Selamün Aleyküm
Ekrem Cemilpaşa ile Kadri Cemilpaşa Suriye’deyken birlikte Kürt tarihini baştan sona yazmak konusunda anlaşmış ve aralarında bir paylaşımda bulunmuşlardı. Bu paylaşıma göre Kadri Cemilpaşa Doza Kurdistan, Ekrem Cemilpaşa ise Muhtasar Hayatım adlı kitabı yazmıştır.
Kitabın otobiyografi olması tarih içeriği açısından beni biraz düşündürmüş ancak fikirlerine önem verdiğim kişiler tarafından şiddetle tavsiye edilince erken kalkmalı-kitap okumalı grubumuzla birlikte kitabı okuduk. Okuduktan sonra anladım ki otobiyografi tanımım biraz ilkokuldan kalmaymış :) Dönemi ve dönem içerisinde dönen oyunları, olayları, Kürt cephesindeki çığlıkları ve suskunlukları ancak böyle anılarla dolu bir kitap anlatabilirmiş. Bu yüzden çokça beğendiğim ve Kürt tarihi listeme eklediğim bir kitap oldu.
Cemilpaşa kitabın giriş kısmında ailesinden ve çocukluğundan bahsediyor. "Hayatını anlatıyor işte ya" şeklinde okumaktansa "her Kürt çocuğu böyle bir yaşam standardına sahip olmalıydı" düşüncesiyle okumanızı tavsiye ederim, bu bakış açısıyla okuduğunuzda göründüğünden çok daha fazla şey kapacaksınız.
Kitapta en çok beğendiğim bölüm Cemilpaşa ve arkadaşlarının kurmuş olduğu Kürdistan Cemiyetini Türklerle birliğe ikna etmeye gelen Mustafa Kemal`in askerlerine onlarca insanın önünde dik duruşlarından taviz vermemeleri, akıllıca ve nezaketle vermiş oldukları cevaplar ve onları elleri boş geri gönderdikleri bölüm oldu. Okurken "bir Kürt böyle olmalı bee" demekten alamadım kendimi :) Kısacası çokça beğendiğim ve sizlere de tavsiye edeceğim bir kitap oldu. Şimdilik hoççakalıınn
Kasım Bey esas olarak fikirlerimizi kabul etti. Büyük fırsattan istifade ederek mazlum Kürt milletin zulümden, esaretten kurtarmak için çalışmanın farz olduğunu söyledi.
Kasım bey hiçbir gün Kürtlük, Kürtçülük mevzuunda ders vermiş değildi. Bu eğitimci yalnız elle dokunulur, gözle görülür milli sahneler gösteriyor ve canlı bir şekilde hislerini uyandırıyor, bu çocuklara seksen yaşını geçtikten sonra bile unutamayacakları panoramalar gösteriyordu.
On yaşından sonra, yani 1901`den sonra iş değişti. Çocukluk yıllarının mutlu günleri artık geride kalmıştı. 1901 Eylülünde bütün çocuklar Askerî Rüştiye zindanına itildi. Öğretim heyeti, öğretmenler hep İstanbul`dan gelmişti. Bu öğretmenler yüzbaşı rütbesinde zabitlerdi. Çok sıkı, sert bir disiplin vardı. Gece gündüz okurduk, yazardık, çalışırdık. Buna rağmen yine de dayaktan kurtulamazdık.