• D.27.MART 1889
    Ö. 13 ARALIK 1974

    "Her akşam üstü sanıyorum ki, artık dünyanın sonu gelmiştir.
    Üzerinde yaşadığım bu toprak,
    ya içindeki gizli dert ile şişip çatlayacak ya da bir dehşetli gürültü ile, yerin dibine doğru çöküp gidecektir.”

    Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889'da Kahire'de doğar. Babası Karaosmanzâdelerden Abdülkadir Bey, annesi İkbal Hanım'dır. Yakup Kadri 17. asır sonlarında ismi tarihimize karışan, Karaosmanoğulları'nın erkek kuşaktan gelen torunlarındandır. Ailesi Yakup Kadri 6 yaşındayken Manisa'ya yerleşir ve yaklaşık 7 yıl burada kalır. Yakup Kadri için Manisa çok önemlidir. Çocukluğunun bir döneminin geçtiği bu yeri şöyle anlatır:

    "Küre-i arzın hiçbir suyu bana bunun kadar, munis ve aşina değildir; çocukluğumun en ferahlı günleri Gediz Çayı'nın kenarında geçti... Herhangi bir derme çatma tekneye atlayarak bu adaların aralarında dolaşmak en sevdiğim eğlencelerden biriydi. "

    Yakup Kadri burada Çaybaşı Feyziye Mektebinde ilköğrenimine başlar (1901-1903). İlkokul devresinde bile büyük bir okuma hevesine sahiptir. Evleri kitap dolu varlıklı bir ailenin çocuğudur. Annesi onun tahsil ve terbiyesine önem vermiştir. Bütün Türk analarının kendisine benzemesini istediği anası, ona kış gecelerinde Ekmekçi Kadın, Monte Cristo gibi romanlar okur. Bunların kendisinde edebiyat aşkı uyandırdığını söyler. Annesinin okuduğu Monte Cristo onda derin etkiler bırakır.

    Aile 1903 yılında İzmir'e taşınır. Yakup Kadri burada İzmir İdadisi'ne devam eder. İzmir'de tanıdığı Akhisarlı Abdullah Rahmi, Yakup Kadri'yi edebiyata yönelten kişidir. İzmir İdadisinde okursa da (1903-1905) bitiremeden babasının vefatı üzerine annesiyle birlikte Mısır'a döner. İskenderiye'de Fransız Frerler Mektebinde ve İsviçre Lisesinde okuyarak ortaöğrenimini tamamlar (1908). II. Meşrutiyet'ten biraz evvel ailesiyle Türkiye'ye gelip İstanbul'a yerleşir. 1908'de Mekteb-i Hukuka kaydolarak üçüncü sınıfa kadar okur.

    İzmir'den arkadaşı Şahabeddin Süleyman'ın teşviki neticesinde, Refik Halid (Karay), Ali Faik (Ozansoy), Celal Sahir (Erozan) ve Müfit Ratip'in toplantılarına katılır. Bu toplantılar Fecr-i Âti'nin kuruluşunu hazırlar. 1917 yılına kadar Yakup Kadri, edebiyatta ferdiyetçi bir tutum sergiler.

    Osmanlı için yıkımın ve acıların yaşandığı 1912-1918 yılları arasında, edebiyatta millîleşmenin ortaya çıktığı görülür. 1916 yılından itibaren Yakup Kadri, acıları, savaşları içeren hikâyelerini İkdam'da neşretmeye başlar. 1916-1917 yıllarında Üsküdar idadisi'nde edebiyat ve felsefe muallimliği yapar.

    Daha sonra İsviçre'de bir süre tüberküloz tedavisi görür. İstanbul'a döndüğünde ikdam gazetesi yazarı olarak Millî Mücadeleyi destekleyen yazılar kaleme alır (1919). Daha sonra Ergenekon adlı kitabında toplayacağı bu yazılarından dolayı 1921'de Ankara hükümetinin çağrısı üzerine Anadolu'ya geçer. Savaştan sonra Tedkik-i Mezâlim Heyetinde görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya civarını dolaşır. II. Büyük Millet Meclisi'ne önce Mardin (1923-1931) daha sonra da Manisa (1931 -1934) milletvekili olarak girer.

    Milletvekilliği süresince Hâkimiyet-i Milliye, Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleriyle, imtiyaz sahipliğini yaptığı Kadro dergisinde edebî ve siyasî yazılar kaleme alır. Kadro, Kemalist devrimleri yanlış yorumladığı ve temel ilkelerin saptırılmak istendiği iddialarından dolayı kapatılır. Kadro dergisi ve Yakup Kadriyle ilgili Adile Ayda edebî hatıralarında şunları aktarır:

    "Yakup Kadri'nin kayınbiraderi Burhan Belge ve arkadaşları aralarına Yakup Kadri'yi de alarak Kadro adlı bir dergi çıkartmağa başlamışlardı. Dergi bugünkü deyimiyle solcu bir dergi idi ve herkes Yakup Kadri'nin bu işe karışmasına şaşıyordu. Atatürk'ün bu dergiye çok sinirlendiği söyleniyordu. 1934 yılında Atatürk'ün sabrı tükendi ve dergi kapatıldı. Gazi mecmuayı kapatmakla iktifa etmedi. Çıkaranları çil yavrusu gibi dağıttı. Yakup'a da sefirlik şeklinde piyango isabet etti. Amma kim ne derse desin. Bu bal gibi sürgündür... "

