• Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? 
    Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? 
    Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? 
    Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
    Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; 
    Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; 
    Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! 
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
    Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
    Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; 
    Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
    Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; 
    Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
    Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! 
    Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! 
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler! 
    Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
    İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
    Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; 
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
  • Bismillahirrahmanirrahim
    Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de
    "Ey insan! işte bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir" denir."

    | kaf :19 |
  • SON GÜLÜMSEYİŞ
    Yeminli Kitap’tan alıntı.

    Damla, annesine zoraki bir gülümseyişle baktı.
    Anne iç çekişlerle odadan çıkıp gitti.
    Her yer karanlık ve sessizliğe bürünmüştü.
    Genç kız dalgındı, gözlerini yumdu.
    Sonra bedeni sarsılarak uyandı.
    Tuttu bir şiir daha yazdı.
    Bir an için kendini gerçek sevdalı sandı.
    Şiirlerin büyüleyici dizelerine kanmış,
    Sessiz dünyasında ne varsa haykırmalıydı.

    Damla yaşama son bir gülümseyişle baktı.
    Ölüm başucunda, hücreleri yüzde doksan kanserdi.
    Üstelik yarın anneler günüydü.
    Annesine şiirler yazmalıydı.
    Ah bir iki dizelik nefes daha alamaz mıydı?
    Oysa zavallı kalbi her şeye rağmen yaşama inanmıştı.
    Umut ise uzaklarda bir limandı.
    Suskundu, yaşama biraz daha direndi!
    Ve son bir şiir daha yazdı.

    Bugün kalbim kuytularda ey ölüm!/
    Kuşları, cam kırıklarını/
    Annem için, GDO’lu tohumları yazmalıyım./
    Yeniden özgürleştirmeliyim kuşları./
    Yüreğimde bir burç gibi örülü ey dağlar,/
    Bir gün umudum gerçeğe dönmese eğer/
    Anneme söyleyin, bir mayıs kelebeğiyim ben!/
    İstemem, genetiği bozuk, kokusuz, yapay güller getirmeyin!/

    Anneler Günüydü...
    Annesi odaya gözyaşlarını gizleyerek girdi.
    Perdeleri araladı, gün doğmak üzereydi.
    Oda birden aydınlanıverdi.
    Genç kız gülümseyerek uyuyor gibiydi?
    Küçük elleri taş soğukluğunda kaskatı kesilmişti.
    Kızına dokundu, öptü, acıyla sarstı!
    Damla sonsuz uykuya dalmak üzereydi.
    Zoraki gülümseyerek annesine baktı.
    Gözlerini kapadı.
    Kalemi yere düştü.
    Başucunda kitapları...
    Yınıbaşında renkli sayfalara yazdığı,
    Yaşama son bir gülümseyiş salıyordu şiirleri…

    2001

    Hatice Elveren Peköz
    Hatice Elveren Peköz
    İkinci Adam Yayınevi
  • BAL ŞERBETİ

    Ebu Sa'idi'l-Hudri r.a. anlatıyor: "Bir adam Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek: "Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ona bal (şerbeti) içir!" ferman buyurdu.


    Adam içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar gelip: "Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı" dedi. (Adam bu gidip gelmeleri) üç kere tekrar etti. Sonunda Aleyhissalatu vesselam: "Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti)" buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti." 
    Buhari, Tıbb 4, 24; Müslim, Selam 91, (2217); Tirmizi, Tıbb 31, (2083).

    ÇÖREK OTU
    Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın."

    Buhari, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizi, Tıbb 5, (2042); 22, (2071).
     
    ACVE HURMASI
    Sa'd İbnu Ebi Vakkas r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir."

    Buhari, Tıbb 52, 56, Et'ime 43; Müslim, Eşribe 154, (2047); Ebu Davud, Tıbb 12, (3875, 3876).

    Hz. Aişe r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "(Medine'nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir."

    Müslim, Eşribe 156, (2048).
     
    MANTAR
    Said İbnu Zeyd r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Mantar kudret helvası cinsindendir. Suyu göze şifalıdır."

