• Fransız Rönesansının en parlak isimlerinden Rabelais, 1494 yılında, düşünce ve sanatta değişimin başladığı günlerde doğdu. Önce din eğitimi aldı ve eski Yunancayı öğrendi. 1530’da ise Montpellier Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yazıldı. Hekimliği sırasında Hippokrates’ in “Aphorismoi” sini çevirerek başladı edebi hayatı. Kısa bir süre sonra: ”Çok Ünlü Pantagruel’in Korkunç ve Ürkütücü Marifetleri ve Kahramanlıkları” nı, “Pantagruel” i (1531), isminin harflerini değiştirerek elde ettiği “Nasier Alcofrybas müstearı (takma ad) ile yayınladı. Ardından -”Pantagruel’in Babası Koca Gargantua’nın Paha Biçilmez yaşamı”- “Gargantua” (1534) geldi. Aynı yıllarda, bir diplomat olan Paris Piskoposunun özel hekimi de olmuştu. Bu sayede İtalya ve Roma’ya uzun seyahatler yapma ve Rönesans’ın kalbini tanıma fırsatını elde etti. 1546 yılına kadar kendini bütünüyle tıp mesleğine veren Rabelais, yine bir Roma yolculuğu dönüşünde, serinin üçüncü kitabını yayınladı; “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Üçüncü Kitabı”. Bugün kısaca “Gargantua” olarak adlandırdığımız bu fantastik hikâyeler, “Soylu Pantagruel’ in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Dördüncü Kitabı” ile tamamlandı. 1553 yılındaki ölümünden sonra ortaya çıkan beşinci kitabın ona ait olduğu ise kesin değildir.

    Kitabın çevirmeni olan Birsel Uzma’nın kitabın hemen başında bir önsözü var: Gargantua’ya ilişkin ilk yorumlarda, Gargantu’nın I.François, Pantagruel’in II.Henri, Picrocholes’in Charles Quint, Grandgousier’in XII.Louis, hatta Gargantua’nın kısrağının I.François’nın metresi Düşes d’Etapmes olduğu iddia edilmiştir. Rabelais’de her zaman çağdaş kişilere, olaylara, yerlere göndermeler göze çarpmaktadır. Fakat her zaman realizmin ikincil formları ösz konusudur. Daha çok gözlem ve doğanın nesnel tasvirine rastlanmaktadır. Evet, Gargantua bir devdir, efsanevi bir öykü bekleyen okur hayal kırıklığına uğratılmamıştır ama Grandgousier’in bir dev olduğundan hiç söz edilmemiştir. Diğer kahramanlar normal dünyadan insanların katıldığı bir epik parodinin parçalarıdır…

    Bu arada Birsel Uzma, 1970 yılında İstanbul’da doğmuş. Galatasaray Lisesi’ni ve İ.Ü. Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş. Meydan Larousse Ansiklopedisi’nin ekleri, Théma Larousse ve Junior Larousse Ansiklopedilerinde çevirmen olarak çalışmış. Larousse Gastronomique’in çeviri grubu başkanlığı çalışmasını üstlenmiş. Louis Aragon, Honoré de Balzac, JeanMarie Laclavetine, Pierre Loti, Guy de Maupassant, Nicolas Michel, Marquis de Sade, George Sand gibi yazarlardan çeviriler yapmış…

    Kitapta Adı Geçen Karakterler:
    Grandgousier Kral
    Gargantua Prens
    Gargamel Gargantua’ nın annesi, Kralın eşi
    Ponocrates Gargantua’ nın üçüncü hocası (mentor)
    Keşiş Jean des Entommeurs
    Gymnates Gargantua’ nın seyisi
    Eudémon Gargantua’ nın genç uşağı
    Philippe des Marais Kral’ın bilge uşağı
    Philotomie Gargantua’ nın kâhyası
    III.Picrocholes Lerné Kralı
    Ulric Galletin Kralın hukuk işleri sorumlusu
    Marquet Çörek imalatçısı
    Forgier Kralın çobanı
    Travant Kral III.Picrocoles’un kumandanı
    Tripet Kral III.Picrocoles’un kumandanı
    Toucquedillon Kral III.Picrocoles’un kumandanı
    Üstat Jonatus de Bragmardo Sofu keşiş
    Thubal Holoforne Gargantua’nın ilk hocası
    Jobel Gargantua’nın ikinci hocası

    Kitabın Genel Bir Özeti:

    Kral Grandgousier ve eşi Gargamel çocuk yapmaya karar verirler ve Gargamel hamile kalır. Gebelik tam 11 ay sürer. Binlerce ton işkembe yenip yine binlerce galon şarap içildiği bir gece dünyaya gelir prens. Normal bebekler doğdukları ilk anda ağlarlarken, bu bebek: “İçki, içki, içki!” diye zırıldar. Bunun üzerine Kral: “Que Grand tu as!” der. Bu sözleri işitenler bebeğe “Gargantua” adının verilmesini uygun görürler.

    Gargantua her bebek gibi şımartılır. Giydiği giysiler, içtiği sütler, yediği etler, taktığı mücevherler, içtiği şaraplar -devlere özgün derecede büyük sayılarda- binlerle ifade edilir. Örneğin, günlük süt ihtiyacı için tam on yedi bin inekten süt sağılır. Çabuk gelişir. 5 yaşında kaz palazıyla kıç sileceği icat ederek babasını gururlandırır. Kral onun eğitimi içi bir sofist olan Thubal Holoforne’dan Latin edebiyatı eğitimi almasını sağladı. Daha sonra hocası Jobel oldu.

    Kral’ın bilge uşağı Philippe des Morais, bir gün Kralına, Gargantua’nın çok bilgisiz adamlar tarafındna eğitildiğini söyledi. Bunu da 12 yaşındaki genç uşak Eudémon’u teste tabi tutarak Krala kanıtladı. Kral uşağını haklı buldu ve Gargantua’nın tüm içi geçmiş hocalarını sarayından kovdu. Oğlunu, Eudémon’un da hocası olan Ponocrates’dan edebiyat ve beden eğitimi dersleri alabilmesi için Paris’ e gönderdi.

    Paris macerası önceleri sıkıntılı başladı Gargantua için. Zira sıkıntıdan Notre-Dame Kilisesinin çanlarını çaldı. Ama Üstat Jonatus de Bragmordo’nun harika bir söyleviyle onları iade etti sahiplerine. Gargantua, Paris’te hocası Ponocrates sayesinde beyni-bedeni ve ruhundaki pisliklerden bazı şifalı ilaçlar sayesinde kurtuldu. İçkiye düşkünlüğünü azalttı ve ilme düşkünlüğünü ise arttırdı. Hocası Ponocrotes ile Gargantua, Pisagorcular gibi o gün boyunca okudukları, gördükleri, öğrendikleri, yaptıkları ve işittiklerinin kısaca üzerinden geçiyordu. Gargantua, Sofistlerin kurallarına göre eğitildi. Eskiden ders çalışırken ruhu mutfaktaydı. Şimdiyse çalışırken ruhu ya kilisede ya Tanrıyla ya da sevdiği dostlarıyla paylaştığı güzel anlardaydı. O kadar çok şey okudu ve o kadar bilge bir adam oldu ki Gargantua; kırk fırın ekmek yiyen bile yanına yanaşamazdı.

    Günlerden bir gün, çörekçi Marquet ve çoban Forgier anlamsız bir kavgaya tutuşurlar ve birbirlerini yaralarlar. Marquet çöreklerini vermek istemez ve aşağılar çobanı. Çoban ve arkadaşları dayak yemelerine rağmen aldıkları çöreklerin paralarını verirler ve Marquet ve arkadaşlarını sonradan yetişen yarıcılar (ceviz işçileri) ve diğer çobanlarla bir güzel döverler. Marquet bunu kendine yediremez ve olayı –abartarak, üstüne ekleyerek- Lerné kralı III.Picrocholes’a (Avusturya Kralı) anlatır. Kral, 35.011 milisini Trepele Senyörünün emrine vererek, bir an önce karşı taarruz yapabilmek için keşfe gitmesini ister. Senyör ve emrindekiler önlerine ne geldiyse yağmalar ve kim çıkarsa öldürürler. Ta ki Seuilly Manastırı’na gelinceye dek yağma sürer. Bu manastırda bir keşiş vardır. Adı Jean des Entommeurs’dur. Bu keşiş, manastırı korumak için, haçlı asası ile tek başına, çapulcu ordusuna ait tam on üç bin altı yüz yirmi iki askeri katleder.