    Böylece Yakup Kadri 1934'ün sonlarından itibaren Tiran, Prag (1935-1939), Lahey (1939-1940), Bern (1942-1949), Tahran (1949-1951) ve tekrar Bern (1951-1954) elçilik görevleriyle 'zoraki diplomatlık' mesleğine girmiş olur. 1955'te emekli olarak Türkiye'ye döner.

    27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra kurucu meclis üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi Manisa milletvekili (1961) olur. 1962'de Atatürk ilkelerinden uzaklaştığını ileri sürerek partisinden ayrılır. 1965'te siyasî hayata tamamen veda eden Karaosmanoğlu'nun son resmî vazifesi Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu başkanlığıdır. 13 Aralık 1974'te Ankara'da hayata veda eder. Yakup Kadri, istanbul-Beşiktaş'ta Yahya Efendi Mezarlığına annesi ikbal Hanım'ın yanına defnedilir.

    B. ŞAHSİYETİ VE SANATI

    Hasan Ali Yücel, Yakup Kadri'nin karakter özellikleri hakkında şunları söyler:

    "Zaman zaman kendisini zedeleyen, hırpalayan beden yıkımları ve acıları, bu narin vücut içinde, onun sinirlerini en korkunç sarsıntılara dayanır hale getirmiştir. Istırap, Yakup Kadri'nin bütün hayatında zekasını ve duygusunu biledi. Eserlerindeki ve hayatındaki şimşekler, daha çok menfi elektrik yüklü bulutların çakışlarıdır. Fakat bu hal, onu hiçbir zaman somurtkan bir insan yapmamıştır. Çünkü içi hayat doludur, hareket doludur. "

    Çocukluğunun ilk yılları Kahire'de geçtiğinden Mısır'ın egzotik havası onun hayal iklimini etkiler. Burada Batı ve Doğu sanatçılarını, âlimlerini okuyup tanıma fırsatı bulur. İzmir'de Akhisarlı Abdullah Rahmi ona edebiyat aşkını aşılar. Ahmed Midhat, Muallim Naci, Recaizade Mahmud Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan'ın eserlerini okur. O günleri bir yazısında Yakup Kadri şöyle dili getirir:

    "Baha Tevfik, Şehabeddin Süleyman ve ben birbirimizden hiç ayrılmaz coşkun şiir meczubu idik. İzmir askeri kıraathanesi ve Kemeraltı'nda Giritli Ali Efendi'nin kütüphanesi her günkü içtimai yerimizdi. Baha Tevfik mühtehzi ve reybi, Şehabeddin Süleyman coşkun ve gürültücü; ben, utangaç ve sükûtî akşamüstü mektepten çıkar çıkmaz koltuğumuz altında bir yığın kitap, bizi bekleyen genç zabit Ömer Seyfettin ile görüşmeye giderdik. "

    Yakup Kadri, Millî Mücadele yıllarında Tetkik-i Mezalim Heyeti'yle memleketi dolaşırken gördüğü manzaralardan sonra, millî edebiyatın vatanını Anadolu'da bulacağını anlar. Millî Savaş Hikayelerinde ve Yaban'la başlayan roman serisinde bundan sonra hep bu toprakların hikmetini dile getirecektir:

    "Hiç iğrenmeden, hiç korkmadan, çekinmeden, bu tozlara, bu topraklara doğru eğileceğiz; onları terimiz ve gözyaşlarımızla yuğuracağız ve hasretini çektiğimiz güzellik abidesini işte bu çamurdan ve bu hamurdan yapacağız. "

    Sanatkârâne ifadeyi hiç bırakmamakla beraber, Yakup Kadri, üslûbunun gücü ile gerçeğin trajedisini birleştirir. Millî Mücadele'nin bir destan olduğuna inanır. O günlerde yazılmış makalelerini ve hikâyelerini Ergenekon adı altında toplaması bu arzusunun ifadesidir.

    Geniş kültür birikiminde birbirinden farklı pek çok şahsiyet ve akımın izleri bulunan Yakup Kadri'nin mensur şiir tarzı denemeleri başta olmak üzere eserlerinde tasavvufi hikmetler, Kitâb-ı Mukaddes'ten kıssalar, Yûnus Emre, Fuzûlî, Karacaoğlan gibi yerli şairlerin yanında İbsen, Maeterlinck, Proust, Nietzsche, Bergson gibi Batılı yazar ve filozofların da tesirleri görülür.

