• 173 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Fare Kapanı'nda, soğuk bir kış günü, Londra'da işlenmiş bir cinayetten sonra malikaneden pansiyona dönüştürülmüş bir mekânda yaşananlar konu edinilmektedir.
    Ulaşımın kar nedeniyle kapanmış olması, karakterlerin bu duruma gösterdikleri tepkiler ve işlenmiş bir cinayetin failinin ortaya çıkarılması tiyatrovari bir anlatımla ele alınmaktadır.
    Altmış yıldır Londra'da gösterime devam ederek rekorlar kitabına giren ve Agatha Christie klasiği olan Fare Kapanı, akıcı anlatımı ve sürpriz sonu ile kesinlikle okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
  • "Zorbalar, kendilerinden baskını çıktı mı hemen sinerler."
  • "Bence her insan, yaşamı boyunca hiç olmazsa bir kez böyle düşünür. Her şeyin sonunun geldiğini, artık devam edemeyeceğini..."
  • Derdin büyüğü bu: Parasızlık... Dünyada ne “siz” olur isen ol, İzansız veya ahlaksız, kolsuz veya bacaksız, para hepsinin az çok bir kolayını bulur, hepsini örter; lakin parasız olma, parasızlığa ne İzan, ne ahlak fayda verir, ne koldan ne bacaktan hayır gelir!
    Parasızın yürüyüşü sürtük, gözleri süzük, rengi uçuk, sesi bozuktur; şayet gülse bile gülüşünde ham ayva, muşmula veya üvez yemiş gibi bir burukluk vardır. Kurum tutmuş baca gibi içi keyif, zevk namına hiçbir şey çekmez, puhlar durur, inleyişi boş sarnıç gibi derin, matemli ve hazindir. Işık içinden gelmediği için avizeler altında dursa yüreği yine karanlıkta, bu karaltının da gölgesi suratındadır.
    Kendisini daima koca şehir içinde yapayalnız farz eder; kurtlar kuşlar uğrağı korkunç dağ başlarında tek başına gezen bir seyyah gibi gönlü ürkeklikle doludur. Ne kadar zeki olsa hödük bir hal alır. Etrafında olan biten işlere yabancı yabancı, adeta aval aval bakar; kendi içinde fındık kurdu gibi kendini yer, onunla meşguldür; nasıl bir mahpus dışarı fırlamak, biraz hava ve güneş görmek, hayata kavuşmak için dört duvar arasından sessiz sedasız; herkesten gizli ve korkak iki büklüm bir yol kazmaya çabalarsa parasız bir adam da böyledir; nerede bulunursa bulunsun, düğünde veya dernekte daima dört duvar arasında mahpus gibidir. İçin için etrafındakilerden gizli, yorgun ve sinsi manevi tüneller kazar; paraya kavuşmak için her zaman yol arar!
    Parasıza alabildiğine geniş, yemyeşil ve günlük güneş¬lik Kâğıthane çayırı bile zindan görünür; gökteki açıklığın, yerdeki genişliğin parasız adama tesiri yoktur; parasızın bir ilacı, bir şifası vardır: O da para… Parasızı ne dost ne maşuka, ne zevce, ne anne, hiçbiri iyi edemez. Hatta bilakis, fenalaştırır... Haydi diyelim dost nasihatini dinledin, maşukanın
    dizine yattın, zevceni kucakladın, annene sarıldın; ağlaştınız seviştiniz; fakat sonu? Parasızlık denilen ok yılanı bu tatlı dakikalarda biraz uyuşur, lakin bitti mi, derhal başını getirir, yüreğimize dayar, kuyruğunu da zihnimize bastırır, o zaman boğuk bir ses çıkarırsınız:
    "Peki ama para?!" diye sağa bakarsınız, heyhat! Sola göz atarsınız eyvah! O anda insan her felakete, her musibete razıdır; hatta onu bekler, onu ister: Memleketi yere geçiren bir zelzele, içinden çıkamayacağınız bir yangın, tahlis1 ümidi olmayan bir vapur kazası, demir ve insan enkazından ibaret bir tren miisademesi,2 hülasa elinizle yalnız kendinize veremediğiniz ölümü size armut piş ağzıma düş kabilinden cümbür cemaat temin edecek bir musibet!...