    Bunlar olurken, adaletli ve iyi yürekli Kral Grandgousier, hukuk işleri sorumlusu Ulric Galletin’i, La Roche-Cleurmault şehrinin kalesinde karargâh kurmuş Kral Picrocholes’ e arabuluvuluk yapması ve Kralın savaşı sonlandırmasını rica etmesi için elçi olarka gönderir. Ulric, Çiçero’nun retorikasını da kullanarak şahane bir söylev-nutuk atar Kral Picrocholes’e. Ama Kral onunla alay eder. Hâlbuki Ulric, sağduyuya davet eder herkesi, barışa bir el uzatmasını ister. Picrocholes, kendisine getirilen arabuluculuk hediyelerini alır ve defeder elçiyi (Charles Quint- “Plus oultre”: daha ötesi var, evrensel hırslar).

    Kral Grandgousier oğlu Gargantua’ya bir mektup yazarak durumu açıklıyor. Derhal dostlarını da yanına katıp, yanına gelmesini ve ordusunun başına geçip, gelecekte kral olacağı bu toprakları savunmasını istiyor. Gargantua hemen ola düşüyor. Seyisi Gymnates, yanına hızlı bir at alarak keşfe çıkıyor ve çörek kralı Picrochotes’in bazı askerleriyle karşılaşıyor. Düşman kuvvetlerin komutanı Tripet (işkembeden türeme bir isim) ile arlarında söz düellosu geçiyor. Atnı vermek istemeyen Gymnates at üstünde türlü akrobasi hareketlerinden sonra: “Ben şeytanım!” diye naralar atıyor. Askerilerin bazıları korkup kaçıyor. Ama komutan Tripet ile cenk ediyor ve kılıcıyla Tripet’in bağırsaklarını yere döküyor. 5-10 asker daha öldürüp, gördüklerini Gargantua’ ya anlatmaya gidiyor. Gargantua Aziz Martin Ağacı’nı kendine bir sopa ve mızrak yaparak, yanındakilerle beraber Vede Geçidi’ndeki düşmanın işgalindeki şatoyu yerle bir ediyorlar. Kaçanların izlenmesini men ediyor askerilerine Gargantua. Sebebini ise seyisi Gymnastes’ e şöyle açıklıyor: “Takip etmeniz gerekmiyor; askeri kurallar düşmanı umutsuzluğa düşürmek gerektiğini söyler. Bu tür bir aşırılık düşmanın gücünü artırır ve çoktan yerle bir olmuş, bozgunu kabullenmiş haldeyken cesaretini yeniden toplamasına neden olur. Alt üst olmuş, yorgunluktan gücünün sonuna gelmiş insanlar için hiçbir kurtuluş umudu kalmamasından daha iyi bir kurtuluş fırsatı olamaz” der.

    Çörek kralı Picrocholes’un komutan Tripet’in vahşi ölümünü öğrenmesiyle; komutan Tyravant komutasındaki bin altı yüz atlı askerden oluşan keşif bölüğü Seuilly’ de Gargantua ve adamlarıyla muharebeye girişiyorlar. Keşiş, herkesten habersiz önce davranıp düşmanı kıstırıyor ve komutan Tyravant’ ı ikiye bölüp, komutan Toucquedillon’u da esir ediyor. Lakin bu arada Gargantua tüm bunlardan habersizdir ve Keşiş’in esir düştüğünü sanmaktadır. Düşmanın elinde sanıldığından “Papazı Bulmak” deyimi buradan gelmektedir denir.

    Gargantua, yanında Keşiş olmadan, Nantes yakınlarında Saint-Sébastien’ da kendisi için verilen şölene katılıyor dostlarıyla. Saçlarını tararken düşen top güllelerini babası pire zannediyor ama gerçeği görünce oğluyla gurur duyuyor. Kral Grandgousier’i ziyarete çevre köy-kasaba her yerden soylular geliyor ve emirlerine tam üç yüz kırk üç bin muhtelif asker ve on bir iki yüz ağır top sunuyorlar. Bunun yanında milyonlarca altın ve tonlarca yiyecek ve binlerce mühimmat ve hayvan sunuyorlar. Gargantua bunların sadece yüz on sekiz bin muhtelif askeri ve iki bin ağır topu içi acil seferberlik ilan ediyor ve hazırlık buyruğu veriyor. Ordunun hedefi La Roche-Clermant şehrindeki düşmanın sindiği kaledir.

    Keşiş ansızın çıka geliyor ve yanında tutsağı komutan Toucquedillon da vardır. Gargantua, babası ve tüm dostları çok memnun olurlar. Kral Grandgousier, esir komutana sıkı bir söylev verir. Kralının yanlış yaptığını anlamasını sağlar. Onu hediyelere boğar ve La Roche-Clermant kalesine, kendisinin tahsis edeceği koruma birliğiyle gidip derhal kralına ateşkes çağrısını iletmesini salık verir. Komutan Toucquedillon, kralın dediklerini yapacaktır.

    Komutan Toucquedillon, Kralı Picrocholes’un huzuruna çıkıp bu savaştan bir an önce vazgeçip Kral Grandgousier ile yine eskisi gibi dost olmasını, aksi takdirde hemen herkesin savaşta öleceğini söyler. Toucquevillon oracıkta Kralın okçuları tarafından katledilir. Bu infaz Picrocholes’un ordusuna infiale neden olur. Ordu çok rahatsız olur.

    Gargantua, emrindeki orduyla Vede Geçiti’ni geçerek, ordusunu bir miktar dinlendirip; Picrocholes’un ordusunu, bir tepenin üzerine kurulmuş olan savunması zayıf La Roche-Clermant şehrinde kıstırır ve bozguna uğratır. Gargantuistler, Gargantua ve Keşiş’in büyük gayretleriyle şanlı bir zafer elde ederler. Gargantua ve adamları, Picrocholes ve adamlarını Vaugaudry’e kadar takip ederek birçoklarını öldürdüler.

    Bozguna uğrayan Kral Picrochole, Bouchard Adası yönünde kaçmaya başlar. Atını sinirlenip öldüren Kral, değirmenciler tarafından dövülür ve çuval bezi giydirilir kendisine. Yolda bir büyücü kadınla karşılaşır. Bu büyücü kendisine: “Anka kuşları geldiğinde, krallığın sana geri verilecek” der. Bir ara Lyon’da fakir bir bileyici olarak yaşadığını söyleseler de kendisini bir daha gören olmamıştır. Sanırız hala Anka Kuşu’nu aramaktadır.

    Savaş ertesi, Gargantua, bir sayım yaptırıp zarar-ziyan bilançosu çıkarttı ama içi rahatladı zira kayıpları çok azdı. Gargantua son olarak, şehrin meydanında, Picrocholes’un kalan adamlarını ve prenslerini karşısına aldı ve şu nutku yaptı onlara, mağluplara:

    “Sırf lütuf olsun diye; binalar, yollar, köprüler, limanlar inşa edebilirsiniz. Bunlar ebediyete kadar yaşamazlar, unutulabilirler. Ama insanlara neler hissettirdiğiniz asla unutulmaz, dostlarınız ya da yönetiminizde olan insanlarca. Olan oldu, mesele kötüdeki iyiyi görmek. Kralın oğlu çok küçüktü. Bu yüzden hocam Ponocrates’in yöneticilerinizin başına geçmesini ve prens büyüyünceye kadar ülkenizi barış-huzur ve adalet içinde yönetmesini istiyor ve emrediyorum sizlere. Unutmayınız ki Musa Peygamber ya da Kral Julius Caesar son derece ılımlı kişilerdi ve affetmeyi severlerdi. Aynı zamanda bu kişiler fenalık eden ve isyan çıkaran kişileri de acımasızca cezalandırırlardı. Son olarak sizlerden ricam; tüm bu fenalıkları başlatan Marquet denen çörekçi adam ve arkadaşlarıyla; durumun bu hale gelmesine sebep olan-kışkırtan-cesaretlendiren komutan-danışman ve subaylarınızı bana teslim ediniz. Öncelikle hepinize 3 aylık maaş verdireceğim ki memleketinize döndüğünüzde beş parasız olmayın. Sizlere tahsis ettiğim, koruma görevi yapacak özel ordumla güven içinde, evlerinize-ailelerinize dönmenizi sağlayacağım.”

