• 1015 syf.
    ·24 günde
    ——————————————————
    ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 9
    ——————————————————

    "Yüzüklerin Efendisi'ni yazmaya başladığım zaman, ne yüzüğün ne olduğunu ne de Sauron'un kim olduğunu bilmiyordum," demiş Tolkien Baba* bir arkadaşına.

    1937 yılında Hobbit adlı bir hikâye ile birdenbire yıldızı parlar Tolkien Baba'nın. Hobbit, öylesine büyük bir ilgi ve yüksek bir alaka ile tüm dünyada adını duyurunca (ancak bize altmış iki yıl sonra 1996 yılında sadası ulaşır) yayıncılar Tolkien Baba'dan bu masalın devamını isterler. Prof. Tolkien, kendi mitolojik evreni ile ilgilenmek ister. Tabiri caizse Hobbit ona göre tek gecelik ilişki gibidir. Onun esas sevdası, sevgilisi, yaratmak için sancılarla kıvrandığı mitolojisidir: Silmarillion. (Detaylı açıklama, Silmarillion'u okuduktan sonra incelemesinde yapılacaktır.)

    Fakat Tolkien Baba, yapılan baskılara çok daha fazla direnemez. Hayatı boyunca tamamlayabildiği iki eseri vardır. Biri Hobbit ve diğeri de Yüzüklerin Efendisi'dir. Geriye kalan diğer bütün eserleri Tolkien Oğul bir araya getirmiştir. Ama konumuz bu değil. Tolkien Baba, Hobbit adlı öykünün devamını yazmaya karar verir en sonunda. Ama gönülsüz olduğundan mıdır, daha önce bunu düşünmediğinden midir, nedendir bilinmez Tolkien Baba bir türlü başlayamaz esere. Karakterler yazar, çizer, bozar, tekrardan yapar. Hikayenin kahramanına dahi karar veremez. Hikaye'ye Bilbo ile mi devam etmeli, yoksa Bilbo'nun bir oğlu mu olmalı veya Bilbo'nun bir akrabası mı, belki de kendisinin bir varisi olmalı. Hikayeleri yazar olmaz, karakterleri sürekli değiştirir. Çünkü olmaz hiçbiri. Çünkü Tolkien Baba ince eleyip sık dokuyan cinsindendir. Bir ara yok bu iş olmazlanırsa da tekrar devam eder. Karakterler oluşturulup hikayeye başladıktan sonra dahi Tolkien Baba dönüp dönüp değişiklikler yapar. Hem karakterlerde hem de hikayelerde. Kitabı bitirdiğinde ise değiştirilen, atılan, yeniden yazılan yüzlerce müsvedde vardır etrafında ve onlarca yan hikayecikler...

    Ve evet. En baştaki cümleyi yanlış okumadınız. Tolkien Baba bu esere başladığında esere adını veren Hüküm Yüzüğü'nü ve onu döven Karanlıklar Efendisi'ni bilmiyordu. Yani bilse de bu son şekli ile değildi. Çünkü diğer bütün karakterler gibi yüzük ve Sauron dahi onlarca kez değişiklik yaşadı. Neyse ki Tolkien Baba, yapmış olduğu onlarca ve yüzlerce değişiklikten sonra bu bilinen son halinde karar kıldı. Ve nihayet kitap yayınlandı.

    Yüzüklerin Efendisi yayınlanınca resmen dünya ikiye ayrılmış oldu. Tolkien Baba'ya hayran olanlar ve ona karşı cephe alanlar. Hayran olanlara gelmeden önce cephe alanların neden cephe aldığına değinelim hemen.

    Tolkien Baba'ya cephe alanların başında şüphesiz edebiyat faşistleri yer alıyordu. Tolkien Baba'yı edebiyatı tahrif etmek/bozmak ile suçluyorlardı. Çünkü onlara göre bunlar masaldı ve ancak masal olarak kalmalıydı. Bunlar yazınsal edebiyata/romana dahil edilmemeliydi. Çünkü fantastik ögeler ilk Tolkien Baba'da vücut bulur. Ondan öncesinde fantastik edebiyat yoktur. Olsa dahi hiçbiri bu denli köklü, bu denli farklı ve bu denli çarpıcı olmamıştır.