    Kendisinin de kabul ettiği gibi Fransız realist ve natüralistlerini benimsemiş olan Yakup Kadri'nin romanları bu akımlara uygunluk gösterir. Bunlarda daima bozulan cemiyet ve fertleri konu almış, kahramanlarını da muhayyilelerinde canlandırdıkları ile cemiyet gerçeğinin çarpışmasından doğan hayal kırıklığına uğramış kişilerden seçmiştir. Bilhassa erkek kahramanların hayat karşısında bedbin, tatminsiz, hatta psikopat olmaları, hayatı ızdırap verici ve çekilmez kabul etmeleri daima kötüyü tahlile çalışan naturalizm akımına uygun düşmektedir. Daha ilk hikâyelerinden başlayarak kötülüklere, musibetlere, günaha mahkûm, çoğunlukla irade yoksulu olarak çizilen kahramanlar Yakup Kadri'nin mizacına uygun düşen fatalizmden (kadercilik) kaynaklanmaktadır. Kenan Akyüz, onun eserlerinde kullandığı üslûbu hakkında şunları söyler:

    "Bütün romanlarını -Bir Serencam'daki ilk hikayeleri hariç- bütün hikayelerini sosyal temalara dayandıran Karaosmanoğlu'nda sağlam bir gözlem yeteneği vardır. Sağlam bir üsluba sahip olan yazar, karakterlerini eserlerinde başarılı olarak canlandıran ve fikir bakımından yüklü olan roman, hikayelerini bu kuruluktan kurtarabilmek için birer aşk eklemiştir. Fakat ikinci planda kalan bu aşk olaylarından başka, roman ve hikayelerini cazipleştiren asıl mühim âmil, onun titiz bir üslûbçu oluşudur. Gerçekten onun üslûbu, Halid Ziya'dan sonra, son devir Türk romanında görebildiğimiz en sağlam üslûbtur."

    1922-1956 arasında 9 romanı yayımlanmış olan Yakup Kadrinin bu eserlerinin en belirgin özelliği bir devir romanı (nehir roman) oluşlarıdır. Türk toplumunun 75 yıllık tarihini sıraya koymak istediği için romanları böyle nitelendirilmiştir. O, bir çöküş dönemi romancısıdır. Bu seçim onun kötümser dünya görüşüne uygun olmakla birlikte, o aynı zamanda yaşadığı dönemin tanıklığını da üstlenir. Her bir romanı, çöken Osmanlı'yı oluşturan bir kurumun yozlaşmasını ele alır.

    Millî Mücadele'ye kadar yazdığı romanlarındaki kahramanlar kötümser ve pasifken, daha sonra yazdıklarında bu kahramanların mücadeleci ve aktif oldukları görülür. Romanlarının çoğunda kendine benzer tipler oluşturur: Kiralık Konak'ta Hakkı Celis, Nur Baha'da Macit, Yaban'da Ahmet Celal, Yakup Kadri gibi düşünür ve davranırlar.

    Kiralık Konak (1922): Tanzimat'tan I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar yetişmiş üç neslin düşünüş ve yaşayışlarındaki değişiklikleri ele alarak ailenin çöküşünü anlatır. Üç nesli barındıran konak, Osmanlı'nın sembolüdür. Seniha, Faik, Hakkı Celis hiçbir sağlam değere sahip değillerdir.

    Nur Baba (1922): Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük önem taşıyan tekkelerin toplum için zararlı bir hale dönüşmelerini ele alır. Yakup Kadri'nin en çok eleştirilen eseridir.

    Sodom ve Gomore (1928): İşgal altındaki Osmanlı'nın başkenti olan İstanbul anlatılır. İstanbul artık Tanrı'nın lanetine uğrayan şehirlere dönmüştür. Bu eserde kendi basit çıkarları için Türk zaferine sırt çevirmeye çalışan insanları eleştirel bir dille ele alır ve bu şehrin ancak ateşle temizleneceğine inanır.

    Yaban (1932): Yakup Kadri'nin 1921'de Tetkik-i Mezalim Heyeti ile Anadolu'da yaptığı tetkik gezisinin ürünü olan bir eserdir. Bu eseriyle 1942 CHP Roman Ödülü'nü kazanmıştır. Yakup Kadri, aydını, devrinin halkına yabancı ve işe yaramaz şekilde ele alır. Bu roman aslında bir aydının kendini ve diğer aydınları eleştirisidir. Halk-aydın farkı üzerine kurulan köyü köylüyü işleyen eserde Yakup Kadri'nin yaklaşımı alışılagelenin dışındadır.

    Ankara (1934): Savaş Ankarası, Cumhuriyet Ankarası ile on yıl sonrası Ankarası hakkında hayallerini Ankara adlı eserinde yazar.

    Bir Sürgün (1937): Bu eser Batı hayranlığıyla yetişen, kendi kültür ve milliyetinden habersiz bir paşa çocuğunun İstanbul'dan İzmir'e sürgün edilişi, Paris'e kaçışı ve oradaki fikir ve buhranlarının anlatıldığı bir dramdır.

