Sonuna geliyoruz artık. Tükenmişlik sendromu olarak devam ediyoruz hayatımıza. Tükenen biz değiliz tükenen bir şey varsa eğer zamandan başka hiç bir şey değil. Biz sadece azalıyoruz. Günden güne. Acıyla. Zaman akıp giderken bizden de bir parça alıp götürüyor. İnatla direniyoruz. Bazılarımız hariç. Aslına bakarsan zamanla birlikte tükenmeyi bende çok isterdim. Aynı onun gibi; varolduğu anda yok olmak. Lakin bu mümkün değil. En fazla yarıda kesebiliyoruz varoluşu. Beraberinde getirdiği her şeyi görüp geçirdikten sonra sorgulamaya başlıyoruz. Uzun soluklu duruşmalar kimi zaman bir karara varılmadan son buluyor. Tek celsede bitirenlere saygım sonsuz.
Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır. Hayal kırıklıkları hayat kırıklıklarına dönüşür ve piçler ve babaları sonsuza dek ayrılırlar
Çelişkiler arasında boğuluyorum efsun. Hayat, bir çocuğa anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun sorusunu sorar gibi dalga geçiyor benimle. İsyan edip cevap veremeyeceğimi bildiğinden bu denli cüretkar. Belki de sorunun cevabını biliyor. Bildiği halde sorması canımı yakmak için mi? Bilmediğini farzedelim, cevap versem ayıplar mı beni? Bu soruyu boş bırakmak istiyorum efsun. Zamanım kalırsa dönüp bir daha bakarım. Belki döndüğümde seçenekler değişir. Değişmezse eğer, düşünürüm bir süre. Cevabı değil nedeni. Ben bu sınavı sevmedim efsun. Kağıdımı bırakıp çıkmak istiyorum.