işçilerin örgütlenmesine giden yol ne kadar acımasız, vahşet dolu bir şekilde anlatılmışsa örgütlenme sekansı tam tersine toz pembeyi. kitapta propaganda olarak yorumlanabikecek bir kısmın olması doğal ancak o faslın bu kadar basit kalması beni hayal kırıklığına uğrattı.
yazarın, ruhsal betimlemelerini ise beğendim. gerçi japon yazarların bu tür betimlemeleri iyi kotardığını düşünüyorum.
insan iki günde, hatta işten güçten geri kalan iki günde okuyup bitirdiği kitabı normalde över durur sanırım ama bu kitabı öyle övesim yok. evet, kitap kendini bir şekilde okutturuyor. evet, yazarın akıcı bir yazımı var. evet, çeviri ve dizgi fena değil ama hikayede öveceğim bir şey bulamadım.
yunan tanrılarının, mülteci misali bir eve tıkıştığı hayatlarına tesadüfi bir şekilde aşık iki ölümlü girince hikaye akışını buluyor ancak bunun için 170 sayfa beklemeniz gerek. bayağı bildiğiniz, ahım şahım bir hikaye anlatılmayan ve bence gelişim konusunda da pek bir şey katmayan 170 sayfa. neyse, ben okudum ve sonrasında hikaye yolunu buldu, nispeten tatmin edici bir sona bağlandı.
kaldırıp rafa koydum, muhtemelen açıp herhangi bir pasajına da bir daha bakmam ama akıcıydı, kendini okuttu.
anlatımıyla önceki kitaptan bu denli uzaklaşan başka bir seri kitabı görmedim. okurken insan gerçekten çok zorlanıyor. bölümlerde arasında farklı sekanslar vermeye karar veren yazar yetmiyormuş gibi bu sekans geçişleri arasına geçiş yapıldığına dair herhangi bir işaret koymayan yayınevi de eklenince iş iyice beter olmuş.
neyse, hikaye fena değildi ama... yani üçüncü kitaba daha iyi bir bağlantı yazılabilirdi. iki karakteri tanımak dışında hiçbir işe yaramadı.
Beyin yakan birbirinden güzel hikayelerle dolu. Kimisi deli saçması gibi duruyor, kimisi ütopik ancak hepsini insanı ürpertiyor.
Belki ilk kitap olmanın getirdiği bir acemilik az çok belli oluyor kitabın teknik kısmında ama hikayeler içerik olarak gayet kaliteli.