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889'da Kahire'de doğar. Babası Karaosmanzâdelerden Abdülkadir Bey, annesi İkbal Hanım'dır. Yakup Kadri 17. asır sonlarında ismi tarihimize karışan, Karaosmanoğulları'nın erkek kuşaktan gelen torunlarındandır. Ailesi Yakup Kadri 6 yaşındayken Manisa'ya yerleşir ve yaklaşık 7 yıl burada kalır. Yakup Kadri için Manisa çok önemlidir. Çocukluğunun bir döneminin geçtiği bu yeri şöyle anlatır:

    "Küre-i arzın hiçbir suyu bana bunun kadar, munis ve aşina değildir; çocukluğumun en ferahlı günleri Gediz Çayı'nın kenarında geçti... Herhangi bir derme çatma tekneye atlayarak bu adaların aralarında dolaşmak en sevdiğim eğlencelerden biriydi. "

    Yakup Kadri burada Çaybaşı Feyziye Mektebinde ilköğrenimine başlar (1901-1903). İlkokul devresinde bile büyük bir okuma hevesine sahiptir. Evleri kitap dolu varlıklı bir ailenin çocuğudur. Annesi onun tahsil ve terbiyesine önem vermiştir. Bütün Türk analarının kendisine benzemesini istediği anası, ona kış gecelerinde Ekmekçi Kadın, Monte Cristo gibi romanlar okur. Bunların kendisinde edebiyat aşkı uyandırdığını söyler. Annesinin okuduğu Monte Cristo onda derin etkiler bırakır.

    Aile 1903 yılında İzmir'e taşınır. Yakup Kadri burada İzmir İdadisi'ne devam eder. İzmir'de tanıdığı Akhisarlı Abdullah Rahmi, Yakup Kadri'yi edebiyata yönelten kişidir. İzmir İdadisinde okursa da (1903-1905) bitiremeden babasının vefatı üzerine annesiyle birlikte Mısır'a döner. İskenderiye'de Fransız Frerler Mektebinde ve İsviçre Lisesinde okuyarak ortaöğrenimini tamamlar (1908). II. Meşrutiyet'ten biraz evvel ailesiyle Türkiye'ye gelip İstanbul'a yerleşir. 1908'de Mekteb-i Hukuka kaydolarak üçüncü sınıfa kadar okur.

    İzmir'den arkadaşı Şahabeddin Süleyman'ın teşviki neticesinde, Refik Halid (Karay), Ali Faik (Ozansoy), Celal Sahir (Erozan) ve Müfit Ratip'in toplantılarına katılır. Bu toplantılar Fecr-i Âti'nin kuruluşunu hazırlar. 1917 yılına kadar Yakup Kadri, edebiyatta ferdiyetçi bir tutum sergiler.

    Osmanlı için yıkımın ve acıların yaşandığı 1912-1918 yılları arasında, edebiyatta millîleşmenin ortaya çıktığı görülür. 1916 yılından itibaren Yakup Kadri, acıları, savaşları içeren hikâyelerini İkdam'da neşretmeye başlar. 1916-1917 yıllarında Üsküdar idadisi'nde edebiyat ve felsefe muallimliği yapar.

    Daha sonra İsviçre'de bir süre tüberküloz tedavisi görür. İstanbul'a döndüğünde ikdam gazetesi yazarı olarak Millî Mücadeleyi destekleyen yazılar kaleme alır (1919). Daha sonra Ergenekon adlı kitabında toplayacağı bu yazılarından dolayı 1921'de Ankara hükümetinin çağrısı üzerine Anadolu'ya geçer. Savaştan sonra Tedkik-i Mezâlim Heyetinde görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya civarını dolaşır. II. Büyük Millet Meclisi'ne önce Mardin (1923-1931) daha sonra da Manisa (1931 -1934) milletvekili olarak girer.

    Milletvekilliği süresince Hâkimiyet-i Milliye, Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleriyle, imtiyaz sahipliğini yaptığı Kadro dergisinde edebî ve siyasî yazılar kaleme alır. Kadro, Kemalist devrimleri yanlış yorumladığı ve temel ilkelerin saptırılmak istendiği iddialarından dolayı kapatılır. Kadro dergisi ve Yakup Kadriyle ilgili Adile Ayda edebî hatıralarında şunları aktarır:

    "Yakup Kadri'nin kayınbiraderi Burhan Belge ve arkadaşları aralarına Yakup Kadri'yi de alarak Kadro adlı bir dergi çıkartmağa başlamışlardı. Dergi bugünkü deyimiyle solcu bir dergi idi ve herkes Yakup Kadri'nin bu işe karışmasına şaşıyordu. Atatürk'ün bu dergiye çok sinirlendiği söyleniyordu. 1934 yılında Atatürk'ün sabrı tükendi ve dergi kapatıldı. Gazi mecmuayı kapatmakla iktifa etmedi. Çıkaranları çil yavrusu gibi dağıttı. Yakup'a da sefirlik şeklinde piyango isabet etti. Amma kim ne derse desin. Bu bal gibi sürgündür... "

    Böylece Yakup Kadri 1934'ün sonlarından itibaren Tiran, Prag (1935-1939), Lahey (1939-1940), Bern (1942-1949), Tahran (1949-1951) ve tekrar Bern (1951-1954) elçilik görevleriyle 'zoraki diplomatlık' mesleğine girmiş olur. 1955'te emekli olarak Türkiye'ye döner.

