuysa laboratuvarda o parametrenin üzerinde oynanır, o parametre sabit tutularak paralel sınama deneyleri yapılır, başka parametreler sabit tutulur, hem parametreyle oynama deneyleri hem sınama deneyleri tekrarlanır ve niceliksel veriler elde edilir. Kimya ve moleküler biyoloji için de çok iyi sonuç veren bu strateji pek çok insanın kafasında bilimle öylesine özdeşleşmiştir ki deney yapmak genellikle bilimsel yöntemin esası olarak kabul edilir. Gelgelelim laboratuvar deneyinin pek tabii ki tarihsel bilimlerde pek az rolü vardır ya da hiç yoktur. Galaksi oluşumlarını durduramazsınız, kasırgaları ve buzul çağlarını başlatıp durduramazsınız, deneysel olarak birkaç ulusal parktaki boz ayıları yok edemezsiniz ya da dinozorların evriminin seyrini tekrarlamazsınız. Bunun yerine bu tarihsel bilimlerde başka yollardan, örneğin gözlem, karşılaştırma, doğal deney adı verilen deneyler (biraz sonra bu konuya döneceğim) yaparak bilgi edinmeniz gerekir.
    Tarihsel bilimler en yakın ve en uzak nedenlerle ilgilenir. Fizikte ve kimyada çoğunlukla “en geride yatan neden”, “amaç”, “işlev” kavramları anlamsızdır ama genel olarak yaşayan sistemleri, özel olarak insan etkinliklerini anlamada bunlar çok temel kavramlardır. Örneğin kürklerinin rengi kışın kahverengi olan ve yazın beyazlaşan kuzey kutup yabani tavşanlarını inceleyen bir evrim biyoloğu, kürk pigmentlerinin moleküler yapısı ve biyosentetik patikaları bağlamında kürk renginin görünür en yakın nedenlerini saptamakla yetinemez. Daha önemli sorular, işlevle (yırtıcılara karşı kamuflaj mı?) ve en gerideki nedenle (mevsimsel olarak kürk renkleri değişen bir yabani tavşan topluluğuyla başlayan doğal seçilim mi?) ilgili olanlardır. Aynı şekilde bir Avrupa tarihçisi Avrupa’nın hem 1815’teki hem 1918'deki durumunu, bütün Avrupa'yı içine alan ve çok pahalıya patlamış bir savaştan sonra barışın sağlandığı bir dönem olarak tanımlamakla yetinemez. İki barış anlaşmasıyla son bulan birbirinden farklı zincirleme olayları anlamak, niçin 1815’ ten sonra değil de, 1918'den yirmi yıl sonra çok daha pahalıya mal olan bir topyekûn Avrupa savaşının başladığını anlamak için gereklidir. Ama kimyacılar iki gaz molekülünün çarpışmasına bir amaç ya da işlev yüklemezler, bu çarpışmanın en gerisindeki nedeni de aramazlar.
    Tarihsel bilimlerle tarihsel olmayan bilimler arasındaki bir başka fark da tahminle ilgilidir. Kimyada ve fizikte insanın bir sitemi anlayıp anlayamadığı o sistemin gelecekteki davranışını başarılı bir biçimde tahmin edip edemediğiyle ölçülür. Fizikçiler genellikle evrimsel biyolojiyi ve tarihi küçümserler çünkü bu alanlar tahmin işinde sınıfta kalırmış gibi görünürler. Tarihsel bilimlerde geçmişe dayalı açıklamalar yapılabilir (örneğin, 66 milyon yıl önce dünyaya çarpan bir göktaşı niçin dinozorların soyunun tükenmesine yol açtı da, başka pek çok türünkine yol açmadı) ama önsel tahminler yapmak daha zordur (geçmişte gerçekten olmuş bir olay önümüzde olmasaydı hangi türlerin soylarının tükeneceğini kesin olarak bilemezdik). Ama tarihçilerin yine de gelecekte keşfedilecek verilerin bize geçmiş olaylarla ilgili neler göstereceği konusunda tahminde bulunmadıkları ve bu tahminleri sınamadıkları söylenemez.