    Gargantua’ ya teslim edilen savaş suçluları ne öldürüldü ne de hapishaneye gönderildi. Gargantua, onlara yeni kurduğu basımevinin preslerinde çalışma görevi vererek onları adil ve eğitici bir şekilde cezalandırdı.

    Gargantua çevresindekilere şöyle dedi: “Platon, Devlet adlı eserinin beşinci kitabında şöyle der: ’Devletler, krallar filozof olduğunda ya da filozoflar kral olduğunda mutlu olacaktır’ ”

    Gargantua, zarar gören şehri tamir ettirdi, kaleyi yeniden yaptırdı, tüm askerleri ödüllendirip kışlalarına gönderdi. Bazı komuta subaylarını da yanına alıp onları babası Kral Grandgousier’ un huzuruna çıkardı. Kral Azureus’dan (Pers Kralı; Darius’un halefi) bu yana yapılmış en büyük ziyafeti verdi Kral ahalisine. Gargantua’nın tüm yardımcıları kendilerine verilen topraklarla ödüllendirildiler.

    Gargantua, Keşiş i önce Seuilly Başpiskoposu yapmak ve ona bir manastır vermek ister. Ama Keşiş reddeder bu teklifi. Bu durumda Gargantua da Keşiş için Theleme (Yunanca Thelema, irade anlamındadır) Manastırı’nı inşa ettirir. Bu manastır diğerlerinden farklı olacaktır. Dört tarafı duvar olmayacaktır. Bu manastırda ne saat ne de kadran olmasına, her işin isteğe, olanağa ve koşullarına göre dağıtılmasına karar verildi. Bu manastıra, güzel-yakışıklı mizacı güzel erkek ve kadınlar alınacaktı. Bu manastıra girenlerin, diğerlerinde olmadığı üzere, istedikleri zaman dışarı çıkmalarına, özgür olmalarına izin verilecekti. Bu manastırda –diğerlerinin aksine- herkes şerefiyle evlenebilecek, mal-mülk sahibi olabilecek ve özgürce yaşayabilecekti.

    Theleme Manastırı’nda inşa edildikten sonra; manastır sakinlerinin yaşamları yasalar, tüzükler ya da kurallara göre değil, kendi özgür iradelerine göre ve isteklerine göre düzenlenmişti. Yataktan canları ne zaman isterse o zaman kalkıyor, istedikleri zaman yiyor, içiyor, çalışıyor, uyuyorlardı. Onları kimse uyandırmıyor, yemeye, içmeye veya herhangi bir şey yapmaya zorlanmıyorlardı. Gargantua böyle karar vermişti. Tek bir kural geçerliydi: “NE İSTİYORSAN ONU YAP!”

    Kitaptaki Bazı Önemli Dipnotlar:

    “Que Grand tu as”. John Duns Scotus, 13. Yüzyılda yaşayan ve Rabelais’nin sık sık dalga geçtiği bir Fransisken papazıdır. Rabelais için ortaçağ felsefesinin, karanlığın, küçücük noktalar üzerine kılı kırk yaran tartışmaların, gevezeliğin ve Latincenin, özetle skolastikliğin simgesidir (sayfa 39).
    Burada sözü edilen dönmeler, din değiştirmeye zorlanmış Yahudiler ya da Müslümanlardır ve onların dönmesini sağlayanlar hala eski dinlerin ibadetlerinden vazgeçmediklerinden şüphe emektedirler Bu kişileri tanımlayan Fransızca “marranes” sözcüğü İspanya’ da hakaret olarak kullanılırken, İspanya dışında tüm İspanyolalrı tanımlamak için kullanılıyordu. Bu I.François’nın gizli anti İspanyol propagandasının bir parçasıydı (sayfa 45).
    “De modis significandi”. İfade Biçimleri. İşaretler ve anlamlarıyla ilgili köklü bir tartışmayı sürdüren bir mantık kitabıdır. Çok sayıdaki yorumcu, okuyucunun gerçek metnin gerçek anlamına (varsa tabii) ulaşmasını engellemektedir. Bunların sayılan isimlerin çağrışımları aşağılama amacıyla seçilmiştir. Yalnızca Gualehaul istisnadır: Onun adı, Arturyen metinlerindeki bir devin adıdır (sayfa 74).
    Gerçek mekân ve isimlere göndermeye bir örnek. Rabelais’nin yaşadığı dönemde gerçekten, Chinon’da yaşayan bir potin tüccarı Babin ailesi bulunuyormuş (sayfa 82).
    Herakleitos insanın aptallığına ağlarken, Demokritos gülermiş (sayfa 95).
    Aile, yani famille, Latincede tüm çocukları, anne babayı ve hizmetlileri, hatta müşterileri kapsamaktadır. Rabelais burada, hükümdar ile halkını bağlayan feodal paktın ve halkın öneminin altını çizmektedir (sayfa 139).
    İyi bir kral için örnek davranış: barış, pazarlık, ama aynı zamanda, savunma kaygısıyla doktrinal ve politik açıklamalar yapmak (sayfa 143).
    İnsan davranışının İncil terimleriyle yapılan analizi: Özgür insan iradesi merhamete muhtaçtır. Bu Augustinus ve Erasmus’un, Lutherci köle irade (merhamet her şeyi yapar) ve aydınlanma sonrası özgürce iman kavramı arasındaki tezidir. Tanrı günahkârları özellikle tek başına bırakır; bunun sonucu olarak ortaya çıkacak kötülük kendi değerinin bilincine varmasına olanak sağlayacaktır (buna göre savaş, Grandgousier’in kendisini aracısı olarak gördüğü bir terbiye aracıdır) [sayfa144].
    Bu diyalog, İskender’le aşık atmayı hayal ederken, kötü tavsiyeler verilmiş ve sonu kötü biten klasik dönem fatihlerine bir örnek olarak, Plutarkhos’un Pirus’un Hayatı’ndan esinlenilmiştir. Bu eserde, değişik siyasi tartışmalara yer verilmektedir. Danışmanlarının rolü, ne Makyevel ne de Hristiyan teorisyenlerin taraf olduğu fetih savaşlarının rolü. Fakat aynı zamanda, Avrupa’da Fransız monarşisinin çevresini saran Habsbourgların (Avusturyalıların) siyasetinin doğrudan yansımasıdır (sayfa 155).
    Dev kısrağı ve Gargantua paralel sahnelerin kahramanlarıdır. Gargantua Parislileri idrarında boğup hacıları öldüre yazarken, kısrağı da at sineklerini boğmuştur. Şövalye ve at birbirinden ayrılmaz bir bütündür (sayfa 171).
    24 Şubat 1525’de Avusturya, İspanya ve Fransa arasında, Kuzey İtalya’da geçen, Fransızların ağır yenilgisiyle sonuçlanan savaş (Pavia Savaşı). Bu savaşta birliklerin bir kısmı kralı esir bırakıp kaçmıştır (sayfa 187).
    Dürüstlük beklenmeyen bir durumdur çünkü keşiş ne kadar hoşsohbetse, doğruluktan da o kadar uzaktır (sayfa 189).
    Keşişlerin sosyal olarak gereksizliği hümanistlerin sürekli ele aldığı bir temadır (sayfa 189).
    Burada düşünmeden edilen dualar ile gerçekten içten gelerek edilen dualar arasında ayrım yapılır. Dolayısıyla din adamları ve laikler arasında değil, Tanrı’yla içten olan ya da olmayan bir ilişki arasında ayrım yapılmaktadır (sayfa 191).
    Hainlik Rabelais’nin sık kullandığı bir aşağılamadır (sayfa 222).

