Sahi ölüm neden mide bulandırır?
İlk etapta yarasız ve kansız bir ölünün uyuyan birinden pek farkı yoktur, yine de tiksindirir düşüncesi.
O kaskatı, henüz taze sayılan ceset bayağı mide bulandırıcıdır.
Bu insan beyninin bir oyunu mudur?
Olmayan kokular duyulur. Ne yapılacaksa artık yapılmaz olur.
Gariptir ölüm, paklayıcıdır!
Unutturur her şeyi insan hep kendi ölümünü düşünür. Hatırlatıcıdır!
Sessizleştirir ölüm, susturur, susatır, korkutur...
Bir gün bir ölümün akşam yemeğimizi bölme ihtimali yüksektir. Böler ve yenmemiş yemekler geri kaldırılır.
Akşam telaşesine, ölüm kalabalığı karışır...

Genç kadın hiç ölümü düşünmediği bir günde akşam yemeğinin ölümle bitmesiyle sarsılır...
Bilmediği bir nedenden hissettiği tek şey bulantıdır.
Kimsenin tek lokma yiyecek hali kalmamıştır, sanki çiğnenecek her lokma o ölünün etindendir...
Hem kalabalık, hem yalnız nasıl olunur anlar...
Susar, susar, ve susar bazı insanlar öyledir herkes ağladığında ağlayamazlar. Genç kadın onlardandı, hiç bir şey hissetmiyor sadece ölünün soğuk bedenini düşünüyordu.
Her şeyi düşünmüştü bir bir nasıl yıkanacaktı, nasıl kefenlenecekti, nasıl gömülecekdi...
Kaç kişinin gassal arkadaşı vardır?
Genç kadının vardı. Tüm bu evreleri biliyordu, dinlemişti arkadaşından.
Arkadaşı büyük bir zevkle anlatmıştı yıllar önce, unuttum sanıyordu hatırlayınca şaşırmıştı. Meğer hatırlaması için bir ölüm gerekliymiş.
Ölüm gereklidir elbet tüm faydası düşünülünce. Olmadığını düşünülse yaşamanın ne manası kalır diye düşündü genç kadın, hem ölümün yeri, zamanı, yaşı yoktu gizemliydi, herkes için başkaydı...
Ne olacaktı şimdi? Elleri kucağında kavuşmuş, gamsız bir baykuş ne yapacaktı şimdi?
Hala susuyordu ta ki işgüzar bir komşu kadın onu sürüklercesine kaldırıp, yüzünü yıkamaya zorlayıncaya değin.
Yıkadı elini yüzünü, suyun verdiği ferahlık yine aynı şeyi düşündürdü...ölüm tekrarlayıcıdır!
Sabah olacak mıydı? Güneş doğsa bile sabah olacak mıydı? Ölülerle beslenmiş kapkara bir toprak örtmüştü pencereleri dışarda gün diye bir şey varsa onun için yoktu...
Ot ölüleri, çiçek kanları ve insan ruhları onu sarmalamıştı. Öyle ki onca ağırlığın altında ezildikçe, eziliyor başını zorla kaldırıp arada etine, koluna, bacağına bakıyordu bunca ağırlık morartıp, kanatmış mı diye?
En son bunu düşünürken uyuya kalmıştı..

Uyandığında ölüm yoktu, esvap yoktu, eşya yoktu... Bir beyit kalmıştı Süleyman efendi den geriye kahve ocağında el yazızısı ile...

"Ölüm Allah'ın emri şu ayrılık olmasaydı!"

Can Yücel
Toprak gibi olmalısın.
Ezildikçe sertleşmelisin!
Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı.

Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
 15 May 18:51

Ezdikçe mağrur, ezildikçe meyus olma! Daima didin ve öğren, daima iste ve yüksel. Adil ve rahim ol. Korkutmaktan ziyade sevdirmeye çalış.

Meyus: Umutsuz
Rahim: Merhametli

Çağlayanlar, Ahmet Hikmet MüftüoğluÇağlayanlar, Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Toprak gibi olmalısın.
Ezildikçe sertleşmelisin!
Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı.

- Can Yücel

Toprak gibi olmalısın.
Ezildikçe sertleşmelisin!
Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı.

Can Yücel

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?

Şükrü ERBAŞ

Can Yücel
Toprak gibi olmalısın. Ezildikçe sertleşmelisin! Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı.

Elif, bir alıntı ekledi.
28 Nis 03:26 · Beğendi · Puan vermedi

" Ezildikçe bazıları insanların daha çok esrar içer, daha ümitsiz kumar oynar. "

Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 62 - YKY)Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 62 - YKY)

Toprak gibi olmalısın.. Ezildikçe sertleşmelisin! Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı..

Büşra A., bir alıntı ekledi.
07 Nis 12:39

İnsanlar sıkıntılar içinde bunalıp ezildikçe geleceği şansa bırakıyor.

Biz Adam Olmayız, Aziz Nesin (Sayfa 24 - Nesin Yayınevi 19. Baskı)Biz Adam Olmayız, Aziz Nesin (Sayfa 24 - Nesin Yayınevi 19. Baskı)