• Kitap ilk İstanbul tarihin ile basliyor buyuk serdar Fatih sultan Mehmetin imar faliyetleri sahsiyesi fetihleri ve siirleri seklinde devam ediyor Ahmet simsirgil hocanin bir bilgi hazinesi oldugu zaten ortada diger kitaplari gibi cok sey katacak bir kitap cidden
  • İyi ki doğdun gözüm ❤

    Tüm Duyguları Bir Arada Yaşatan Ahmet Kaya Şarkılarının Bilinmeyen Hikayeleri
    - 1994 yılında çıkardığı şarkılarım dağlara albümü toplamda 4 milyona yaklaşan bandrollü satış rakamıyla türkiye'nin en çok satan albümüdür.

    - 1985'te çıkarttığı ilk albümü ağlama bebeğim'i çıkartma amacı esas olarak tekrar hapishaneye geri dönmektir. 12 eylül sonrası bir dönem siyasal nedenlerden dolayı içerde yatmış ve çıkmıştır. çıktıktan sonra dışarının eski dışarısı olmadığını anlayıp tekrar içeri girmek istemiştir. bunun en iyi yolunun döneme ters düşecek biçimde sol tandanslı şarkılar yapmak olduğunu düşünüp nazım hikmet'ten, ahmed arif'ten, sabahattin ali'den şiirler besteleyip albümüne koymuştur. yatacağı sürenin çok fazla olmaması için ise albüme bir tane de mehmet akif bestesi koymuştur. fakat gariptir ki albüm çıktıktan sonra sol cenah içerisinde büyük yankı uyandırır, cezaevine girme planları yaparken yeni albüm çalışmaları yapar olmuştur.

    - ağlama bebeğim şarkısında geçen ''çok uzakta öyle bir yer var, o yerlerde mutluluklar...'' sözü nedeniyle hakim karşısına çıkmış ve ''çok uzakta ne var? sosyalizm mi var?'' sorusuyla karşılaşmıştır.

    - gülten kaya hayaloğlu ahmet kaya'nın ikinci eşidir. ilk eşi emine kaya ile genç yaşta kısa süren bir evlilikleri olmuştur. emine kaya bir gün ahmet kaya'nın bir türlü iyi gelirli, garanti bir iş bulamaması ve sürekli müzikle uğraşması nedeniyle kızı çiğdem'i alıp evi terk eder. ahmet kaya daha sonra benden selam söyleyinadlı şarkısıyla emine kaya'ya ince bir sitem yollar. kızı çiğdem kaya içinse çiğdem çiçek adlı şarkıyı bestelemiştir.

    - yusuf hayaloğlu ile olan birliktelikleri sanılanın aksine problemlidir. ahmet kaya'nın gittikçe büyüyen şöhreti ve maddi kazancı bir süre sonra hayaloğlu'nun tepkisine neden olur. sürekli arka planda kalmaktan ve hak ettiğini bulamamaktan yakınır. bazı albümlerinde ikilinin problemleri nedeniyle yusuf hayaloğlu şiirleri yer almamaktadır. sevgi duvarı ve şarkılarım dağlara albümlerinde olduğu gibi. ilginçtir; bu iki albüm en iyi ahmet kaya albümleri olarak gösterilir bir çok otorite tarafından. yusuf hayaloğlu bu albümlerde yer almamasına rağmen aynı yıllarda ahmet kaya'nın rakiplerinden olan fatih kısaparmak ve ibrahim tatlıses'e şiirler vermiştir.

    - içimde ölen biri adlı şarkıyı piyanosu başında beste çalışması yaparken tesadüfi olarak şarkının nakarat kısmını çalmasıyla yapmıştır. daha sonra bu melodinin üzerine söz yazmıştır ve şarkı mevcut halini almıştır.

    - yusuf hayaloğlu ahmet kaya'ya hani benim gençliğim şiirini vermesi sonucu, ahmet kaya 10 dakika içerisinde şiiri besteleyip hemen bağlamasıyla çalarak kayıt altına almıştır. şarkı o haliyle stüdyoya girmiş ve üzerinde oynama yapılmamıştır.

    - yine de yandı gönlüm adlı şarkıyı sadece 1994'te katıldığı ibo show programında söylemiştir. hiçbir albümünde kaydı bulunmamaktadır. çeşitli ortamlarda yer alan kayıt kötü bir ahmet kaya taklidi olan berhan arısoy'a aittir.

    - paris'te yaşadığı sürgün günlerinde türkiye'den kendisini ziyaret eden tek sanatçı aşık mahzuni şerif'tir.