    Kitabın Künyesi
    Gargantua
    François Rabelais
    Everest Yayınları / Roman Dizisi
    Editör: Berrak Göçer
    Çeviri: Birsel Uzma
    İstanbul, Eylül 2011, 1. Basım
    270 sayfa
  • Merhaba arkadaşlar. Bugün sizler ile 2008 yılında okumuş olduğum, Steve Coll’e Pulitzer ödülü kazandıran kitabı, Hayalet Savaşları’nı (Ghost Wars) incelemek istiyorum. Zaman zaman okumuş olduğum ve ben de güzel izlenimler, deneyimler bırakan değerli kitaplara incelemeler yazıyorum ve “Hayalet Savaşları” da bunlardan birisidir diyebilirim. Bu kitabın tümü, açık veya gizli belge ve söyleşilere dayanmaktadır. Okumuş olduğum ve önümde duran bu kitap, Amerika ve onun haber alma teşkilatı CIA’nin, 27 Nisan 1979 tarihinde Afganistan’da başlayan Sovyet İşgali sonrasında, 10 Eylül 2001’e kadar yürütmüş oldukları gizli faaliyetlerini ve rollerini ele almaktadır. Ayrıca gelişen bu süreçte, 1998 yılında kurulan ve yeni dünya düzeninde tüm dünyada insanlara terör saldırılarıyla korku salacak olan El-Kaide terör örgütü ile Bin Ladin’in Afganistan’da kimler tarafından, nasıl yaratıldıklarının “gizli tarihi”ni ele alınmaktadır.

    Ülkemizde Truva Yayınları tarafından basılan ve satışa sunulan Hayalet Savaşları kitabında dolu dolu ele alacağınız 664 sayfa içerik asla aldatıcı bilgiler ile süslenmemiştir. Aslına bakacak olursak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Afganistan'a müdahil olması 9/11 olaylarından çok daha öncesine dayanmaktadır. Buraya, Afganistan’ın kızıl çorak topraklarına gelene kadar darbe üstüne darbe ya da hamle üstüne hamle (blow by blow) yapmıştır diyebiliriz. Bir gün, sabahın erken saatlerinde aniden New York ve Washington semalarında beliren uçakların, ülkenin önem arz eden yapılarını hedef almasıyla birlikte tüm dünyada hayat sanki resmen durmuş gibiydi. O gün ve o gün sonrasında medyanın ekranlarda sansürsüz yayınladığı bu algı propagandasını şahsen hiç unutmayacağım. Aslına bakacak olursak, ABD’nin merkezini sarsacak bu denli sansasyonel bir saldırıyı yürüten düşmanın 11.925 km ötede bir ülkeden gelebileceğini o güne kadar hiç kimse kestiremezdi.

    Steve Coll, bu kitabı ile biz okurlar için son derece usta bir şekilde Usame bin Ladin'in izini sürmekte ve Hollywood tarzı CIA operasyonlarını arayan okuyucu kitlesini içine çekecek detayların (operasyonların ve yaşanmışlıkların) kapısını aralamaktadır. Takvimler 4 Kasım 1979’u gösterirken, tüm dünyada insanlar, İran Amerikan konsolosluğunda yaşanan rehine krizine odaklanmış ve "Burada Öleceğiz" diye seslenen diplomatların akıbetlerini solukları tutulmuş bir şekilde takip etmekteydiler. Birçok Amerikalı, Tahran büyükelçiliğinde hapsedilen Amerikalılara odaklanırken, Coll aynı zamanda ortaya çıkan eşit derecede önemli bir olaya dikkat çekmekteydi. İlginçtir ki aşırı radikal Pakistanlı öğrenciler, anti-Amerikancılığın gelişmekte olan dalgasına kapıldıkları bu zamanda, Pakistan İslâm Cumhuriyeti'nin başşehri olan İslâmâbâd büyükelçiliği dışında eşzamanlı bir isyan başlattılar. Yaşanmakta olan bu protesto ve gerginliğin ufak hareketliliği, yerini kısa bir süre sonra ortaya çıkan, güvenlik çitlerini yırtarak aşacak olan silahlı öğrencilerin eylemine bırakacaktı. Ortaya çıkan bu öğrenciler, elçilik koruması olan ABD Deniz Muhafızları'nı alt ettiler ve elçilik ofislerinin iç mahallerine kadar ilerlediler. Diplomatik personelin Pakistan polisine acil durum bildirisi sonrasında, elçilik çalışanları prosedür gereği önem arz eden tüm yazışmaları, belgeleri yakmaya başladılar ve daha sonra hepsi güvenlik için yapılmış olan "acil durum odasına" çekildiler ve burada yerel polis güçlerinin gelmesini beklemeye koyuldular. Aslında burada bir umut beklemelerine rağmen, polis kuvvetleri elçilik binasında yaşanan olayları bastırmaya gelmedi. İsyancılar, zamanında 20 milyon dolar harcanarak yapılmış olan elçilik yerleşkelerinin neredeyse diğer tüm bölümlerini yakıp yıktılar. Hadisenin yaşandığı o gecenin ilerleyen saatlerinde, bir CIA ajanı diğer sağ kalan elçilik personelini güvenli bölgeye götürmek için yıkık elçilik binasından dışarı çıkarak bir araç çalmak zorunda kaldı. Nedendir bilinmez ama bu aptalca politikanın devamı olarak, Washington’da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hodding Carter gazetecilere, “Alınan raporlara göre elçilikteki tüm personel Pakistan ordusu askerleri sayesinde kurtarılmıştır” (S. 43) diyecektir. Yaşanan bu elim hadisenin Amerikan diplomatik tarihin en yüksek can kaybına yol açmış olduğunu ifade edecek ve birçok Amerika’n vatandaşının yaşamını kurtardığı için Pakistanlı yetkililere tebrik üstüne tebrik sunacak ve teşekkür edecektir.

    Steve Coll, bizleri kitabı ile Sovyet komünist Afganistan işgalini baltalamak adına, eski bir CIA şefi olan William Casey’nin gizli bir operasyonuna götürüyor. Bu operasyon Amerika'nın yürütmekte olduğu dünya hâkimiyetinin bir başka ayağı olarak başlayan ve Sovyetlerin Kafkaslarda genişlemesini engellemeyi amaçlayan bir programdı. Bu yakın tarihte yürütülen operasyonda, yerel Afgan isyancılarına ve güçlerine CIA tarafından yüzlerce milyon dolarlık silah ile birlikte para yardımı da yapıldı. Tüm bunlar, Casey'nin “Sovyetler Birliği'ne karşı savaşı sürdürmek” konusundaki değişmez planıydı ve her ne olursa olsun bu plan amacına ulaşmalıydı. Bu plan, Sovyetlerin 1988'de Afganistan'dan çekilmesiyle başarılı oldu, ama aslında hesapta olmayan bir şeyi daha beraberinde getirdi! Bu savaş sonrasında ABD tarafından yapılan yardımlarından geriye kalan binlerce tehlikeli silah karaborsada serbestçe dolaşmaktaydı ve zafer sarhoşluğu sonrası yeniden yapılanma, kalkınma planı olmayan isyancılar Afgan hükümetini ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklediler. Bu yaşananlar size tanıdık geliyor mu? (Günümüz Irak ve Suriye’si!) :))

    Taliban ülkenin kontrolünü ele geçirdikten sonra, Afganistan'ın CIA'nin komuta merkezi, Beyaz Saray ve Langley'de bulunan ABD'li yetkililer, dikkatlerini kolayca tanımlanabilecekleri bir düşmana çevirmektense, tercihlerini diğer Rus hareket ve faaliyetlerine yönelttiler. Analistler, Afganistan, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkelerinde bulunan İslami cihatçıların Amerika'ya ve günün birinde sivillere ulaşabileceği ihtimaline kör kaldılar. Kitapta bizleri bekleyen birkaç yüz sayfa, Afganistan'daki Taliban'ın 1989'dan Aralık 1997'ye kadar yükselişini okuyacağız.