    Hayran olanların hayranlığına gelecek olursak;
    — Yeni bir evren
    — Yeni ırklar
    — Yeni coğrafyalar
    — Yeni diller
    — Akıcılık
    — Sürükleyicilik
    — Çizim yeteneği
    — Şiirsel yetkinlik (yani daha ne diyelim ki Tolkien Baba için)
    Bütün bunlara sahip olan bir adama ve onun eserine hayran kalmamak elde mi? Ancak bağnaz düşüncelere sahip olanlar bunları hoş karşılamaz ve hayran olmaz. Hikayenin bu denli köklü ve derin olması da cabası...

    Birçoğumuz bu efsanevi kitap serisini okumamış olsak dahi filmlerini izlemişizdir. Fakat her uyarlama film gibi bu muhteşem ötesi film serisi bile ne yazık ki kitabın yanına yaklaşabilecek olsa da ona asla ulaşamaz. Filmler her ne kadar büyük ölçüde kitaplara sadık kalınarak yapılmış olsa da kitaplardan farklı olan, kitapta olmayan veya kitaptaki şeklinden çarpıtılarak uyarlanan yerler var. Ama bunlara burada değinmeyeceğim. Onları her kitabı ayrı okuduğum zaman inceleme yaptığımda aktaracağım.

    Bununla birlikte, ben kitabı e-kitap olarak okudum. Fakat basılı olarak okuyanlar (Tek cilt özel basım kitabın) yazı puntolarının çok küçük ve gözü yoracak cinsten olduğunu söylüyorlar. Yani basılı materyal olarak okuyacaksanız ayrı ayrı kitapları alıp okumanız tavsiye edilir.

    Bunların dışında, sanırım söylenecek pek bir şey kalmadı. Kitabı övmeye gerek yok. O kendisini övüyor zaten. Olayları anlatmaya gerek yok. Herkes (çoğunlukla) biliyor. O vakit burada cümlelerime son noktayı koyuyorum.

    Ek; Okumadığınızda bir şey kaybedecek misiniz? Kesinlikle hayır. Çünkü çok şey kaybedeceksiniz.

    Son soru: Acaba neden bu eseri okuyanlar, buradaki evren kötülüklerle dolu olmasına rağmen onu bizim yaşadığımız dünyaya tercih etmektedir? Cevabı sizden...

    * Tolkien Baba tabirini, J. R. R. Tolkien'in hem fantastik edebiyatın atası sayıldığı hem de kendisinden sonra oğlu Christopher Tolkien notları düzenlediği (karışmasınlar diye) için J. R. R. Tolkien'e Tolkien Baba ve Christopher Tolkien'e de Tolkien Oğul diyorum.
  • 380 syf.
    ·3 günde
    ——————————————————
    ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 6
    ——————————————————

    1937'de Prof. Tolkien, Hobbit adlı bir kitap yayınlar. Bu, çocuklar için yazdığı ve Middle Earth veya Orta Dünya Evreni olarak bildiğimiz, yine kendisinin yarattığı evrende geçen bir öyküdür. Orta Dünya'da, Güneşin 3. Çağı'nda geçen bu öykü, Prof. Tolkien'in mitolojik evrenin içindeki mini minnacık bir hikayedir. Tolkien, bu hikayeyi (masalı) yayınladığında ortada Fantastik Edebiyat namına bir şey olmadığı için edebi çevreler kitaba tepki vermiş ve tepki ile yaklaşmışlardır. Zira bunun edebiyata zarar vereceğini düşünüyorlardı. Oysa edebi çevrelerin, neyse basit bir çocuk masalı dediği bu kitap, okurlar tarafından müthiş bir ilgi ile karşılandı. Öyle ki, Tolkien, yaratma sürecinin hâlâ başlarında olduğu mitolojisini tamamlamak istemesine rağmen yayıncılar ondan bu hikâyenin devamını talep ettiler. Daha sonrasında ne olduğunu Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion adlı kitapların incelemelerinde değineceğim. Ama şimdilik Hobbit'e geri dönmeliyim.

    Bu kitap ile birlikte Tolkien, birdenbire tüm dünya halklarının en bilindik ve en merak edilen isimleri arasına girdi. Öyle ki, bu yıllarda (dediğim gibi fantazi edebiyatı yok) öylesine büyük bir evren var eden zekâya karşı herkes hayranlık besliyordu. Tolkien'in ilk defa ortaya atmış olduğu, "Elf" ve "Ork" ırkları özellikle, fantasik edebiyatının vazgeçilmez ırkları arasına girdi. Bu ilk yayınlanan (çünkü bu hikayeden çok önceleri Tolkien Silmarillion'u yazmaya başlamıştı) eser, edebiyatta -özellikle de fantasik edebiyatta- bir dönüm/başlangıç noktası oldu. Daha sonra yazılan eserler ile birlikte birçok kimse tarafından Tolkien "Fantastik Edebiyatın Atası" olarak görülmeye başlandı.

