Şafaktan önce evlerine girmek için nasıl acele ettiklerini gördükçe bir arada olmak zorunda kaldığı bu in sanlardan iğrenmişti. Onlar, güneş doğmadan kuytulara kaçışan haşerat gibiydi o an gözünde. Gölgelerin içine kayıp gidiveren, saldırmak için ne zaman döneceği belli olmayan!
"Değişiklik her zaman istenen şey değildir," dedi adam bu kez. "Zira insan neye alışırsa onunla kendini güvende hisseder. Daha önce bastığı yere basar, daha önce gittiği yoldan gider!"
"Daha önce gittiği yerden başka yeri de göremez!"
"Hazır çorbaları kastediyorsanız hepsi de naylonların içine zımbalanmış tozlar."
"Zehir değil ya!" Kadının her zamanki meydan okuyuşu gelip adamın umursamaz göğsüne çarptı. Arim Alator'un gözlerinde kara kıvılcımlar yanıp söndü:
"Gerçek zehrin tadı da kokusu da, ölümü alenen haber verir, mertçe! O tozlarsa size nimet zannedin diye sunulan, tadı sahte, hasarı gerçek, ikiyüzlü zehirlerden başka bir şey değildir. Hatta onları zehirden saymak, hakiki olanlarına hakarettir."
"Hakiki olanlarını sık mı kullanırsınız?"
"Bu sadece sadakat!" dedi sertçe Arim Alator.
"Bence bu daha çok sevgi," dedi kadın kendi kendine bir karara varmış gibi. Sonra gözlerini bir kez daha Arim Alator'a kaldırdı. Vardığı bu karardan sonra onu ilk kez görüyormuş gibi alıcı gözüyle süzdü! Hakikaten başkalarınca sevilebilir miydi bu adam?
Bu şüpheli bakış Arim Alator'u bir anda kendisinin de anlamadığı biçimde altüst etti, ok yaydan çıktı:
"O kadar mı imkânsız hocahanım?"