    Bu kitabın ikinci bölümünde, biz okurlara Coll'ün yavaş, titiz ve teğet geçmeyen yazma tarzını, ABD’nin dünyaya karşı olan gerçeklerini yansıtır. Zaman zaman okuduğunu detaylar ya da yaşanmışlıklar bir okuyucuya ne kadar saçma gibi görünse de, aslında birebir tarihe kayıt geçmiş politik ve sansasyonel hadiselerdir. Kitapta Usame bin Ladin’nin kendisinden, onun ailesinden gelen muazzam zenginliğinden ve Amerika'ya karşı artan nefretinden söz edilmektedir. Bin Ladin birçok yönden Coll'ün kitabının temel taşını oluşturmaktadır. Okuyucular, Bin Ladin’in bu terör sapkınlığı sürecinin nasıl geliştiğini ve kendisinin dünyadaki en sofistike istihbarat topluluğunu nasıl yendiğini okuyacaklardır.

    1997'den 10 Eylül 2001'e kadar uzanan üçüncü bölüm ise adeta zirve tırmandıran bölümdür. 1990'larda Yemen’de yaşananlar, 12 Ekim 2000 tarihinde el-Kaide tarafından USS Cole savaş gemisine düzenlenen saldırı, El-Kaide'nin Beyaz Saray'a duyurmak istediği ayak sesleriydi. Coll, 1996'da, CIA tarafında Bin Ladin biriminin kurulmasını ve 11 Eylül'e kadar olan bu yükselişi etkileyici bir şekilde, detaylıca anlatıyor. ABD hükumeti bu konuda çok hızlı değilse de sonunda uyanıyor! CIA, İslami cihadın altyapısını kırmak niyetinde olsa da, Başkan Clinton'ın diğer başkanlara nazaran bu dış politikada çok da etkili ve ilgi olmadığını öğreniyoruz. Ayrıca Başkanın bu konuya olan yaklaşımı, CIA'nin bütçesini ve ulusal güvenlik önceliklerini de önemli ölçüde etkilemekteydi.

    CIA direktörü George Tenet, El-Kaide ve bin Ladin girişimlerine karşı verilen bu yeni öncelik ile Bin Ladin'i bulunduğu yerden operasyon ile almak için Clinton'ın güvenlik ekibine çok sayıda plan sunduysa da, ABD bu gibi fırsatların hepsini kaçırdı. Tenet'in sunmuş olduğu tüm planlar önemli güvenlik riskleri taşımaktaydı. CIA, tüm çabalarına rağmen deyim yerindeyse, Bin Laden'in “iç çemberine” asla giremedi ve Afgan ajanlarının kendileri ve ABD hükumetine karşı olan dürüstlüğünden şüphe duyar oldu. Bunların dışında, CIA hakkında yürütülen sıkı kongre incelemeleri, Bin Ladin'e karşı yürütülecek olan suikast planlarını ve paramiliter operasyonları engelledi. CIA, her fırsatta yaratıcılığıni ve seçeneklerini boğan yasal kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. ABD, ulusal casusluk ve medeni haklar konusunda geniş çaplı bir tartışmaya girerken, 1990'ların sonlarından itibaren yaşanılanlardan alınan dersler, CIA’ye uygulanan yasal sınırlamaların işlerini yapmasını engellediğini ve 11 Eylül’ün gerçekleşmesine izin verdiğini gösteriyor.

    2001'in yaz aylarına girerken, ülkede ve dünyada neler olduğunu bilenler arasında CIA'deki korku durumu o kadar yüksekti ki, bazı memurlar istifa etmek ve bazı bilgiler ile kamuoyuna gitmek istedi. Çoğunlukta olan istihbarat çalışanları, El-Kaide'nin ABD'ye her an saldırmayı planladığını dile getiriyorlardı. Bu sadece bir an meselesiydi. 10 Eylül'de CIA’nin Başkanı, Başkan Bush'un günlük istihbarat toplantısında, Bin Ladin’in ABD’ye karşı kesin bir saldırı talimatı emri verdiği ve ABD’nin El-Kaide ile girişeceği gizli savaşın sonuçları görüşüldü.

    Steve Coll, temelde 9/11 komisyonlarının bulgularını birleştirmek, pekiştirmek adına kitabı burada sona erdirir. Kitap, CIA’nın tahrip gücü yüksek teknolojik silahlarla yenilgiye uğratmaya çalıştığı Sovyetleri, desteklediği yerel güçler ile yenerek şok etkisi bıraktığını anlatmaktadır. Bence burada, bu kitapta zor olan tek şey, okuyucunun sonuna kadar sabırlı davranabilmesidir. Steve Coll, okuru ile çıkmış olduğu bu yolculukta kendisine yardımcı olmak için kolaylık sağlamışsa da, tanımadığınız, bilmediğiniz birçok şey ve detay sizi belki sıkabilir. Ama Hayalet Savaşları kitabı, tarihte belli bir döneme ışık tutacak bir ders kitabı niteliğinde, bugünün derslerinde akademik olarak ele alınabilir. Evet, bir kitap incelememizin daha sonuna geldik. Herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Şêx Mehmûd Berzencî, tarihte ilk ve tek olan Kürdistan Krallığını ilan etmiş değerli şahsiyettir.

    10 Ekim 1922'de kurduğu Güney Kürdistan Hükümeti’nin Kürdistan Kralı olarak ilan ettiği Şeyh Mahmud Berzencî, 9 Ekim 1956'da Bağdat’ta hayata gözlerini yummuştur.

    Güney Kürdistan’ın önde gelen Kadirî tarikatı mürşitlerinden Şeyh Ahmed’in torunu olan Şeyh Mahmud, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarından itibaren çalkantılı bir politik süreç yaşadı ve bağımsız bir Kürdistan için sık sık başlattığı isyanlarla adından söz ettirdi. Karizmatik kişiliği ve politik kimliğiyle tanınan Kürt lider, Kürt kenti Kerkük’ün İngilizler tarafından işgali sonrası bir Kürt delegasyonu oluşturarak İngilizlere, 7 Nisan 1918'de birçok Kürt liderinin imzaladığı ve Kürt bağımsızlığını vurgulayan bir muhtıra sunmuştu. Bu muhtıra ertesinde çeşitli müzakereler ve girişimler sonrası 1 Kasım 1918'de Britanya Hükümeti adına Binbaşı E. M. Noel, merkezî hükümetin kararıyla Kürdistan Hükümdarı olarak ilan edilen Berzencî’yi tanıdıklarını deklere etti.

    Çok geçmeden dünya siyaset dengelerinin değişmesi ve Dünya Savaşı galiplerinin çıkarlarının çakışması neticesinde Britanya, Kürt politikasını yeniden gözden geçirince Berzencî ile İngilizler arasında sorunlar çıkmaya başladı. 22 Mayıs 1919'da İngilizlere karşı isyan başlatan Berzencî, Süleymaniye’deki İngiliz birliklerini esir alarak Bağımsız Kürdistan Hükümeti’ni ilan etti.

    KÜRDİSTAN KRALLIĞININ İLANI SONRASI

    Hükümetin ilanı sonrası İngilizlerle kıyasıya bir çatışmaya giren Berzencî, 12 Haziran 1919'da Derbendî Bayzon Savaşı’nda yaralanarak esir alındı ve Bağdat’a götürüldü. Burada yargılanarak idam cezasına çarptırıldı. Londra Hükümeti tarafından ölüm cezası onaylanmayınca arkadaşlarıyla birlikte Hindistan’a sürgüne gönderildi. Fakat taraftarları Amediye, Akra, Musul ve Kerkük’te gösterilerde bulunarak, Şeyh Mahmud adına eylemler yapmaya başladı. Kürtlerin bu eylemleri Güney Kürdistan’ın Irak’a bağlanmasını engelleyemeyince İngiliz askerlerine yönelik saldırılar başladı. İngilizlerin sert müdahalelerine karşılık Kürtler, subaylara suikastler düzenleyerek iki yıl içerisinde otuza yakın İngiliz yetkili öldürdüler.