    27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra kurucu meclis üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi Manisa milletvekili (1961) olur. 1962'de Atatürk ilkelerinden uzaklaştığını ileri sürerek partisinden ayrılır. 1965'te siyasî hayata tamamen veda eden Karaosmanoğlu'nun son resmî vazifesi Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu başkanlığıdır. 13 Aralık 1974'te Ankara'da hayata veda eder. Yakup Kadri, istanbul-Beşiktaş'ta Yahya Efendi Mezarlığına annesi ikbal Hanım'ın yanına defnedilir.

    B. ŞAHSİYETİ VE SANATI

    Hasan Ali Yücel, Yakup Kadri'nin karakter özellikleri hakkında şunları söyler:

    "Zaman zaman kendisini zedeleyen, hırpalayan beden yıkımları ve acıları, bu narin vücut içinde, onun sinirlerini en korkunç sarsıntılara dayanır hale getirmiştir. Istırap, Yakup Kadri'nin bütün hayatında zekasını ve duygusunu biledi. Eserlerindeki ve hayatındaki şimşekler, daha çok menfi elektrik yüklü bulutların çakışlarıdır. Fakat bu hal, onu hiçbir zaman somurtkan bir insan yapmamıştır. Çünkü içi hayat doludur, hareket doludur. "

    Çocukluğunun ilk yılları Kahire'de geçtiğinden Mısır'ın egzotik havası onun hayal iklimini etkiler. Burada Batı ve Doğu sanatçılarını, âlimlerini okuyup tanıma fırsatı bulur. İzmir'de Akhisarlı Abdullah Rahmi ona edebiyat aşkını aşılar. Ahmed Midhat, Muallim Naci, Recaizade Mahmud Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan'ın eserlerini okur. O günleri bir yazısında Yakup Kadri şöyle dili getirir:

    "Baha Tevfik, Şehabeddin Süleyman ve ben birbirimizden hiç ayrılmaz coşkun şiir meczubu idik. İzmir askeri kıraathanesi ve Kemeraltı'nda Giritli Ali Efendi'nin kütüphanesi her günkü içtimai yerimizdi. Baha Tevfik mühtehzi ve reybi, Şehabeddin Süleyman coşkun ve gürültücü; ben, utangaç ve sükûtî akşamüstü mektepten çıkar çıkmaz koltuğumuz altında bir yığın kitap, bizi bekleyen genç zabit Ömer Seyfettin ile görüşmeye giderdik. "

    1909 yılında Fecr-i Âti topluluğu içinde yer alır. İlk defa bir edebiyat topluluğu içinde yer alan Karaosmanoğlu, bunun verdiği heyecanla atılgan, yöneltilen eserlere hararetle cevap verir. Yahya Kemal'in neo-klasik bir edebiyat ortaya koyma gayretlerinin neticesi olan nev-Yunânîlik bir müddet onu etkilemiştir. Yakup Kadri, 1912 Balkan Harbi'ne dek, 'sanat şahsî ve muhteremdir' düsturu ile yazılar yazar; ancak memlekette düşman top sesleri işitilmeye başlandıktan ve yakılan köyleri gördükten sonra, sanatın şahsiliğinden sıyrılarak toplumsal olana yönelir.

    Yakup Kadri, Millî Mücadele yıllarında Tetkik-i Mezalim Heyeti'yle memleketi dolaşırken gördüğü manzaralardan sonra, millî edebiyatın vatanını Anadolu'da bulacağını anlar. Millî Savaş Hikayelerinde ve Yaban'la başlayan roman serisinde bundan sonra hep bu toprakların hikmetini dile getirecektir:

    "Hiç iğrenmeden, hiç korkmadan, çekinmeden, bu tozlara, bu topraklara doğru eğileceğiz; onları terimiz ve gözyaşlarımızla yuğuracağız ve hasretini çektiğimiz güzellik abidesini işte bu çamurdan ve bu hamurdan yapacağız. "

    Sanatkârâne ifadeyi hiç bırakmamakla beraber, Yakup Kadri, üslûbunun gücü ile gerçeğin trajedisini birleştirir. Millî Mücadele'nin bir destan olduğuna inanır. O günlerde yazılmış makalelerini ve hikâyelerini Ergenekon adı altında toplaması bu arzusunun ifadesidir.

    Geniş kültür birikiminde birbirinden farklı pek çok şahsiyet ve akımın izleri bulunan Yakup Kadri'nin mensur şiir tarzı denemeleri başta olmak üzere eserlerinde tasavvufi hikmetler, Kitâb-ı Mukaddes'ten kıssalar, Yûnus Emre, Fuzûlî, Karacaoğlan gibi yerli şairlerin yanında İbsen, Maeterlinck, Proust, Nietzsche, Bergson gibi Batılı yazar ve filozofların da tesirleri görülür.

