İlk kez Seray Şahiner okudum ve çok beğendim bu kitabını. Kitap genel olarak Ülker ablanın iç sesleriyle ilerliyor ve espirili anlatımıyla eleştirel bir dille yazılmış. Ülker ablanın acıklı halini ve düzenini, aklından geçenleri gülerek okuyoruz. Ayrıca argo kullanım çok fazla ve Ülker ablanın ağzı bayağı bozuk hatta bazen yer altı edebiyatına mı kayıyor diye şaşırdığım oldu. Genel olarak beğendim sürükleyici ve keyifliydi. Sonunda biraz soru işaretleri kaldı bende ama ne yazık ki … Bir günde bitecek eğlenceli bir kitap okumanızı tavsiye ederim
Bir kez daha Nermin Yıldırım elinden çıkmış bu etkileyici, sürükleyici esere ve bu eseri tıpkı yaşayan bir canlı gibi diri tutan, adeta nefes alan cümlelere ve kurguya hayran oldum. O kadar derinden,
Mine Söğüt kalemi bizi mistik, masalsı, rüyalarla, kabuslarla dolu gerçek ve gerçek üstünün birbirine dolandığı yolculuklara çıkartıyor.
Hayatta baş edemedikleri acımasız gerçeklerden kaçmak için
Sinan Akyüz kitaplarını okumayı çok seviyorum. Evet dili basit ve çok sade ancak kurgusu da bir o kadar sürükleyici ve vurucu özelliğiyle bizi alıp hikayenin ortasına bırakıyor ve kitabın içinde akıp gidiyoruz, bitene kadar kitapla birlikte nefes alıp uzadıkça uzasın istiyor ancak öylesine kapılıyoruz ki bir çırpıda bitiriyoruz.
Sinan Akyüz ayrıca her zaman gerçek yaşam öyküleriyle yüreğimize işleyip derinlerimize inen hayatlarla karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar okuduğum İncir Kuşları, Piruze Serisi ve Şahika-Feraye beni çok etkileyip, bittikten sonra da uzun süre içimdeki yerini korumaya devam etti. Sinan Akyüz kitapları bitince içimizde etkisini yaşatmaya devam ediyor.
Yağmurun Gelini de gerçek bir hayat hikayesinden kurgulanmış çok etkileyici bir roman ve bir çırpıda bitiyor. Ayrıca kitapları çok öğretici ve çok doyurucu oluyor. Bu kitapta da kaderine boyun eğen, hayatın getirdiklerini kabullenip kendini yazgısının akışına bırakan Delal’in nefes kesen hikayesini soluksuz okudum. Okumanızı tavsiye ediyorum.
Nermin Yıldırım’dan ilk okuduğum kitap “Ev”di. Kalemini, samimi ve akıcı üslubunu o kadar çok beğenmiştim ki özellikle altı çizilecek çok fazla satır vardı. Hemen başka kitaplarını da aldım. İkinci olarak “Unutma Beni Apartmanı”nı okudum. Kitap adıyla çok hoşuma gitmişti bende daha başka hisler uyandırmıştı fakat düşündüğüm gibi olmadı. Kitabın adıyla içeriği hakkında pek bağlantı kuramadım hatta sürekli unutulmak, silinmek isteyen bir baş karakter vardı. Ortada düşündüğüm gibi bir apartman da yoktu. Bu kitabı biraz daha acemice yazılmış gibi hissettirdi bana zaman zaman sıkıldığım oldu. Belli düzenli bir akışı yok gibi -şimdi ne yazsam ne yazsam- gibi bir sığlık vardı. Ama daha sonraki akıp giden kitapların tohumlarını atmış bu kitabında sanırım çünkü “Ev” kitabı harikaydı.
Ana tema gene aynı terkedilmiş çocuk, parçalanmış aile, bunalım ve takıntılar… Devamında yalnızlık isteği, kendi kendine yetebilme isteği. Güvensiz bağlanma, arkadaşlık bağı kuramama ve aile kuramama, vefasızlık, oradan oraya savrulma ve hiçbir yere kök salamama … Suçluluk hissi ve sürekli iç hesaplaşmalar, tedirgin rüyalar ve huzursuz ruh hali üzerine geçen bir hayat akışı….