    Araplar ve Kürtler arasında çatışmaların sertleşmesi üzerine Eylül 1922'de Şeyh Mahmud, sürgünden geri getirilerek kendisine bazı yetkiler verildi. Şeyh Mahmud Berzencî, 10 Eylül 1922'de 7 bakandan oluşan bir kabineyle hükümet kurduğunu ilan etti. Resmî olarak Hikûmeta Cenûbî Kurdistan olarak geçen özerk yönetim, yargı ve yürütme organlarını ve halk meclisini aynı gün içerisinde açtı. 14 Eylül 1922'de, Meclis Kurulu Başkanı sıfatıyla katıldığı oturumda, meclis, Süleymaniye’yi başkent, Şeyh Mahmud Berzencî kral ve hükümet başkanı ilan etti. Kısa bir süre sonra Kurdistan adıyla bir resmî gazete yayımladı.

    Bütün bunlar olurken, Sadiq Qadirî, Ehmed Behced Efendi, Elî Efendi Bapîr Axa, Faik Arif Bey, Hecî Axayê Fethullah, Yüzbaşı İdham Bey, Refiq Hîlmî Bey, Salih Qeftan, Şêx Muhammed Gulan, Şukrî Alaka (Hristiyan Cemaati temsilcisi) ve Tevfiq Bey gibi isimlerle Cemaata Kudistana Mezin (Büyük Kürdistan Cemiyeti, bazı kaynaklarda Kürdistan Derneği olarak da geçmekte) adlı bir cemiyet kurdular. Mustafa Paşa Yamulki’nin başkanlığını yaptığı bu cemiyetin esas amacı Berzencî hükümetini desteklemek ve bağımsız Büyük Kürdistan Devleti’ni kurmaktı. Bu faaliyetler çerçevesinde 2 Ağustos 1922’de Kürtçe, Türkçe ve Farsça yayın yapan Bangî Kurdistan adlı bir gazete de çıkarılmaya başlandı.
    İTMEK BİLMEYEN MÜCADELESİ

    30 Nisan 1923'te İngiltere ile Irak arasında protokol imzalanınca İngiliz Hükümeti, Güney Kürdistan Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya ve Güney Kürdistan’ı nihai olarak Irak’a ilhak etmeye karar verdi. Irak ordu kuvvetleri, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin desteğiyle 19 Temmuz 1924'te Süleymaniye’ye girdi, Berzencî birlikleriyle birlikte dağlara çekilmek zorunda kaldı. 19 Ocak 1927'de ‘İran-Irak sınırında bulunan Piran köyünde oturacağını ve artık Irak Hükümeti’ni rahatsız etmeyeceğini’ taahhüt ettiği bir sözleşmeye imza attıysa da Irak ordu birliklerine yaptığı saldırılarla sıkça peşine düşülen Berzencî, 4 Kasım 1930'da tekrar ayaklanma başlattı. Ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılması neticesinde Berzencî, tutuklanarak Irak’ın güneyine sürüldü. 1941 yılına kadar sürgünde ağır koşullarda yaşayan Berzencî, daha sonra Bağdat’a yerleşti ve 9 Ekim 1956 yılında burada yaşamını yitirdi.
  • "Düşer düşer kalkarız her Eylül'e isyan gibi"
  • Ancak tembeller ve uyuşuklar Eylül'den beklenti içinde olur.
  • Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ikinci incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

    Babanız Atatürk kitabı ile Atatürk’ü yeniden okumaya var mısınız? Kronolojik biyografi incelemesi yapacağım, biraz uzun olacak ama unuttuğumuz bazı bilgileri hatırlamamıza yardımcı olacak.

    Falih Rıfkı Atay bu kitabında kendi bildiği Atatürk'ü anlatıyor bize. Çocukluğundan başlayarak, aralara anılar ekleyerek bize doyumsuz bir zevk sunuyor. Diğer kitaplarından aşina olduğum dilini aynı şekilde koruyor ve kullanıyor. Atay'ın kaleminden Atatürk'ü okumak zevk veriyor.

    “Bu inceleme kronolojik ve uzun bir incelemedir. Kitabın temasına uygun bir şekilde yapılmış ve konusu dışına çıkılmamıştır. Kitabı okuduğunuzda detaylarına fazlasıyla kavuşacaksınız.”

    1881’de Selanik’te doğdu,
    Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendi’dir.
    Annesi onu mahalle mektebine vermek isterken, babası modern eğitim almasını istiyordu. Annesini kırmadı ve mahalle mektebine yazıldı. İstemeye istemeye gidiyordu. Dik kafalılık o zamanlardan beri vardı. Bu mektep'te arkadaşlarının yaptığı yaramazlığı üstlendi ve hocadan dayak yedi. Bu onun için dönüm noktası oldu.

    Ali Rıza Efendi, Mustafa’yı modern eğitim yapan Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Artık Mustafa'nın istediği olmuştu.
    Babası bu dönemde vefat etti ve çok zorluk yaşadılar. Annesi ile birlikte dayısının çiftliğine gittiler. Bu fazla uzun sürmedi, teyzesi Mustafa’yı okutmak için tekrar Selaniğe yanına aldı.
    Artık Orta Okula gidiyordu ve buradan da mezun oldu.

    1893 yılında gizli olarak sınavlara hazırlanıp, çok istediği “Selanik Askeri Rüştiye’sine (okulu) girdi.
    Çok başarılı bir öğrencilik geçiriyordu ve Üniforma onun övünç kaynağı idi.
    Osmanlı toprak kaybetmeye devam ediyordu. Selanik artık düşman hedefindeydi.
    Mustafa, aynı adı taşıyan matematik öğretmeninin verdiği Kemal adını aldı. Daha sonra kazanacağı rütbelere ilk olarak adı ile başlıyordu. O artık Mustafa Kemal’di!
    Mustafa diğer arkadaşlarına kıyasla daha iyi giyiniyor, kendisine bakıyor, bu dışarıdan fazlasıyla dikkat çekiyordu.

    1893 ‘te girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirince, 1895’te Manastır Askeri İdadisi'ne (Lise) girdi. (Bazı kaynaklarda 1985, bazılarında ise 1986. Başvurduğu tarih olarak 1985 gözüküyor.) Hitabet ve edebiyata yöneldi, şiirler yazdı. Türkçe öğretmeni onun bu yöne pek yönelmemesini, asıl derslerinden geri kalmaması için uyardı. Yaz tatilinde Fransızca dersler almaya başladı. 1898’de ikincilikle mezun oldu.

    1899 13 Mart’ta İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
    1902 10 Şubat’ta Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı. Elle yazılan bu gazetede, arkadaşlarıyla ülke yönetimini eleştiriyordu. Okul Müdürü Rıza Paşa’nın çabasıyla ceza almaktan kurtuldular. Aldıkları ufak cezaları da affetti çünkü kendisi de ileri görüşlü bir Müdürdü. Mustafa artık devletin idari yönetimini eleştiriyor ve yayınlar çıkarıyordu.

    https://isteataturk.com/...07466324_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07470225_ataturk.png

    1905 11 Ocak’ta Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.
    https://isteataturk.com/...07472679_ataturk.png

    1906 Ekim’de Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kıdemli Yüzbaşı(Kolağası) oldu.
    https://isteataturk.com/...07479134_ataturk.png

    1908- 23 Temmuz’da ilan edilen II.Meşrutiyet için çalışanlar arasındaydı.
    https://isteataturk.com/...07479692_ataturk.png

    1909 31 Mart(13 Nisan) İsyanı’nda Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak görevli.
    Adı aktif olarak bu olayda duyuldu. 1911- 13 Eylül’de İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.
    https://isteataturk.com/...07480318_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07492671_ataturk.png

    1911 27 Kasım’da Binbaşılığa yükseldi.
    https://isteataturk.com/...07481057_ataturk.png

    15 Ekim’de gazeteci Mustafa Şerif kimliği ile İskenderiye üzerinden, İtalya’nın saldırısına uğrayan Trablusgarp’a gitmek için İstanbul’dan ayrıldı.
    1912 9 Ocak’ta, Trablusgarp'ta İtalyanlar’a karşı Derne saldırısını yönetti. Savaş alanındaki ilk tecrübeleri burada kazandı.
    https://isteataturk.com/...08225809_ataturk.png

    1912 8 Ekim’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşı başladı. Osmanlı devleti “Ouchy”(Uşi) Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakınca, diğer subaylarla geri çağrıldı. 8 Kasım’da Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilince, Derne’den Mısır’a, oradan İstanbul’a döndü.
    https://isteataturk.com/...07568647_ataturk.png

    1912- 25 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nı korumak için Gelibolu’ya “Bahr-i Sefid(Akdeniz) Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürü” olarak atandı. Daha sonra Bolayır Kolordusu adını alan bu kuvvetlerin Kurmay Başkanlığına getirildi.Bu görevi sırasında Çanakkale Boğazı’nın topoğrafik haritasını hazırlattı.