    Kendisinin de kabul ettiği gibi Fransız realist ve natüralistlerini benimsemiş olan Yakup Kadri'nin romanları bu akımlara uygunluk gösterir. Bunlarda daima bozulan cemiyet ve fertleri konu almış, kahramanlarını da muhayyilelerinde canlandırdıkları ile cemiyet gerçeğinin çarpışmasından doğan hayal kırıklığına uğramış kişilerden seçmiştir. Bilhassa erkek kahramanların hayat karşısında bedbin, tatminsiz, hatta psikopat olmaları, hayatı ızdırap verici ve çekilmez kabul etmeleri daima kötüyü tahlile çalışan naturalizm akımına uygun düşmektedir. Daha ilk hikâyelerinden başlayarak kötülüklere, musibetlere, günaha mahkûm, çoğunlukla irade yoksulu olarak çizilen kahramanlar Yakup Kadri'nin mizacına uygun düşen fatalizmden (kadercilik) kaynaklanmaktadır. Kenan Akyüz, onun eserlerinde kullandığı üslûbu hakkında şunları söyler:

    "Bütün romanlarını -Bir Serencam'daki ilk hikayeleri hariç- bütün hikayelerini sosyal temalara dayandıran Karaosmanoğlu'nda sağlam bir gözlem yeteneği vardır. Sağlam bir üsluba sahip olan yazar, karakterlerini eserlerinde başarılı olarak canlandıran ve fikir bakımından yüklü olan roman, hikayelerini bu kuruluktan kurtarabilmek için birer aşk eklemiştir. Fakat ikinci planda kalan bu aşk olaylarından başka, roman ve hikayelerini cazipleştiren asıl mühim âmil, onun titiz bir üslûbçu oluşudur. Gerçekten onun üslûbu, Halid Ziya'dan sonra, son devir Türk romanında görebildiğimiz en sağlam üslûbtur."

    1922-1956 arasında 9 romanı yayımlanmış olan Yakup Kadrinin bu eserlerinin en belirgin özelliği bir devir romanı (nehir roman) oluşlarıdır. Türk toplumunun 75 yıllık tarihini sıraya koymak istediği için romanları böyle nitelendirilmiştir. O, bir çöküş dönemi romancısıdır. Bu seçim onun kötümser dünya görüşüne uygun olmakla birlikte, o aynı zamanda yaşadığı dönemin tanıklığını da üstlenir. Her bir romanı, çöken Osmanlı'yı oluşturan bir kurumun yozlaşmasını ele alır.

    Millî Mücadele'ye kadar yazdığı romanlarındaki kahramanlar kötümser ve pasifken, daha sonra yazdıklarında bu kahramanların mücadeleci ve aktif oldukları görülür. Romanlarının çoğunda kendine benzer tipler oluşturur: Kiralık Konak'ta Hakkı Celis, Nur Baha'da Macit, Yaban'da Ahmet Celal, Yakup Kadri gibi düşünür ve davranırlar.

    Kiralık Konak (1922): Tanzimat'tan I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar yetişmiş üç neslin düşünüş ve yaşayışlarındaki değişiklikleri ele alarak ailenin çöküşünü anlatır. Üç nesli barındıran konak, Osmanlı'nın sembolüdür. Seniha, Faik, Hakkı Celis hiçbir sağlam değere sahip değillerdir.

    Nur Baba (1922): Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük önem taşıyan tekkelerin toplum için zararlı bir hale dönüşmelerini ele alır. Yakup Kadri'nin en çok eleştirilen eseridir.

    Sodom ve Gomore (1928): İşgal altındaki Osmanlı'nın başkenti olan İstanbul anlatılır. İstanbul artık Tanrı'nın lanetine uğrayan şehirlere dönmüştür. Bu eserde kendi basit çıkarları için Türk zaferine sırt çevirmeye çalışan insanları eleştirel bir dille ele alır ve bu şehrin ancak ateşle temizleneceğine inanır.

    Ankara (1934): Savaş Ankarası, Cumhuriyet Ankarası ile on yıl sonrası Ankarası hakkında hayallerini Ankara adlı eserinde yazar.

    Yakup Kadri monografi türünde de Ahmet Haşim (1934) ve Atatürk (1946) adlı eserleri kaleme almıştır. Bu eserlerde Atatürk ve Ahmed Haşim birer roman kahramanı gibi ele alınmışlardır. Yakup Kadri'nin 4 tiyatro eseri vardır. İbsen etkisinin görüldüğü Nirvana (1909) ve Veda (1909) tiyatrolarında içki ve sefahatin aileleri nasıl yıktığı üzerinde durur. Sağanak'ta (1929) inkılâpları ve kadının sosyal hayatta yer almasını istemeyen muhafazakârların mücadelelerini anlatır. Yazar son tiyatro eseri olan Mağara'da (1934) ise aşkın ve kader karşısında kaybedişini işler.

