Tümüyle dinsel kültürlere bağlı insanlar sekiz yaşında bir çocuğa benzetilebilirler; bu yaşta bir çocuk babasının yardımını gereksinir ama öte yandan babasının öğüt ve ilkelerini kendi yaşamında uygulamaya başlamıştır. Çağdaş insansa üç yaşında bir çocuk konumundadır. Ancak gereksinim duyduğu an ‘baba’ diye bağırır. Gereksinimi yoksa eğer oyununa dalıp gider.
Uygarlığımız kişinin bu tek başınalığını bilince çıkarmasını engelleyecek birçok oyalayıcı şeye sahiptir: Her şeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleştirilmiş çalışma düzeni, insanı en temel insanca isteklerinden, kendini aşma ve bir olma halinden habersiz kılar.
Eğer kişi annesine, kabilesine, ulusuna duyduğu sapkın bağlılıktan kendini kurtaramaz, cezalandıran ve gönlünü alan babaya ya da herhangi bir otoriteye çocukça bağlılığını sürdürürse, Tanrı’ya daha olgun bir sevgi besleyemez; böylece onun inancı tanrının koruyucu anne ya da cezalandırıcı baba olduğu dinin ilk evrelerine takılır kalır.