    1912’de General Litzmann’dan çevirdiği “Bölüğün Muharebe Talimi” adlı kitabı İstanbul’da yayınladı.
    http://farm3.static.flickr.com/...27529_661c5cecbb.jpg
    Asalet: https://isteataturk.com/...07496583_ataturk.png

    1913 27 Ekim’de Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.
    https://isteataturk.com/...07569763_ataturk.png

    1914 1 Mart’ta, Yarbaylığa yükseltildi.
    https://isteataturk.com/...07575352_ataturk.png

    1914’te Yeni Çeri kıyafeti ile Sofya’da baloya katıldı ve davetlileri kendisine hayran bıraktı.
    https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png

    1915 2 Şubat’ta, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.
    1915 25 Şubat, Maydos'a gitti.
    1915 25 Nisan, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.
    1915 1 Haziran Albaylığa yükseltildi.
    1915 9 Ağustos, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.
    https://isteataturk.com/...07573317_ataturk.png
    1915 10 Ağustos, Atatürk komutasındaki kuvvetlerin, Conkbayırı’nda İngilizlere taarruzu ve düşmanın ilerlemesine durdurmuş ve anafartalar kumandanı Mustafa Kemal düşmanı püskürtmüştür. Bugünkü muharebeler esnasında Atatürk’ün kalbini hedef alan bir kurşun, göğüs cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden, kendisi mutlak bir ölümden kurtulmuştur.)
    https://isteataturk.com/...07573416_ataturk.png

    Çanakkale geçilemedi ise bir sebebi vardır. Akıl vardır, ölüme düşünmeden giden vatan evlatları vardır. Mustafa Kemal’in varlığı ve dehası Çanakkale’ye damga vurmuştur.

    Gelibolu Kuvvetleri Komutanı Alman Generali telefonla aradı.
    —Emrinizdeki kuvvetleri emrime veriniz.
    Komutan alaylı bir dille:
    —Çok gelmez mi? dedi.
    Mustafa Kemal olanca ciddiliği ile cevap verdi:
    —Az gelir! Sy.44

    https://isteataturk.com/...07573035_ataturk.png

    1916 10 Ocak’ta Almanlar’dan Çanakkale’deki başarıları nedeniyle “Demir Salip Nişanı”,
    17 Ocak’ta Sultan Reşat tarafından “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi.
    https://isteataturk.com/...07575142_ataturk.png

    1 Nisan’da Tuğgeneralliğe yükseltildi.
    https://i2.wp.com/...-04-istasy10net.jpg

    1916 6 Ağustos, Bitlis ve Muş'u Ruslar’dan kurtardı.
    https://isteataturk.com/...07653304_ataturk.png

    1917 20 Eylül, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
    Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası (Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.)

    1917 Ekim İstanbul'a döndü.
    https://isteataturk.com/...07657988_ataturk.png

    24 Mayıs 1918 tarihinde, yakın arkadaşı Ruşen Eşref Ünaydın'a bir fotoğraf imzalyıp vermiştir. Fotoğraf üzerine şunları yazmıştır:
    ''Her şeye rağmen, muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.''
    https://isteataturk.com/...07660819_ataturk.png

    1918 26 Ekim, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.
    https://isteataturk.com/...07658306_ataturk.png

    30 Ekim’de Mondros Mütarekesi'ni imzalandı.
    1918 31 Ekim, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atandı.

    1918 13 Kasım, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılınca, Mustafa Kemal İstanbul'a döndü. Boğaz’da düşman donanmasını görünce, yaveri Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler!” dedi.
    https://isteataturk.com/...07658381_ataturk.png

    1919 30 Nisan Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atandı.

    1919 15 Mayıs Kara gün… İzmir'e Yunan'lılar asker çıkardı.
    (Bu konular hızlıca geçilecek konular değil ama kronolojik bir inceleme olduğu için sadece tarih ve olaylar hakkında bilgi veriyorum.)
    1919 16 Mayıs Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.
    1919 19 Mayıs Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.
    1919 15 Haziran3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
    1919 21 Haziran, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.
    19 Mayıs Samsun’a çıkışı ile ilgili 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da ‘da kitabına yaptığım incelemeden detay alabilirsiniz. #29768419

    1919 22 Haziran, Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu.
    1919 8/9 Temmuz, Mustafa Kemal Paşa askerlikten çekilerek, sine-i millete döndü. Artık sivildi.
    ADAM GÖRÜN, ADAM!!!! https://isteataturk.com/...07664899_ataturk.png
    Not: Üzerindeki kıyafetler ona ait değildir. Para yok, nereden alacaklar? Etraftan ayrı ayrı toplanmış ve kendisine verilmiştir.

    1919 23 Temmuz, Mustafa Kemal'in başkanlığında Erzurum Kongresi toplandı. Tüm yurdu kapsayan kararlar alınarak, bir Temsil Kurulu seçildi. (7 Ağustos 1919)
    https://isteataturk.com/...07663796_ataturk.png

    1919 4 Eylül, Mustafa Kemal'in başkanlığında Sivas Kongresi toplandı. Millî Mücadele’ nin yöntemi belirlenip, bütün dernekler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
    https://isteataturk.com/...07665246_ataturk.png

    11 Eylül’de Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...07666376_ataturk.png

    1919 22 Ekim, Osmanlı Hükümeti ile Amasya Protokolü'nü imzaladı.
    1919 7 Kasım, Erzurum'dan milletvekili seçildi.
    1919 27 Aralık, Heyeti Temsiliye ile Ankara'ya geldi.
    https://isteataturk.com/...07665730_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07665637_ataturk.png

    1920 18 Mart, İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.
    https://isteataturk.com/...07742082_ataturk.png

    1920 19 Mart, Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün
    yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulundu.
    1920 20 Mart, İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
    1920 23 Nisan, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açıldı.
    https://isteataturk.com/...07742381_ataturk.png

    1920 24 Nisan, Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...07742783_ataturk.png

    1920 5 Mayıs, Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk B.M.M. Hükümeti toplandı.
    https://isteataturk.com/...07745465_ataturk.png

    1920 11 Mayıs, Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
    1920 24 Mayıs İdam kararı Padişah tarafından onaylandı.
    1920 10 Ağustos, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında I.Dünya Savaşı’nı sona erdiren Sevr Antlaşması imzalandı.

    1921- 9/10 Ocak, I. İnönü Savaşı.
    https://isteataturk.com/...07749933_ataturk.png

    1921- 20 Ocak, İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.
    https://isteataturk.com/...07839390_ataturk.png

    1921 30 Mart / 1 Nisan, II. İnönü Savaşı, Yunanlılar’la milletin aksak talihi de yenildi.
    https://isteataturk.com/...07748701_ataturk.png

    1921 10 Mayıs, Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu” kuruldu, başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.
    https://isteataturk.com/...07838180_ataturk.png

    1921 5 Ağustos, Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevi verildi.
    https://isteataturk.com/...08175553_ataturk.jpg
    https://isteataturk.com/...08185365_ataturk.png

    1921 22 Ağustus/23 Eylül, Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması ve zaferle sonuçlanması. 1683’ten beri süren savunma ve geri çekiliş durduruldu.
    https://isteataturk.com/...07746193_ataturk.png

    1921 19 Eylül, Mustafa Kemal'e B.M.M. tarafından Mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanının verilmesi.
    https://isteataturk.com/...07747904_ataturk.png

    1922 26 Ağustos, Bir yıllık hazırlıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz'u başlattı.
    https://isteataturk.com/...08273692_ataturk.JPG

    1922 30 Ağustos, Gazi Paşa, Dumlupınar’da düşman ordusunun büyük kısmının imha edildiği, Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
    https://isteataturk.com/...13190926_ataturk.jpg

    1922 1 Eylül, "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!" buyruğunu verdi.
    https://isteataturk.com/...08275530_ataturk.png

    1922 9 Eylül Türk Ordusu İzmir'e girdi. Düşman kalıntıları denize döküldü.
    1922 10 Eylül, Gazi İzmir'de…
    http://manisanokta.com/...r-1923-600x320.jpg

    1922 11 Ekim, Mudanya Mütarekesi'nin imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08308942_ataturk.png

    1922 1 Kasım, Saltanat, TB.M.M. tarafından kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...13278488_ataturk.jpg

    1922 17 Kasım, VI.Mehmet Vahdettin, Malaya adlı İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı.
    1923 29 Ocak, Gazi Mustafa Kemal, İzmir’li Latife Hanım'la evlendi.
    https://isteataturk.com/...08479768_ataturk.png

    1923 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Halk Fırkası'nı kurması.
    https://isteataturk.com/...08484903_ataturk.png

    1923 24 Temmuz, Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren Lozan Antlaşması imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08685244_ataturk.png

    1923 11 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...08685350_ataturk.png

    1923 29 Ekim, Cumhuriyet ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://ibb.co/eCMD0p

    1924 1 Mart , Gazi Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliğin kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu verdi.