    Özellikle bu tarihten sonra yazılan fantastik kurgu eserlerin ezici çoğunluğu bu eser(ler)den ilham alınarak yazılmış ve birçoğunun içinde ilk defa burada duyulan ırklar yer almıştır. Tabii, her kişi bu isimleri kendince yorumladı ve biraz farklı forumlara soktu. Bununla birlikte ise bunları olduğu gibi alanlar da oldu.

    Bu eser ile birlikte Tolkien, hayatımıza birçok şey kattı. Daha önce de söylediğim gibi, "Elf", "Ork", "Hobbit" gibi ırklar hayatımıza ve edebiyata dahil oldular.

    "Toprağın içinde bir kovukta bir hobbit yaşardı," cümlesi ile giriş yapar Tolkien. Bu cümleden sonra, tamamen yabancı olduğumuz bu "hobbit"in ne olduğunu açıklar bize. Ben burada bu karakterleri uzun uzadıya anlatmayacağım tabii. Bunun için okumanız gerekir. Ana kahramanımız olan hobbit Bilbo Baggins, büyücü Gandalf'ın tetiklemesi ile hiç beklemediği misafirler ağırlar. Bunlar, Ejderha Smaug'un vatanlarını ellerinden aldığı ve Yalnız Dağ'da yaşayan ve dağ altının kralı olan Thorin Meşekalkan ile kafilesidir. Bunlar, yedi büyük cüce krallığından biri olan Durin'in soyundan gelen ve vatanları Erebor olan on üç cücedir. Yurtlarına kavuşmak için bir yolculuğa çıkacak olan bu kafileye Gandalf, on dördüncü bir üye arar. İşte bu üye de hobbit Bilbo Baggins'ten başkası değildir. Bilbo Baggins, bu kafileye "hırsız" ünvanıyla katılır. Dağ Altı Kralı Thror'un dillere destan ve saymakla bitmeyecek olan hazinesinden on dörtte bir pay karşılığında... Bilbo, her ne kadar hırsız olmasa da, Gandalf onu böyle tanımlar ve hikaye başlar.

    Dağları, taşları, vadi ve ovaları aşan kafilemiz, sonunda Yalnız Dağ'a ulaşırlar. Tabii, bu kısa bir yolculuk değildir. Başlarından türlü türlü felaketler geçer bu yolculuk esnasında. Bilbo, her zorlukta evinde olmayı dilese de, kafileden geri kalmaz. Ta ki onlarla birlikte bu dağa ulaşıp, ejder Smaug'u alt edinceye dek... ve sonrasına dek!..

    Yukarıda ne kadar teferruata girsem boş olacaktı. Zira her hikâyede ve masalda kahramanlar çeşitli felaketler atlatırlar. Ama ben burada bu masalı diğer masallardan ayıran yönlere değinmek istiyorum. İşte bu yüzden de olaylara pek ehemmiyet vermeden geçtim. Şimdi bu farklılıklar neymiş görelim.

    1 - Tolkien, ilk defa kimsenin bilmediği bir evren yaratmıştır. Tüm öykü bu evrende yaşanır.
    2 - Tolkien, o zaman dek bilinmeyen ırklar yaratmıştır. Hikâye bu ırkların başından geçer.
    3 - Tolkien, bu evrende her ırka ait bir dil yaratmıştır. Her ırkın kendi dili olduğu gibi bu evrende de bir ortak dil vardır.
    4 - Tolkien, bu evrendeki coğrafik şekilleri kendisi yaratmıştır.
    5 - Tolkien, bu kitapta yer alan çizimleri kendisi yapmıştır.

    Sanırım bu kadar veya benim şimdilik hatırladıklarım bunlar. Sadece birinci madde bile, bu masalı diğer bütün masallardan ayırmaya yetmekte... çünkü diğer bütün masallarda ne kadar farklı yaratıklar olsa da (Doğu Edebiyatı bu yönden Batı Edebiyatından daha zengin), hiçbir masal tamamen fantastik bir evrende geçmemiştir. Her ırka ait diller yoktur. Ki, gördüğümüz dünyadan farklı bir ırk yoktur. Kahramanlar ya insandır veya fabl gibi cansız varlıkların insanlaştırılmasıdır. Ama kimse bambaşka bir ırk yapmamış, bunu düşünmemiştir. İşte, bunlardır ki Tolkien'in tüm dünyada hayran olunmasının nedeni...

