• Şuanki monarşiyi , faşizm anlatan en iyi kitaptı. Zülfü abimiz yine başardı ...
  • Hitler yenildikten sonra faşizm, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika devletleri yapısına asimile olmuştur; Hitler ile birlikte faşizm, kapitalizmin siyasal formasyonu içine giriyor ve bunu değiştiriyor.
  • Taş’ın ahlakı yok. Hareket etmiyor. Faşizm ahlaksızlık’tır; hareketsizlik peşinde koşuyor. Faşizm, tarihin kaydettiği önceki dikta uygulamalarından, korkudan kaynaklanmasıyla ayrılıyor. Faşizmin terörü, kendisi terörize olmuş bir sınıfın, acımasızlık uygulamasıdır; faşizm, kendi içinde çelişkilerini erteleyerek hızını arttırmış bir iktidarın, iktidarını sallamış olanların hareketsizliğe boğma girişimi oluyor. Korkunun hareketsizliği doğurması en çok faşizmde var. Hain, korkak’tan çıkıyor; faşizm bir iç ihanet oluyor. Faşizm, egemen sınıfın kendi içinde ve birbirine karşı ihanetine dayanıyor.
  • 19'ncu yüzyılda oluşturulan kavramlar 21'nci yüzyıla uymuyor. Batı'nın çöküşü kaçınılmazdır. Ekonomileri dağılıyor, aileleri dağılıyor. Oluşturdukları yapay ideolojiler çöktü. Komünizm çöktü, faşizm çöktü. Dünyayı yönetmek için ortaya attıkları bütün fikirler çöktü. Dünyada yeni bir medeniyet iddiası taşıyan tek oluşum İslam. Bunu yok etmek istiyorlar.
  • Faşizm ve her türden baskıya ve gericiliğe dayalı rejimler, cehaletten beslenir.
  • ÖLÜLERİMİZ

    Her sabah
    her sabah
    o kusursuz acının kollarında
    o kusursuz acının kollarında öpüştüğüm gökyüzü
    artık
    çırpınan yüreğimi yatıştırmıyor. Ve onun
    koparıp dizginlerini
    uçarcasına boylu boyunca
    sakınmasız çarpışı
    heyecanlandırıyor beni.
    Bir serçe kümesinin konması karşıki dala
    belki hiçbir şeydir,
    ama sevgilimin mektubunda bir kuş resmi
    beni coşkulandırabilir.
    Milyarla yıldız arasında tanırım onu
    çünkü seyredince güzelleşir sevginin ışıltısı;
    binlerce gözüm var
    binlerce şafak halindeyim
    anlamak istediğim şeyin karşısında
    çünkü anlamak zorundayım;
    her sevinç kolayca ele geçmez
    insan her acının sahibi değildir;
    gökyüzü ve nehirler olmasa toprak da anlaşılmaz
    ve hayatın kararı kesin:
    son ana kadar onuru koruyanlar yaşayacak
    söylenecek son söz kahramanca olmalıdır.

    Vurgunum
    inceliğinim senin
    eyy
    yapraklarda bir kuş hafifliğinde sürüp giden titreyiş
    vurgunum
    bir nehri besleyen suların uyumuna,
    taşlara hırsla vuruşuna dalganın.

    Ölüm seni yanıltmasın...
    Nasıl ki yığılır yüzüne gecenin karanlığı
    gözlerinle bir başına kalırsın
    ölüm öylesine gözuçlarında
    savun, kavuştur yüreğini
    minicik bir çiçeğin bile kökleri
    yaşamak hırsıyla uykusuzdur.

    Ölülerimiz...
    İşte Stevan Flipoviç.
    Bir kahraman.
    Faşistler sarmış çevresini.
    Sehpada.
    Boynunda ip.

    Ve o son nefesiyle dalayıp ciğerini
    bir bıçak gibi vuruyor kelimeleri dişleri arasından
    haykırıyor: "Kahrolsun faşizm; Yaşasın mücadelemiz..."

    Steven Flipoviç
    onurun bekçisi
    direnmenin.

    Ölüm seni yanıltmasın...
    Bir bir düşün yaşayanları
    alnını korkusuzca kaldır
    kimin yanındasın
    yerin neresi
    ve senin en çaresiz anında
    tek silahın nedir?

    Ölüm seni yanıltmasın...
    Usanma hayata yaraşan sesi aramaktan
    her kuşun palazlandığı bir yuva vardır,
    her dal güneşin ve rüzgarın avuçlarında
    kendi hevesince boyanır;
    çünkü yaşaması gerekiyor bir şeylerin
    bir şeylerin bir şeylerin: senin olan

    Bak: kollarını bağlıyorlar;
    son defa bakıyor dünyaya Nguyen Van Troi
    Birazdan göğsünü parçalayacaklar.
    Ama kan onu geriletmiyor.
    Başlıyor şarkısına:
    "Yaşasın Ho Chi Minh: Yaşasın Vietnam..."