    1924 3 Mart, Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat(öğrenimin birleştirilmesi), “Şer'iye ve Evkaf Vekaleti” ile “Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaleti”nin(Bakanlığı) kaldırılması hakkındaki yasalar, Büyük Millet Meclisi'nce kabul edildi.
    1924 20 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...08696520_ataturk.png

    1925 17 Şubat, Aşar (1/10) vergisi kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...09061694_ataturk.png

    1925- 24 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal ilk defa Kastamonu'da şapka giydi. https://isteataturk.com/...09477164_ataturk.png

    1925- 25 Kasım, Şapka Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09517640_ataturk.png

    1925- 30 Kasım, Tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması hakkında kanun kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09518837_ataturk.png

    1925- 25 Aralık, Uluslararası takvim, saat ve ölçüler kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09520015_ataturk.png

    1926- 17 Şubat, Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10342832_ataturk.png

    1927- 1 Temmuz, Gazi Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ayrıldıktan 8 yıl sonra ilk kez İstanbul'a gitti.
    1927- 15/20 Ekim, Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu okudu.
    1927- 1 Kasım, Gazi Mustafa Kemal 2. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    1928- 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10644067_ataturk.png

    1928- 3 Kasım, Türk Harfleri Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10511935_ataturk.jpg

    1931- 15 Nisan, Türk Tarih Kurumu kuruldu. 1931- 4 Mayıs, Gazi Mustafa Kemal 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...10435164_ataturk.JPG

    1932- 12 Temmuz, Türk Dil Kurumu'nun kuruldu.
    https://isteataturk.com/...10488443_ataturk.jpg

    1933- 29 Ekim, Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşkuyla “Onuncu Yıl Marşı” eşliğinde kutlanan Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde tarihi nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10510719_ataturk.jpg

    1934- 24 Kasım, Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanunu kabul edildi. 1935- 1 Mart, Atatürk 4. kez Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...10510998_ataturk.jpg

    1937- 1 Mayıs, Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışladı.
    https://isteataturk.com/...10437082_ataturk.jpg

    1938- 31 Mart, Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyuru yapıldı. 1938- 15 Eylül, Atatürk vasiyetnamesini yazdı.
    1938- 16 Ekim, Atatürk'ün durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlandı.
    1938- 10 Kasım Perşembe günü, saat 9.05’te Atatürk diyerek ebediyete göçtü. Son sözü) “Aleykümselam” oldu.
    1938- 11 Kasım, İstanbul Şehir Meclisi olağanüstü toplandı.
    Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsu yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı çekildi.
    1938- 12 Kasım, Yüksek Öğrenim gençliği, Üniversite Konferans Salonu'nda toplandı.
    1938- 13 Kasım, Gençlik, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına and içti..
    1938- 14 Kasım, Büyük Millet Meclisi toplandı.
    1938- 15 Kasım, Hükümet, Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
    1938- 16 Kasım, İstanbul halkı, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevini yaptı.
    1938- 19 Kasım, Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan aziz cenazesi(na’şı), önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü. Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.

    Görüntüler:

    https://ibb.co/ixdcbU

    https://ibb.co/fvgxbU

    https://ibb.co/e9KB39

    https://ibb.co/hxvjO9

    https://ibb.co/bWSyi9

    https://turkcetarih.com/...aflar-13.3.7.jpg

    https://ibb.co/irdtGU

    https://ibb.co/mXikwU

    https://ibb.co/jM1cAp

    https://ibb.co/jKwcAp

    1938- 20 Kasım, Atatürk'ün aziz cenazesi Ankara'ya ulaştı. Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
    1938- 21 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabre(mezara konuldu.
    1938- 25 Kasım, Atatürk'ün vasiyetnamesi Ankara 3.Sulh Hukuk Hakimliği tarafından açıldı.
    1938- 26 Aralık, Atatürk'ün “Ebedi Şef” sanıyla anılması kabul edildi.

    Fotoğraflar ve daha fazla detay için 10 Kasım Yas Günü kitabına kesinlikle bakınız. Büyüklük ve Onur nasıl bir şey, tekrar tekrar görünüz.

    1941-1 Mart’ta, Anıtkabir'in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya; Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konuyu daha başarılı ifade etmesi ve projenin araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın projesinin uygulanması kararlaştırıldı.

    1944- 9 Ekim, Rasattepe’de Anıtkabir inşaatına başlandı. İlk harcı Başbakan Şükrü Saraçoğlu koydu.

    1953- 4 Kasım, Atatürk'ün Etnografya Müzesi’ndeki Geçici Kabri açıldı.Tahnit edilmiş na’şını hiç bozulmadığı görüldü.Kurşun tabuttan çıkarılarak, ceviz ağacından yapılan bir tabuta alındı. 1953- 10 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Anıt-Kabir'e nakledildi. Milletin sinesine gömüldü.

    4 Kasım 1953 - Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e götürülmek üzere Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrinden çıkarıldı.
    https://ibb.co/ezdcbU

    https://ibb.co/egBKqp

    https://ibb.co/k7JSbU

    https://ibb.co/kodtGU

    https://ibb.co/cMBr39

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi


    Tüylerim diken diken oluyor her izlediğimde, her dinlediğimde...

    Kronolojik incelememiz burada bitiyor. Falih Rıfkı Atay’ın “Babanız Atatürk” kitabında tam olarak yapmış olduğu çalışma bize Atatürk’ü çocukluğundan itibaren anlatmaktır. Keyifle okuyacağınız bir kitap. Her kitabın sonun da olduğu gibi Atatürk’ün ölümü bizleri üzüyor. ÖLÜMÜ bölümü en zor okunan bölüm. İnsan istiyor ki, zamanı geriye sarıp onu o hastalıktan kurtarsın. Ama olmuyor haliyle. Dünya Tarihine adını silinmez harflerle yazdırdı. Hem Devlet Adamı olarak hem Başkomutan olarak. Yaptığı inkılaplar ve kurduğu Cumhuriyet en temel hazinesi ve övünç kaynağıdır.

    https://isteataturk.com/...11554187_ataturk.jpg

    Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

    Kitabı okuyunuz, okutturunuz, hediye ediniz. Mustafa Kemal Atatürk sevginiz hiç bitmesin.

    *** Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 'den ve http://www.anitkabir.org/...urk-kronolojisi.html den ödünç aldığım bilgiler oldu. Kaynak oldukları için teşekkür ederim. Bazı bilgileri iki üç şekilde teyit ettim ama Kronoloji de bazen sıkıntı olabiliyor. Falih Rıfkı'nın verdiği tarihlerde bu kaynaklar ile örtüşmeyebiliyor. Muhtemelen yeni raporlar ve resmi tutanaklar sonradan bulunup güncellenmiş olmalı. Ufak farklar diyelim bunlara. Fotoğraflar ayrı olarak eklenmiştir. Hepsi özenle seçilmiş ve konulara eklenmiştir.

    https://isteataturk.com/...11687449_ataturk.jpg

    Herkese iyi okumalar diliyorum.

    https://www.youtube.com/...+t%C3%BCrk%C3%BCler+