Selam kitap dostlarım! Bugün sizi hem hüzünlendirecek hem de umutlandıracak, tarihimizin en dokunaklı sayfalarına, bozkırın ortasında açan çiçeklerin hikayesine götürüyorum.
Sema Soykan’ın kaleme aldığı "Keşke", sadece bir aşk romanı değil; Köy Enstitüleri’nin o fedakar ruhuna yakılan bir ağıt aslında. Tarihi, sıkılmadan, bir aşk ve idealizm hikayesi üzerinden okumak çok keyifliydi. @semasoykan kalemiyle tarihi öyle bir harmanlıyor ki, sayfalar arasında kaybolurken kalbinizin sızladığını hissedeceksiniz.
Roman, idealleri uğruna Anadolu’nun bağrına giden genç öğretmenlerin mücadelesini anlatıyor. Cehalete karşı açılan bu savaşta sadece kalem değil; alın teri, emek ve sarsılmaz bir inanç var.
Nedret ve Fikret , Tarık ve Sabia, Mehmet ve Fatma.. Hikayemizin kahramanları birbirlerine öyle sırlar ve geçmişle bağlanıyorlarki yüreğinize dokunmaması imkansız.
Bozkırın ortasında piyano seslerinin yükseldiği, dünya klasiklerinin okunduğu ama aynı zamanda tarım ve marangozluğun öğretildiği o efsanevi eğitim sistemini iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Köy enstitülerine karşı olan yerel ağalar, gerici zihniyetler ve bürokratik engellerle yapılan mücadeleyi okuyoruz bu kitapta. Fikret ve Sabia, sadece çocuklara okuma yazma öğretmekle kalmıyor, köylüyü kalkındırmaya çalışırken büyük bir dirençle karşılaşıyorlar.
Kitabın adı, aslında tüm bir kuşağın ve hatta bir ülkenin ortak sızısını temsil ediyor.
Köy Enstitüleri'nin kapatılma sürecine girilmesiyle, bu projenin içinde yetişen binlerce gencin hayallerinin nasıl yarım kaldığını görüyoruz.
Kahramanlarımızın hayat yolunda verdikleri kararlar, kavuşamamalar ve ülkenin kaçırdığı o büyük aydınlanma fırsatı "Keşke" dedirtiyor.
1940-1980 yılları arasına ışık tutan bu kıymetli eser beni çok etkiledi. Canı gönülden tavsiye ediyorum.