    Damarlarım damarlarına bağlı yaralarından
    çünkü öldürülmek istenen benim de sevincimdir
    Nguyen onun siperi...
    Bir buğday tanesi midir
    aynı titreyişle
    toprağa düşer düşmez kıpırdayan
    o şarkı... bir buğday tanesi mi?

    Ölülerimiz...
    Sesleri dünyamız kadar bilge.
    Birazdan kalkacaklarmış gibi
    uzanıp bir sipere
    koyulaşan...
    Ölülerimiz...
    Bakışları
    uçmaya hazırlanan bir kartal kadar çevik,
    vurgunum
    gizleyemem.

    Sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık
    unutma
    öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek.



    Nihat BEHRAM
  • Bir savaş esnasında güvenli bölgeye götürülmek istenen bir grup çocuğun, uçağın ıssız bir adaya düşmesiyle başlarından geçen liderlik savaşını anlatan kısa bir roman.
    Alegorik bir anlatıma sahip olan kitaptaki karakterler şöyle : Liderlik özelliği ve doğasında iyilik bulunan Ralph, zekası diğerlerine nazaran yüksek olan Domuzcuk, Ralph gibi liderlik özelliği bulunan fakat kötü bir karaktere sahip Jack, saf iyi olan Simon ve saf kötü olan Roger.
    İlk başlarda demokratik bir yönetimi benimseyen çocuklar lider olarak Jack'e karşı Ralph'i seçerler. Buldukları deniz kabuğunu da konuşmak isteyen kişinin eline vererek sadece deniz kabuğu elinde olan kişi konuşacak diğerleri susacak diye bir kural koyarlar. Bu şekilde demokrasi ve denizkabuğu özdeşleşmiş olur. Daha sonra aralarında iş bölümüne giderler. Jack ve tayfası avlanacaklar ve adanın yakınından geçen bir gemi görebilsin diye ateş yakacaklardır. Bir süre sonra Jack ve tayfası ateş yakmak istemeyip sadece avlanmak isterler. Ralph ise ateşin en gerekli şey olduğunu söyler. Aralarında tartışma başlar ve Jack ile tayfası gruptan ayrılırlar. Çocuklar arasında da dağda bir canavar olduğu dedikodusu vardır. Dağa düşen paraşütü canavar sanan çocuklar için canavarın varlığı kesinleşmiştir. Simon ise bunun canavar değil paraşüt olduğunu farkeder bunu aşağıdaki çocuklara söylemek için çocukların yanına gider fakat karanlıkta canavar sanılarak öldürülür. Domuzcuğu da öldüren Ralph ve tayfası sıra Jack 'e geldiği sırada adaya gelen bir gemi ile adadan kurtarılırlar.
    Ralph gerçek bir liderin olması gerektiği gibi davranır yapılacağın şeyin ne olması gerektiini bilmektedir ancak fazla akıllı değildir. Aklı ve zekayı domuzcuk simgelemektedir fakat onda da yeterli fiziki özellik yoktur. Gözlüklü ve şişmandır. Simon ise çok iyi bir karaktere sahiptir. Gerçeği söylemek için arkadaşlarının yanına geldiğinde onlar tarafından öldürülür. Simon bir nevi İsa'yı simgelemektedir. Jack de bir liderdir fakat o geleceği değil şimdiyi düşünür. Kurtulmak yerine avlanıp eğlenmeyi tercih eder. Hikayenin sonlarına doğru demokrasiyi bırakmış diktatörlüğe geçmiş adamlarına emirler veriri olmuştur. Jack de insanın içindeki yabani içgüdülerini temsil eder. Roger ise tam bir kötüdür. Sonlara doğru iyice yabanileşmiş ve hırçınlaşmıştır. Var olduğunu sandıkları ve sonradan somutlaştırılan canavar da insanın içinde olan korkuyu temsil etmektedir.
    Sineklerin Tanrısı ismi ise şurdan gelir : Jack ve tayfası canavar onlara saldırmasın diye haraç olarak avladıkları domuzun kafasını bir sopaya takar ve dağa bırakırlar. Simon kafaya rastladığında sinekler üşüşmüştür.
    Görünüşte bir çocuk romanı olan kitap aslında insanın ilkel içgüdülerini gözler önüne serer. Aynı zamanda bir toplum eleştirisi olan kitapta diktatörlük ve faşizm yaşları
    6 ile 12 arasında değişen çocuklar üzerinde hikaye edilmiştir.
    Herkesin okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum özellikle genç erişkin insanların toplumda yerlerini almadan önce..