• Fakih-i medrese ma’zûrdur inkâr-ı aşk etse
    Yok özge ilmine inkârımız bu ilme câhildir
    Fuzûlî
  • Şeh-Bedrettin
    "Altı yıl önce Edirne’de hukuk üzerine düşüncelerini kaleme almıştı. Herkes için uygulanacak, herkes için geçerli olacak yasaların gerekliliğinden söz ettiği bu yapıtında, hukukçunun, yani fakihin yasaları derinliğine kavraması gerekliliğinden söz ediyordu. Fakih, yasaların sözüne değil, özüne eğilmeli, yöneticilerin etkisi altında kalmamalı; yalnızca yasanın özüne ve vicdanının sesine kulak vermeliydi. Daha önceki yetkililerin aldıkları kararları yineleme yerine, ortam ve koşulları gözönüne alarak bir karara ulaşmalıydı. Şeyh bu görüşlerini, topladığı çok sayıda fetva ile doğrulamayı da unutmamıştı.

    Dönemin bilim dili olan Arapça ile yazılmış olan bu yapıtına Bedreddin “Letâif-ül İşârât” adını koymuştu. Çoğu hukuk alanında Kahire, Semerkand, Bağdat gibi İslam bilim merkezlerinde kaydedilen gelişmelerden habersiz olan Osmanlı ulemasıyla acemi medrese öğrencilerinin anlayabileceği bir kitap değildi bu. Bu bakımdan Bedreddin devletin bütün kadılarının başı, yani Kadıasker olduğunda, kitabındaki belli başlı düşünceleri daha açık, yalın bir dille kaleme alma gerekliliğini duymuştu. Çünkü hukuk alanında derin bilgileri olmamakla birlikte iyi eğitim görmüş, dürüst öğrencilerini; rüşvetçi, çanakyalayıcı, bilgisiz, kafasız kişilerin yerlerine geçirmeye başlamıştı. Bu gençlerin, “Letâif-ül İşârât”ın özüne uygun davranabilmeleri, kitaptaki ilkeleri hayata geçirebilmeleri için, her şeyden önce onu iyi anlamaları gerekirdi."

    Radi Fiş -Benden Halimce Bedreddinem- kitabından

    Ka"ç_yüz/yıl önce yazılan metinler ,günümüz yıllara nasılda olgusal değine biliyor anlamış değilim!
  • Dursun Fakih, Osman Gazi'nin sağ kolu olmuştur; Karacahisar'da ilk kadı odur, orada ilk cuma hutbesini ve Eskişehir'de ilk bayram hutbesini okuyan odur. Nişancı Mehmed Paşa: "Hutbeyi ehl-i ilimden Dursun Fakih'e okutturmuş olması, Osmanlı devletinin bekasına işarettir." der.
  • (Abuzer Diskaya)
    "Ben bir fakih değilim felsefeciyim. Ama fakihler görevlerini yapmayınca bu iş de bize düştü:
    Mekke ve Medine işgalden kurtulana kadar hac yapılması haramdır haramdır haramdır! Hac için harcanan her kuruşu bu vahşiler ümmet aleyhine kullanıyor. Müslümanların hac için harcağıdı her kuruş ölüm ve işkence olarak ümmete geri dönüyor...! Allahın rızasını arayanlar bilmeliki Mekke ve Medine işgalden kurtulana kadar Allahın rızası hacca gitmemektedir. Hac için harcanacak paralar ümmetin mazlumlarına harcanmalıdır!"
  • Ebû Hanife, Raşid Halifelerden sonra birbirinden ayrılan "hak" ve "güc"ün arasındaki
    amansız savaşta güçten ve güçlüden yana değil, haktan ve haklıdan yana olmuş ve
    bunu da kanıyla, belgelemiş biri. İmam saltanata karşı içtihadı temsil ediyordu. Tarih
    boyunca tüm saltanatların bariz özelliklerinden biri ise "ictihad"a düşman oluşlarıydı.
    Çok değil daha beş asır önce Sayda kadısının "ictihad yapıyor" jurnaliyle idamına
    ferman çıkartılan ünlü fakih Zeynüddin b. Ali (1505-1558)'nin suçu ve akıbeti de
    İmam Azam'ınkinin aynisi değil miydi?
    İctihadla saltanat yanyana eğleşmesi mümkün olmayan şeylerdi. Birinin yapısı
    dinamik diğerinin yapısı statikti. Tüm antik ve çağdaş saltanatlar düşünceye ve
    düşünen insana düşmandılar. İctihad ise düşüncenin, imanın yedeğinde ulaştığı zirve,
    yani aklın en soylu meyvesiydi.
  • Ebû Said, H. 74 yılında seksenbir yaşında vefât etmiştir. Ashâbın fakih ve âlimlerinden olan Ebû Said'in Abdurrahman, Hâmza ve Sâîd adında üç çocuğu olmuştur. Ebû Saîd'in rivâyetlerini nakledenler arasında Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Abbâs, Enes b. Mâlik, İbn Ömer, Ebû Katâde, Ebû Tufâyl, Saîd b. el-Müseyyeb, Târık b. Şihâb, Atâ, Mücâhid... bulunmaktadır. Talebelerinden Kuz'a Ebû Saîd'e, Rasûlullah'ın namaz kılma şeklini sorduğunda Ebû Said şöyle demiştir: "Rasûl-i Ekrem öğle namazına durdukları zaman birimiz kalkar, Baki'ye gider, ne işi varsa görür, ondan sonra evine gelir, abdestini tazeler, sonra mescide döner, Resul-i Ekrem'i birinci rekâtta bulurdu" (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., 111, 35).



    Ebû Said'e, "Siz bu hadisi bizzat Rasûl-i Ekrem'den mi duydunuz? " diye soran Kuz'a'ya o şöyle cevap verir: "Ben Rasûl-i Ekrem'den duymadığım şeyi nasıl naklederim? Evet, bizzat Rasûl-i Ekrem'den duydum." Medine valisi Mervân'ın bir gün bayram namazında, namazdan evvel hutbe okumasına cemaatten biri "sünnete muhâlefet ediyorsun" diye karşı çıkmış, Ebû Said de şöyle demiştir: "Bu zat vazifesini ifa etmiştir. Rasûl-i Ekrem efendimizden duydum: 'İçinizden biri bir kötülüğü görür ve onu eliyle yok edebilirse hemen onu yok etsin; eliyle yok edemezse diliyle yok etsin, o da olmazsa kalbi ile yapsın. Bu da imanın en zayıfıdır" (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., III, 10).