    Buhari, Tıbb 20, Tefsir, Bakara 3; Müslim, Eşribe 157, (2049); Tirmizi, Tıbb 22, (2068).

    Tirmizi'de Ebu Hüreyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayete göre, Halk: "Mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demiştir. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle söylediler: "Mantar (Allah'ın Beni İsrail'e in'am ettiği kudret helvası denen) menn'dendir. Suyu göz için şifadır. Acve (denen hurma cinsi) cennettendir ve zehire karşı şifadır." Ebu Hüreyre ilave eder: "Ben üç veya beş veya yedi mantar aldım, onları sıkıp suyunu bir şişeye koydum. Gözü hasta olan bir cariyeme tatbik ettim. İyileşti."

    Tirmizi, Tıbb 22, (2068, 2069, 2070).

    KUST-U HİNDİ
    Ümmü Kays Bintu Mihsan radıyallahu anha anlatıyor: "Ben küçük bir oğlumla birlikte Resülullah s.a.v.’ın huzuruna girdim. (O sırada boğazındaki hastalığı sebebiyle çocuğa (i’lâk denen) tedavi uygulamıştım.

    “Çocuklarınızın boğaz hastalığını niye i’lak usulüyle (elle sıkarak) tedavi ediyorsunuz? Size şu ûd-u Hindi’yi (Kust-u Hindi) tavsiye ederim. Zira onda yedi türlü şifa vardır. Zatü’l-cenb’in ilacı ondadır. Boğaz hastalığına karşı burna damlatılır. Zatü’l-cenb’e karşı ağızdan verilir.”

    Zühri merhum der ki: “(Resulullah) bize (ilacın fayda vereceği) iki şeyi açıkladı, ama beşini açıklamadı.”

    Buhari, Tıbb 10, 21, 26; Müslim, Selam 139, (1214); Ebu Davud, Tıbb 13, (3877).

    SÜTLÜ ÇORBA 
    Hz. Aişe radıyallahü anha anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Telbine (denen sütlü çorba) hastanın kalbini dinlendirir, hüznün bir kısmını götürür."

    Buhari, Tıbb 8, Et'ime 24; Müslim, Selam 90, (2216).

    BAL – KAN ALDIRMA - DAĞLAMA
    İbn-i Abbas r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Şifa üç şeydedir:

    - Bal şerbeti.

    - Kan aldırma.

    - Ateşle dağlama.

    Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum."

    Bir rivayette: "Balda, hacamat olmada şifa vardır." denmiştir."

    Buhari, Tıbb 3.

    ALKOL
    Vail İbnu Hucr radıyallahu anh anlatıyor: "Târık İbnu Süveyd el-Cu'fi radıyallahu anh, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:

    "Hayır! O, deva değil, derttir!" buyurdu."

    Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).

    HARAM İLAÇ VE ZEHİR

    Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah s.a.v., zehir ve benzeri her çeşit habis ilaçtan yasakladı."

    Ebu Davud, Tıbb 11, (3870); Tirmizi, Tıbb 7, (2046).

     HAYVANLARI İLAÇ YAPMAK
    Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi r.a. anlatıyor: "Bir tabib gelerek Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a ilaç yapımında kurbağayı kullanmaktan sordu. Resülullah adamı kurbağayı öldürmekten nehyetti."

    Ebu Davud, Tıbb 11, (3871); Nesai, Sayd 36, (7, 210).

    HACAMAT
    Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mirac sırasında yanlarından geçtiğim her cemaat bana mutlaka "Ey Muhammed! Ümmetine hacamat olmalarını emret!" demiştir."

    Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "(Bir gün) Cebrail Resülullah aleyhissalatu vesselam'a, Ahdaayn (boynun iki tarafındaki damar) hizasından ve kâhilden (iki omuzun arası) hacamat olma emrini getirdi."

    http://www.gidahareketi.org/...fler-67-sayfasi.aspx
  • Ey nefsim! Deme, "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekàya kalb olup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peydâ ediyor.