    Hani Bektaşinin biri hamama gitmiş, yıkanmış, fakat parası yokmuş, çıkarken tam kapı önünde "Yarabbi! Ya cebime iki mangır ihsan et, ya şu kubbeyi yık ki çıkabileyim! " diye
    dua etmiş duasının ikinci şıkkı kabul olunmuş "gürr! " diye hamam çökmüş... Onun gibi, parasız, Allah'tan evvela para ister, vermeyince bela!
    Hem parasızın her işi aksi gider; biletini düşürür, ceza alırlar, camekân kırar, ödetirler; paltosunu asar, çalarlar; hatta bazen cebinde kalan dört kuruşu da yankesiciler kaparlar…
    Parasızın canı, paralı iken hatırından geçirmediği her şeyi ister: Amerikan fıstığından kestane şekerine, diş fırçasından cep aynasına kadar... Alamayacağı, elde edemeyeceği ne varsa hep hoşuna gider, velev ki lüzumsuz, faydasız olsa bile... Mesela yeni çeşit fare kapanı, defter biçimi kibrit, kutu kesen bıçak... Hâlbuki evinde erzak yoktur ki fare dadansın, tütün bulamaz ki kibrit yaksın, kutu alamaz ki kessin! Fakat parasızın en ziyade canının istediği yazın dondurmadır, ateşini söndürmek için... Kışın bozadır, içini kızdırmak için!
    Dünyada en güç istenen ne var derlerse ödünç paradır… Parasız belki gider Hint padişahının kızını utanmadan ister de ahbabından bir lira istemeye sıkılır. İnsan para isterken babasını, kardeşini bile kendisine kırk göbek yabancı zanneder ve heybetli görür. Cepte para varken azametle öksüre öksüre, kapıyı ardına vurup girdiğin yerlere, parasızken, alelhusus' para istemeye giderken nefesine bir zorluk, yü¬reğine bir ürkeklik gelmeyen babayiğit kimdir? Çanakkale siperlerinde korku, heyecan nedir duymamış yiğidi bile bu kapıda ürperme alır.
    İnsanın canı para alacağı adamı hem bulmak ister, hem bulmamak... Bulmak bir bela, bulmamak iki! Kekeleye, pepeleye o başlangıç yapış yok mu, ilanıaşktan çok daha güç, ölüm yatağında vasiyetini söylemekten elbette daha müşküldür. Olmazsa insan aşktan da cayar, vasiyetini söylemekten yapmaktan da... Fakat paradan cayılmaz! Hem bu müracaatlar ekseriya aksi muhaverelere1 de tesadüf eder, bakarsınız ki, ahbabınız karşısındakine, sanki sizin ne için geldiğinizi sezmiş gibi:
    "Satış yaptığımız yok, ne olacak bu buhran? Böyle giderse dükkânı kapatacağız!" diyor. Yahut birine para veriyor:
    "Al şunu da, ne etti? Tam yüz elli mi? Bende de aybaşına kadar kalan işte şu: Dört lira, yirmi kuruş!" ki:
    Hatta daha fecisi vardır; size döner de şaka eder, der.
    "Canım sende para çoktur, iki yüz lira versen ne olur?"
    Ölür müsün, öldürür müsün?
    Parasız kalmanın dehşetini duymamış adamlar harp ate¬şini tatmamış askerlere benzerler, hayatta ne kadar talimli, idmanlı olsalar yine pişkin sayılmazlar... Parasızlığa değme kişi dayanamaz, onunla dev gibi uğraşmak, köpek gibi bo¬ğuşmak lazımdır. Parasız adamın sabahleyin bir acı, zehirli uyanışı vardır, ölümden beterdir!