    Birçoğumuzun bildiği gibi Prof. Tolkien, mitolojik evrenini tamamlayamadan (esasen içine sinmediği için tamamlayamıyordu) 1973 yılında bu dünyadan göçtü. Tabii mirası yerde kalmadı ve oğlu Cristopher Tolkien devraldı. Gerçeği onun da zamanı tükenmek üzere...

    Sinema sanatının yaşamımıza girmesi ile birlikte bu evren beyaz perdeye de aktarıldı. İlk olarak 1976 yılında, Tolkien'in vefatından üç sene sonra bir animasyon film olarak karşımıza çıktı Hobbit ve bir sene sonra da Yüzüklerin Efendisi... 1976 yılında yapılmış olan bu animasyon filmi, hikâyenin belli başlı kısımlarını atlasa veya kısaca geçse de yüksek oranda kitaba bağlı kalmıştır. Karakterler, kitaptakine uygundur. Tabii, olaylar dediğim gibi kimi yerde kesilmiş veya hızlıca geçilmiştir. Bundan yıllar sonra, Yüzüklerin Efendisi serisini beyaz perdeye uyarlayan yönetmen Peter Jackson, tekrar kamera başına geçmiştir. Esasen bu filmi yazacak ve yönetecek kişiler farklı olsa ve Peter Jackson danışman sıfatı ile olaya katılmış olsa da, birdenbire kendini yönetmen koltuğunda bulmuştur. Cast (Oyuncu seçimi), Sanat, dekor ve grafikler/efektler yönünden çok başarılı bir seri ortaya çıkarıldı. Ne var ki bu seride ipin ucunu koparan yapımcılar kitaba bağlı kalmayı bırakın, içine edip bırakmışlardır. Eğer kitaba bağlı kalınmış olsaydı belki de Yüzüklerin Efendisi gibi gönlümüze taht kuracak olan film, keşke hiç çekilmemiş olsaydı dedirtti. Bu film serisine, olamayan karakterlerin eklenmesini mi diyeyim, olmayan olayların eklenmesi mi diyeyim, olayların çarpıtılması mı diyeyim, karakterlerin özelliklerinin dahi kitaba aykırı olduğunu mu diyeyim... Ne diyeyim, emin olun ki ben de bilmiyorum. Sırf, birkaç kuruş daha fazla kazanalım diye güzelim hikâyenin içine nasıl edilirin filmi diyeyim. Yazık!.. Gerçekten de çok yazık oldu Hobbit'e... İşin daha kötüsü ne biliyor musunuz? Bir başkası şimdi yeni baştan çekmeye çalışsa, bu kadar kaliteli bir prodüksiyon toplayamaz. Bu kadar kaliteli bir prodüksiyon ile de bu kadar batırılabilinir. Zaten sinema alanıyla ilgilenenlerin bildiği, altın değerinde bir söz vardır: "İyi bir senaryodan kötü bir film çıkabilir, ama kötü bir senaryodan iyi bir film çıkmaz." Yani, hikaye iyiydi, fakat film berbattı. Bu olabilir. Ne yazık ki oldu da...

    KEŞKE HOBBİT FİLMİ HİÇ ÇEKİLMEMİŞ OLSAYDI!

    Hem hikâyeye, hem prodüksiyona, hem oyunculara kısacası her şeye yazık oldu... O zaman kitaptan şu söz ile veda edeyim:

    "Eğer daha fazlamız yiyeceği, neşeyi ve şarkıyı altın yığınlarına yeğleyebilseydi, burası çok daha mutlu bir dünya olurdu."

    Ve,

    " 'İşte her yağmurun ardından hep güneş çıkar, ejderlerin bile sonu gelir!' dedi Bilbo ve serüvenine sırtını döndü."

    Unutmadan!.. Bu kitap, ilk olarak 1996 yılında bizde Altıkırkbeş Yayınları tarafından yayınlandı. Benim okuduğum baskı da buydu. Bu kitapta, hikayeden sonra minik bir sözlüğe de yer verilmiş. Bu evrende geçen ırklar, yerler, isimlerin açıklandığı bir sözlük. Çok faydalı bir çalışma olmuş bu sözlük... Orta Dünya evrenine meraklı olanlar için...

    Keyifli okumalar dilerim...