“Geçiştiriyorsunuz!” dedi Arim Alator. “Ziyanı yok!” Sesinde ürpertici bir alay vardı. Sonra gözlerini kısarak masada öne doğru eğildi: “Ama unutmayın, benimle aranızda sırların var olmasına imkân bırakılmaz!" Birden genç kadının kalbinde bir şey yandı. Midesi kasıldı.
Eski bir öğreti, zaten hep orada olduğunu hissettirerek kendini ortaya çıkardı:
“Aramda sırların olmadığı tek kişi, sadece beni yaratandır! Kendime sakladığım düşüncelerim var ve ben nasıl kimsenin sır lanına dokunmuyorsam kimse de benimkilere dokunamaz!"
“İnançlarınız ilk kez karşılaştığımız şeyler değil. Bilakis daha kuvvetli olanlarını gördük!"
Genç kadın birden tuhaf bir emniyetle gülümsedi:
"Bunun kuvvetini ölçebilecek kimse yok! O'nun dışında kim ne söylerse söylesin, tahminden öteye geçemez!"
"Burada toplum, başka başka insanlardan oluşmuş, birbirine sımsıkı dikilmiş ama renkleri, kumaşları birbirine hiç uymamış yamalı bir örtü gibidir. Ne kadar çabalasanız da örtü, bu toprağa düzgün serilemez, eğridir. Onun için etrafında dönerek onu çe kiştirip durmayın."
Genç kadın dudaklarını büzdü:
"Öğrenciyken çok iyi kompozisyon yazıyordunuz herhalde.