    Tarihsel sistemlerin, tahmin girişimlerini karmaşıklaştıran özellikleri çeşitli farklı şekillerde tanımlanabilir. İnsan topluluklarının ve dinozorların son derece karmaşık olduklarını, birbiriyle beslenen akıl almaz sayıda bağımsız değişkene sahip bulunduklarını söyleyebilirsiniz. Sonuçta alt örgütlenme düzeyinde küçük bir değişiklik daha üst düzeylerde bir değişiklik olarak ortaya çıkabilir. Bunun tipik bir örneği Hitler'in 1930'da neredeyse ölümüne neden olabilecek bir trafik kazasında kamyon sürücüsünün fren yapma tepkisinin II. Dünya Savaşı sırasında ölen ya da yaralanan yüz milyon kişinin hayatları üzerindeki etkisidir. Biyologların çoğu biyolojik sistemlerin sonunda tamamıyla fiziksel özellikleri tarafından belirlendiğini ve kuantum mekaniğinin kurallarına uyduğunu kabul etseler de sistemlerin karmaşıklığı, gerçekte, o belirleyici sebep/sonuç ilişkisinin tahmin edilebilirliğe dönüştürülemeyeceği anlamına gelir. Kuantum mekaniği bilgisi Avustralya'ya dışardan getirilen plasentalı yırtıcıların Avustralya'da niçin onca keseli türün soyunun tükenmesine yol açtığını ya da I. Dünya Savaşı'nı niçin Müttefik güçlerin kazandığını, Merkez güçlerin kazanamadığını anlamamıza yardım etmez.
    Her bir buzul, nebula, kasırga, insan toplumu, biyolojik tür, hatta cinsel ilişkiyle çoğalan her bir türün her bir bireyi ve hücresi benzersizdir, çünkü onları etkileyen o kadar çok değişken vardır ve kendileri o kadar farklı parçalardan oluşmuşlardır ki.
    Oysa fizikçinin her temel parçacığı ve izotopu için, kimyacının her molekülü için o varlığın bütün tekleri birbirine özdeştir. Bu yüzden fizikçiler ve kimyacılar mikroskobik düzeyde evrensel belirlenimci yasalar formüllendirebilirler ama biyologlar ve tarihçiler yalnızca istatistiksel eğilimleri formüllendirebilirler. Doğruluk payı çok yüksek olacak şekilde bir tahminde bulunup benim çalıştığım Kaliforniya Üniversitesi Tıp Merkezinde bundan sonra doğacak 1000 bebeğin 480'den az, 520'den çok olmamak üzere erkek olacağını söyleyebilirim. Ama kendi iki çocuğumun ikisinin de erkek olacağını önceden bilmeme olanak yoktu. Aynı şekilde tarihçiler, bir yörenin nüfusu yeterince kalabalık ve yoğunsa, yiyecek üretimi fazlası yaratma gücü varsa kabile toplumlarının şefliklere dönüşme olasılığının bu koşulların bulunmadığı toplumlara göre daha yüksek olduğunu belirtiyorlar. Gelgelelim böyle her yöresel nüfusun kendine göre benzersiz özellikleri vardır; evet, Meksika'nın, Guatemala'nın, Peru'nun, Madagaskar'ın yüksek bölgelerinde şeflikler ortaya çıktı, ama Yeni Gine ya da Guadalcanal'ın yüksek bölgelerinde çıkmadı.
  • İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körelmesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın patlayarak yok olsa, evrende hiçbir değişiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerinin eksikliği de pek hissedilmezdi. Bu yüzden insanların yaşamlarına atfettiği herhangi bir anlam sadece sanrıdan ibarettir.
  • Tamamen bilim­sel bir bakış açısıyla bilebildiğimiz kadarıyla, insan yaşamının hiçbir an­lamı yoktur. İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın patlayarak yok olsa, evrende hiçbir deği­şiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerinin eksikliği de pek hissedilmezdi. Bu yüzden, insanların yaşamlarına atfettiği herhangi bir anlam sadece sanrı­dan ibarettir.
  • Tamamen bilimsel bakış açısıyla bilebildiğimiz kadarıyla, insan yaşamının hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın patlayarak yok olsa, evrende hiçbir değişiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerin eksikliği de pek hissedilemezdi. Bu yüzden, insanların yaşamlarına atfettiği herhangi bir anlam sadece sanrıdan ibarettir.
  • Tamamen bilimsel bir bakış açısıyla bilebildiğimiz kadarıyla, insan yaşamının hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın patlayarak yok olsa, evrende hiçbir değişiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerinin eksikliği de pek hissedilmezdi. Bu yüzden, insanların yaşamlarına atfettiği herhangi bir anlam sadece sanrıdan ibarettir.
  • Tamamen bilimsel bir bakış açısıyla bilebildiğimiz kadarıyla, insan yaşamının hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve sen faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın patlayarak yok olsa, evrende hiçbir değişiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerinin eksikliği de pek hissedilmezdi.