    ☆Roman:

    Kiralık Konak (1922)
    Nur Baba (1922)
    Hüküm Gecesi (1927)
    Sodom ve Gomore (1928)
    Yaban (1932)
    Ankara (1934)
    Bir Sürgün (1937)
    Panaroma (2 cilt, 1953)
    Hep O Şarkı (1956)

    ☆Hikâye (Öykü):

    Bir Serencam (1914)
    Rahmet (1923)
    Milli Savaş Hikâyeleri (1947)

    ☆Mensur Şiir:

    Erenlerin Bağından (1938)
    Okun Ucundan (1940)

    ☆Tiyatro:

    Nirvana (1909)
    Veda (1909)
    Sağanak (1929)
    Mağara (1934)

    ☆Hatıra (Anı):

    Zoraki Diplomat (1955)
    Anamın Kitabı (1957)
    Vatan Yolunda (1958)
    Politikada 45 Yıl (1968)
    Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)

    Monografi:

    Ahmet Haşim (1934)
    Atatürk (1946)
  • HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944) Kuyruklu yıldız.., Gulyabani
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866-1945) Aşk-Memnu, Mai ve Siyah
    MEHMET EMİN YURDAKUL (1869-1944) mİLLİ şair
    MEMDUH ŞEVKET ESENDAL (1883-1952) Ayaşlı ve Kiracılar, Miras.
    Yahya Kemal BEYATLI (1884-!938) Kendi gök Kubbemiz,
    AHMET HAŞİM (1884-1935) Göl saatleri
    Ömer SEYFETTİN(1884-1920) Kaşağı
    Reşat Nuri GÜNTEKİN (1889-1952) Yaprak dökümü, Çalıkuşu..
    Peyami SAFA (1889-1961) 9.Hariciye Koğuşu..,Yalnızız
    ORHAN SEYFİ ORHON (1890-1972) şair ,gazeteci, siyasetçi
    ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949) şair.
    HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971) Şair ve oyun yazarı
    YUSUF ZİYA ORTAÇ (1896-1967) Şair

    FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898-1973)Han Duvarları
    FALİH RIFKI ATAY (1894-1971) Siyasetçi
    ÂŞIK VEYSEL (1894 –1973)Dostlar Beni Hatırlasın, Sazımdan Sesler, Deyişler


    NAHİD SIRRİ ÖRİK (1895-1960) Kıskanmak
    HALİKARNAS BALIKÇISI (CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI) (1890-1973)
    KEMALETTİN KAMU (1901-1948)) memleket şairi, vatan sevgisi ve gurbet teması

    AHMET HAMDİ TANPINAR (1901-1962) Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdullah Efendi'nin Rüyası, Beş Şehir, Mahur Beste, 19.Asır Türk Edebiyatı, Yaşadığım Gibi.
    SAİT FAİK ABASIYANIK (1906-1954)Sarnıç, Semaver, Şahmerdan, Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar, Kayıp Aranıyor, Âlem Dağında Var Bir Yılan, Havada Bulut, yaşamak Hırsı, Şimdi Sevişme Vakti.
    Nazım Hikmet RAN (1902-1963) Memleketimden insan manzaraları

    KEMALETTİN TUĞCU (1902-1996) 80 adet çocuk romanı yazdı

    ARİF NİHAT ASYA (1904-1975) Bayrak şairi olarak anılır.
    NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983) Çile
    Sabahattin ALİ (1907-1948) Kürk Mantolu Madonna, içimizdeki şeytan...

    AHMET KUTSİ TECER (1907-1967)
    NURULLAH ATAÇ (1898-1957) Karalama Defteri, Sözden Söze, Diyelim
    Halide Edip ADIVAR (1908-1964) Sinekli Bakkal, Ateşten Gömlek
    AHMET MUHİP DIRANAS (1909-1982) Fahriye Abla
    CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956) Otuz Beş Yaş, Ömrümde Sükût, Ziya'ya Mektup.
    KEMAL TAHİR (1910-1973 Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı, Devlet Ana,
    ORHAN KEMAL (1914-1970) Ekmek Kavgası,Üç Kağıtçı, Hanımın Çiftiği...
    ORHAN VELİ KANIK (1914-1950) Garip, Vazgeçemediğim,
    OKTAY RIFAT HOROZCU (1914-1988)
    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU (1911-1975) Ressam
    MELİH CEVDET ANDAY (1915-2002)
    BEHÇET NECATİGİL (1916-1979) Kapalıçarşı, Evler, Divançe, Arada, Çevre, Eski Toprak

    HALDUN TANER (1916-1986)Öykü ve oyun yazarıdır.
    Tiyatro: Günün Adamı, Dışarıdakiler, Huzur Çıkmazı, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,

    AZİZ NESİN (1915- 1995) Şimdiki çocuklar harika, o kadar çok ki ,onlarca öykü, oyun

    Kerime NADİR(1917-1984) Türk filmlerine de konu olan sayısız aşk romanı yazmıştır.

    Cahit KÜLEBİ (1917-1997) şair

    NECATİ CUMALI (1921-2001) Tiyatro oyunları ,Tütün Zamanı, Acı Tütün, Aşk da Gezer romanlarıdır.

