• Ey zavallı milletim dinle! Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında azgelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden azgelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz
  • Ey zavallı milletim dinle! Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz!"
  • Ey zavallı milletim dinle! Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz.
    Oğuz Atay
    Sayfa 51 - iletişim yayınları
  • Ey zavallı milletim dinle! Su anda hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz.
  • 108 syf.
    ·4 günde·9/10
    Ve evet, Oyunlarla Yaşayanlar ile birlikte Oğuz Atay külliyatı hayatımda ilk turunu tamamladı. Okumadığım son kitaptı ve benim için özeldi. Oğuz Atay okumak, o zaman diliminde birden çok karakterle beraber aynı evde yaşamak gibi. Bu kitabı okurken de aynı hissi yaşadım. Kitabın incelemesine gelirsek...109 sayfalık, kısa bir eser. Kitap ilk 35-40 sayfa, alıştığım Oğuz Atay çizgisinin uzağında seyretti. Ama 40. sayfa sonrası lezzet oldukça arttı.

    Oğuz Atay bu kitabında da bilinç akışı tekniğini dibine kadar kullanmış. Ana karakter Coşkun Ermiş hayata bir yerinden tutunmaya çalışan, huzursuz, gerçeklerden kolayca sapmaya meyilli, kuruntulu, bir süre sonra gerçek ile oyunu birbirine karıştırmaya başlayan klasik bir Oğuz Atay karakteri. Emekli tarih öğretmeni. Zamanında "Adresim belli olsun" diye yapılan, mutsuz bir evliliğe sahip. Fırlama diye tabir edilecek bir oğlu var. Erken emeklilik sonrası boşluğa düşmüş; keman dersleri alıyor. Hayatına Saffet’in girmesi ile oyun yazmaya hevesleniyor. Tiyatro vesilesi ile tanıştığı Emel ile bir yakınlaşma yaşıyor. O saatten sonra hayatı daha da karmaşık bir hale geliyor. Hayatta başladığı hiçbir işi tamamlayamamış. Bu yüzden oyunları ölüm kalım meselesi olarak görüyor.Ve kitabın sonunda da (bana göre) ilk defa, başladığı bir işi tamamlayabilmek için bile bile ölüme gidiyor. Ani duygu ve mekan geçişleri bu kitapta da kendini fazlasıyla hissettiriyor. Kafkaesk tarzda bir eser denilebilir. Kitapta çok ince ve güzel dokundurmalar var. Birkaç örnek verecek olursak:

    Sayfa 51:
    COŞKUN: Ey zavallı milletim dinle! (Durur. ) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar…

    Sayfa 58:
    SAFFET(Okur): Ey nefer-i bihaber! Muharebeyi azamın bu şedit lahzasında bu denlu gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde ne halt ediyorsun?
    COŞKUN: Düşman topçusunu gözlüyom paşam.
    SAFFET(Güler): Bu cahil nefer, paşanın sözlerini nasıl anladı?
    COŞKUN: Fakire yalnız son iki kelimesi yetti. Okumuş yazmış takımı genellikle halkın anlayacağı birkaç söz ederler nutuklarının sonunda.”

    Bu ve buna benzer nice ince dokundurma bulunuyor kitapta. Atay, günlüğünde de Oyunlarla Yaşayanlar’ın yazım sürecinden azımsanmayacak ölçüde bahsediyor. Oyunun tarzını kendi tabiri ile "Acıklı güldürü", temaları da “Ülkede Kültür Kargaşası”, “İnsanlarımız Oynuyor” ve “Kimse Acıyı, Sevinci Yaşamıyor” olarak özetliyor. Hatta Yıldız Kenter’in oyun taslağını okuduğuna ve pek de beğenmediğine değiniyor.

    Kitabı bitirdikten sonra şunu düşündüm: Acaba insan, düşündükleri ve kafasında oynadıkları ile gerçeği çağırıyor olabilir mi? Neredeyse her kitabının sonunda ölümle kucaklaşan bir yazarın 44 yaşında ölüme yürümesi...Tatsız bir rastlantı mı, yoksa arzulanan son mu? Cevap ne olursa olsun, Atay bir 20 yıl daha yaşasa şu an Türk edebiyatı ne durumda olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Onunla vedalaşma anlamında benim için okuması güç bir kitaptı Oyunlarla Yaşayanlar. Son sayfaya geldiğimde “Peki şimdi ne yapacağız?” diye sordum kendi kendime. Kitabın son cümlesinde ise cevabı buldum:

    “Oyun bitti, seyirciyi selamlayacağız”
  • Ey zavallı milletim dinle! Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz
    Oğuz Atay
    Sayfa 51 - İletişim Yayınları