    Evvela şöyle biraz şaşkınlık geçirir, içinizde bir ezginlik duyar, yüreğinizde bir sızı hisseder, fakat birden, nedir, neden anlayamazsınız. Fakat uyku ve rüyanın sisi zihinden sıyrılınca vaziyet de tabak gibi karşınıza çıkar: Ne satacak var, ne alacak, çaresi bulunmaz bir parasızlık! İşte o zaman bi¬çare müflis o yattığı yataktan ilelebet kalkmamak arzusunu
    duyar; bıraksalar da haftalarca, öyle upuzun, dışardakilerden, hani her adım başı cebinize sokarak para arayan, para soran, para koparan ihtiyaçlarından uzak. Aç, biilaç, fakat yalnız yatsam der... Yürekte bir eziklik, bir ezginlik, bir tırmanma vardır ki ne açlığınkine benzer, ne deniz tutmasınınkine... Kâh kadifeye sürünür, kâh zımpara kâğıdına sürtü¬nür gibi, okşayışa benzerken eğlenmekle karar kılan zevkli, azaplı, tadı acısına karışmış ömür törpüsü bir heyecan!
    Gözlerini kapar, düşünürsün... Fakat neyi? Bittabi intiharın envaını. . Parasızlık idmanından ben henüz bu dereceye varmadınsa da, öyle tahmin ediyorum, akla en evvel Sarayburnu akıntısı gelir. Sonra tabanca, ustura, lokomotif, kömür, süblime, ilah... Şuraya buraya gitmek için tramvaylara binilir de ahrete gitmek için nedense onlara müracaat
    edilmez. Zahir, itiyat olmamış, hâlbuki mübarekler sanki bu iş için hassaten icat edilmiş ve sokaklara hususi kolaylık olarak sıra sıra salıverilmiştir; birini kaçırsan hemen öbürüne
    yetiş! Hem ister önüne yat, ister arasına gir, ister hortumuna yapış, hülasa ne tarafına dokunursan dokun, neresinde durursan dur, neresinden atlarsan atla, ölüm muhakkaktır!
    Hatta atmak, yatmak cesareti bile yoksa içinde otur: Başka yerde yüzde beş ihtimali alan ölüme burada yüzde altmış kavuşursun!
    Adama para kadar ne pazı kuvveti, ne nişancılık mahareti cesaret ve şecaat verir, lehülhamd nefsimde ve baş¬kasında da tecrübe etmedim ama cebinde parası olmayanı dövmek, parası olanı dövmekten çok kolay olsa gerektir. Parasızda kuvvei maneviye kalmaz, sünepe kesilir. İnsan mü¬nasebetlerinde cebindeki cüzdanı miktarı coşkun ve taşkın
    bulur; deste dolgunsa nazik bir serzenişe bile böbürlenirsin, lakin banknot son yaprağa dayandıysa yine cüzdan miktarı, yatkın ve yumuşak durur, kaba bir tahkiri1 şaka addeder, tatlılığa vurursun!
    Parasız adamda herkesi, cebinin içini görüyor gibi bir vehim vardır; zanneder ki vapuru kaplayan, köprüden akan, gazinodan taşan halk kendisine bakıyor ve birbirlerine şöyle
    diyorlar: 'Vah zavallı, işte görüyor musunuz, yan cebinin kö¬şesine sokulmuş şu yırtık lirayı? Hani bumburuşuk, yapayalnız oraya sinmiş... İşte bütün serveti ondan ibaret! "
    Artık o zaman, oturuyorsanız büsbütün bozulur, sokulursunuz; ayakta iseniz ufalır, yere geçmek, çökmek istersiniz... Bana gelir ki insanın parasızlığını en iyi sezen, anlayan adamlar garsonlardır, gözleri cüzdanın meşinini geçerek ta içerisine kadar işler...
