Merhaba kitapsever dostlarım! Yine harika bir Sema Soykan kitabının büyüleyici etkisiyle geldim Yazarın okuduğum bütün kitaplarını çok sevdim ama bu eser benim için kesinlikle en özeli, en sarsıcısı oldu
Bu kitap; yaşanmış gerçek olaylar ile kurguyu muazzam bir şekilde harmanlayarak insanlık tarihinin en büyük, en karanlık trajedilerinden biri olan 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'nı konu alıyor.
"Bu Bir Göç Değil, Bir Soykırımdır!"
Tarihsel arka planda; Rus işgaliyle köyleri yakılıp yıkılan, yurtlarından, canlarından edilen Kuzey Kafkasya halklarının yaşadığı o devasa trajedi tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpıyor. Dağlardan sahillere inen; haftalarca Osmanlı topraklarına giden teknelere binebilmek için açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla boğuşan bir halkın çığlığı bu...
Yazar, tıka basa doldurulduğu için Karadeniz'in karanlık ve soğuk sularında batan gemileri, o dalgalar arasında yok olan binlerce masum canı öyle bir tasvir etmiş ki, boğazınız düğümleniyor. Burada işlenen insanlık suçunun tüm gerçekleri gözler önüne serilmiş. Okurken bunun basit bir zorunlu göç olmadığını, acımasız ve sistematik bir soykırım olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Karadeniz’in neden Çerkesler için bir denizden çok daha fazlası, büyük bir mezarlık olduğunu bu kitapla bir kez daha derinden anlıyorsunuz.
Büyük acıların, yıkımların ortasında bile romanda; Janset'in aşkı, vefası ve yapmak zorunda kaldığı o kahredici, zorlu seçimler çok naif bir dille işlenmiş. Janset'in Jankat'a olan büyük aşkı ve Elbruz'un, kendisini sevmediğini bile bile Janset için yaptığı o fedakarlıklar hikayeyi tam bir duygu şölenine dönüştürüyor.