    EDİP CANSEVER (1928 -1986) İkindi Üstü, Dirlik Düzenlik, Yerçekimli Karanfil, Kirli Ağustos,

    İLHAN BERK (1916 -….) şair

    CAN YÜCEL (1926-1999) Sayısız şiir.

    Hasan Hüseyin Korkmazgil 27-84 Acılara Tutunmak
    CEMAL SÜREYA (1931 -1990) Üvercinka, Göçebe, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Güz Bitiği, Sıcak Nal, Sevda Sözleri... Denemeleri Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz,

    CEYHUN ATUF KANSU (1919 - 1978)Şair

    TURGUT ÖZAKMAN (1930 - ) Romanları Korkma insancık Korkma, 19 Mayıs 1999-Atatürk Yeniden Samsun'da, Şu Çılgın Türkler.

    Fakir BAYKURT (1929-1969) Yılanların öcü...

    ATİLLA İLHAN (1925-2006) Duvar, Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün ,Korkunun Krallığı Yasak Sevişmek Tutuklunun Günlüğü...
    ABBAS SAYAR (1923-1999) Yılkı Atı
    ÖZDEMİR ASAF (1923-1981) Dünya gözüme Kaçtı, Sen Sen Sen, Yalnızlık Paylaşılmaz,
    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA (1914-2008) Destanlar şairi
    YAŞAR KEMAL (1923- 2015 İnce Memed, Karıncanın su içtiği, ....
    TARIK BUĞRA (1918-1994) Küçük Ağa, Osmancık, İbiş'in Rüyası, Firavun İmamı, Küçük Ağa
    Vedat Türkali (1919-2016 Bir Gün tek başına, Mavi Karanlık,....
    Yusuf Atılgan (1921- 1989 Anayurt oteli, Aylak adam
    Ahmet ARİF (1927-1991) HaSRETinden prangalar eskittim
    Adalet AĞAOĞLU (1929- Ölmeye Yatmak, Bir düğün Gecesi......
    Oktay AKBAL (1923-2015)
    MUZAFFER İZGÜ (1933-1917) Çocuk kitapları yazarı
    Tahsin Yücel (1933, Elbistan-2016) .çevirmen, yazar
    Ümit Yaşar Oğuzcan, ( 1926, 1984) - Şair.
    OĞUZ ATAY (1934-1977) Tutunamayanlar, Bir bilim adamının romanı,...
    ERDAL ÖZ(1935-2006) YARALISIN, Cam kırıkları, Gülünün solduğu akşam
    SEVGİ SOYSAL (1936-1976) Yenişehirde bir öğle vakti
    ÇETİN ALTAN (1927-2015) Viski
    Tarık Dursun KAKINÇ (1931-2015)
    AYŞE KULİN (1941- ) Adı aylin, Füreyya.....
    METİN ALTIOK (1940-1993 Sarıl bana
    ATAOL BEHRAMOĞLU( 1943- On ayrılık şiii
    PINAR KÜR (1943- Bir Deli Ağaç
    İNCİ ARAL(1944- ) Mor
    Nazlı ERAY (1945- ) Aşkı giyinen adam
    ZÜLFÜ LİVANELİ (1946-) Serenad, Kardeşimin Hikayesi,,,,
    AHMET TELLİ (1946-..)
    NEDİM GÜRSEL(1951)
    SELİM İLERİ (1949- ) Yaşarken ve Ölürken, ....
    AHMET ALTAN (1950- ) Kılıç yarası gibi, İsyan günlerinde aşk....
    0RHAN PAMUK ( 1952- )Benim Adım Kırmızı, Cevdet Bey Ve oğulları, Kar, Beyaz Kale, Kara Kitap, Sessiz Ev.

    MURATHAN MUNGAN (1955-...) Üç aynalı kırk oda, Yüksek topuklar,....

    ŞÜKRÜ ERBAŞ( 1953- ) şair

    BUKET UZUNER :(1955-)

    LATİFE TEKİN (1957- )Sevgili arsız ölüm

    İSKENDER PALA (1958- ) Od...

    İhsan Oktay ANAR (1960- Puslu kıtalar atlası

    SUNAY AKIN (1962- )

    PERİHAN MAĞDEN (1960- )

    AHMET ÜMİT (1960-

    ELİF ŞAFAK (1971-

    ECE TEMELKURAN (1972-
  • Ne Güzel Şey

    Yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey,
    Mehtaba dalıp yar ile sohbet ne güzel şey.
    Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken,
    Yıldızların altında ibadet ne güzel şey.
    Fani ve adavetlere mahşer bu cihanda,
    Bir bitmeyecek aşk-u muhabbet ne güzel şey.

    Dünyada senin aşıkın olmak ne seadet,
    Allah ile - haşa! - bu rekabet ne güzel şey.
    Lütfen bana güldün, güzelim, mültefit oldun,
    İcab-ı necabet bu... necabet ne güzel şey.
    Ey hilkatin emsali yok ibda-i kemali,
    Senden bana bir zerre inayet ne güzel şey.

    Hüsnündeki ma'nayı semavi ne ilahi,
    Aşkımdaki reng-i ebediyet ne güzel şey.