    Fakat nihayet, yerine, işine göre bir hafta mı, bir ay mı, hatta seneler mi süren bu parasızlıktan sonra, bir gün, kader ve kısmette varsa, para yüzünü gösterir. Hani haftalardan, aylardan, senelerden beri peşinde koştuğunuz, kovaladığınız, helak olduğunuz para... Ele geçince artık hiçbir zevki kalmaz.
    O zaman bu acı, acıklı devri tatlı tatlı hatırlar, "Ne idi o bir lirayı bulamadığımız günler, ne hoştu! " dersiniz. Mamafih güven olmaz, hoş muydu, değil miydi, onu bir daha parasız kalınca anlarsınız!
    15 Kasım 1920
    Refik Halid Karay
    Sayfa 59 - İnkılap Kitabevi
  • "Uygarlığın zorunlu kıldığı giysilere büründükleri zaman erkekler ne kadar da birbirlerine benziyor."
  • Duvardaki çatlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü. “İçinde yiyecek mi var?” derken, bir baktı ki fare kapanı!
    Hemen bahçeye koşup, alarmı verdi: "Evde kapan var! Evde kapan var!"
    Tavuk gıdaklayıp, kafayı kaldırdı ve "bay fare, bu sizin için ciddi bir sorun olsa da, beni ilgilendiren bir tarafı yok ne yazık ki!"
    Fare dönüp bu sefer koyuna, “Evde kapan var, evde kapan var” dedi.
    Koyun konuyla ilgilendi ama, kendi hesabına "üzgünüm bay fare, vah vah emin ol senin için dua edeceğim” dedi.
    Fare bu kez öküze yöneldi: “Evde kapan var! Evde kapan var!” diye bağırdı nefes nefese.
    Öküz: ‘Wow, bay fare, senin için üzüldüm, ama burnumu sokacağım bir şey değil " dedi.
    E farenin de başını eğip, gitmekten başka çaresi kalmamıştı.Yalnızlık ve terkedilmişlik hisleri içinde, fare kapanı ile artık tek başına başa çıkmaya çalışacaktı.
    O aksam evde, alışılmamış bir ses duyuldu. Sanki bir kapan, avının üzerine kapanmıştı.
    Sese koşan çiftçinin karısı, karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunu kaptırdığını görmemiş. Yılan da kadını ısırmıştı.
    Çiftçi karısını hemen hastaneye götürdü. Karısı eve ateşli ve hasta olarak döndü.
    Eee ateşli insana ne verilir? Sıcacık bir tavuk çorbası!Tavuk hemen kesilmiş ve acilen pişirilmiş!
    Ama kadın hala iyileşmiyormuş. Eee eş dost ahbap gelince hasta ziyaretine, çiftçi de sofraya koyunu çıkarmak zorunda kalmış.
    Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş; ölmüş.
    Aman ne kalabalık gelmiş cenazeye, ne kalabalık.
    Bu sefer de konukları doyurmak için kesilen öküz olmuş.
    Fareye de olan biteni deliğinin ardından izlemek kalmış.
    Birimiz tehdit altındaysak, hepimiz risk altındayız.
    Kıssadan hisse..
  • 184 syf.
    ·2 günde
    Prens Hamlet babası Hamlet'in intikamını, kral katili amcasından ve buna göz yuman kraliçe annesinden almaya niyetlenir. Işin tüm aslını da bir gece gördüğü babasının hayaletinden öğrenir ve planını kurmaya koyulur. Ophelia'ya duyduğu sevgiden delirdiğini düşünen kral ve kraliçesine, Viyana da kendi babasının başına gelen trajedinin aynısını anlatan Fare Kapanı isimli tiyatro oyununu düzenler. Olacak olanlar, tiyatro oyunu sonrasında baş veriyor. Büyük bir trajedi olaraksa, sonunda herkes ölüyor.