Sanatçı ya da aydın kimdir sorusuna gönül rahatlığıyla Şükrü Erbaş diye cevap verebilirim. Gerçeği korkmadan, halkın içinden gelen seslerle bizlere ulaştıran bir yazar, yüzyıldan uzun bir süredir gerçekleri olduğu gibi aktarmaya çalışan -yazar, şair, siyasetçi- bir şekilde susturulmaya, sindirilmeye çalışıldığı bir yerde korkmadan yazabilenler gerçek aydın kimliğine bürünebilirler bana göre.
Kitabı iki bölüme ayırmış Şükrü Erbaş, ilk bölümde daha çok bildiğim ya da ilk defa duyduğum şairlerden, yazarlardan kesitler aktarırken ikinci bölümde biraz daha fazla toplumsal olaylara ağırlık veriyor. Uğur Kaymaz, Madımak, F Tipi hapishaneler gibi bir çok kanayan yaradan bahsediyor. Ben en çok Ahmet Telli’nin bir anısından bahsettiği bölümden etkilendim. Şu anda da görev yaptığım bir ilçede çalışan bir öğretmenle arasında geçen diyalogda kendimi ve ilk görev yerimde yaşadıklarımı gördüm. Şükrü Erbaş sadece şiirleriyle değil, yazdıklarıyla da ne kadar önemli bir aydın olduğunu gösteriyor.