    - 1999 magazin gazetecileri derneği gecesinin ödül törenine katılmadan önce fifa 99oynuyordur ve eşinin ısrarları üzerine son anda bilgisayar başından kalkıp törene katılmıştır. tamamen ayıp olmasın diye ısrar üzerine gittiği tören hayatının belki de sonunu hazırlamıştır.

    - 1994-1995 yıllarında kanal d'de ahmet abinin vapuruadında show programı yapmıştır. 13 hafta süren bu programın bir bölümüne serdar ortaç konuk olmuş ve ahmet kaya ile birlikte halay çekmişlerdir. program ahmet kaya'nın zaman zaman yaptığı politik çıkışlar nedeniyle yayından kaldırılmıştır.

    - bir dönem jetpa ile bir takım ilişkiler içerisine girmiş, hatta kliplerinde jetpa amblemleri yer almış, kanal 6'da canlı yayınlanan caprice hotelkonserleri düzenlemiş, jetpa üretimi olan araçlara binmiştir.bu dönem sonrası sol cenah tarafından dışlanmış, sol radyolarda şarkıları çalınmamış ve kasetleri dahi kırılmıştır.

    - henüz ünlü olmadan önce, kısa bir süre de olsa ferdi tayfurorkestrasında bağlama çalmıştır.

    - 1994'te ibo show'a katılmış, daha sonra tatlıses'i kendi programı olan ahmet abinin vapuru programına çağırmış fakat tatlıses tarafından reddedilmiştir. bunun üzerine araları bozulan ikili, ahmet kaya'nın tatlıses'e yakamoz adlı bestesini vermesiyle tekrar düzelmiştir. 1996'ta ve 1997'de de ibo show'a konuk olmuştur.

    - türkiye'den gittikten sonra köln'de düzenlenen bir konserde ''türkiye cumhuriyeti devletinin devletleşmiş kürtleri; ibrahim tatlıses'leri, mahsun kırmızıgül'leri varsa, kürtlerin de ahmet kaya'sı var! bu da böyle biline!'' şeklinde bir açıklama yapmıştır.

    - magazin gazetecileri derneğinin düzenlediği malum gecede yaptığı açıklama sırasında kendisine küfür eden dönemin ünlü playboyu erdal acar'ın yanına gelip kulağına fısıldayarak ''bu işler zamparalık yapmaya benzemez koçum!'' demiştir. bu görüntü o dönem erdal acar'a sarıldı şeklinde yorumlanmıştı.

    - tatar ramazan filmi için kendisinden film müziği isteyen kadir inanır'ı kırmamış ve filmin müziklerini hiçbir ücret talep etmeden yapmıştır. ayrıca yine aynı filmde tatar ramazan karakteri tarafından, bir yusuf hayaloğlu bestesi olan şu dağlarda kar olsaydım türküsü ahmet kaya'nın sesiyle söylenmiştir.

    - 1995'te katıldığı laf lafı açarprogramında cem özer'in kendisine program esnasında verdiği bir şiiri hemen o anda besteleyip programda söylemiştir. bu bestenin program kaydı dışında bir kaydı bulunmamaktadır. o zaman çocuktum benadını taşıyor bu kayıt.

    - biraz da sen ağla albümünde yer alan sensiz yaşayabilmeremşarkısı ahmet abinin vapuru programında söylenmiş olup stüdyoda temizlenip albüme konulmuştur.

    - rekor kıran albümün rekor kıran şarkısı saza niye gelmedin'i çok yoğun ısrarlar nedeniyle söylemiştir. en sevmediği şarkısı olarak bilinir.
    en sevdiği şarkısı ise ağladıkça'dır. eşi gülten kaya'nın ise en sevdiği ahmet kaya şarkısı suskun'dur.

    - askerlik süresi boyunca orkestrada yer almış, aralarında çello, piyano, elektro gitar gibi birçok farklı müzik aletiyle orada tanışmış ve müzikal birikimini geliştirmiştir.

    - gençlik yıllarında idol olarak gördüğü ruhi su'nun bir konserine gitmiş ve konser sonrası su'nun yanına gidip kendisinin mahsus mahaltürküsünü çalarak söylemiştir. şarkıyı yarıda kesen ruhi su ahmet kaya'ya ''bağlama böyle at tepilir gibi çalınmaz!'' tepkisi vermiştir. ahmet kaya yıllar sonra düzenlediği ilk konserini ''bağlama böyle de çalınır!'' diye duyurmuştur.

    - attila ilhan'ın cinayet saatişiirini bestelediği için hakkında soruşturma açılmıştır. sebebi şiirde geçen ''allahına kitabına sövüm saydım'' dizesidir.

    - abisi mustafa kaya da şarkıcıdır, hatta bir dönem ciddi anlamda kendisine rakip olmuştur. mustafa kaya'nın anlattığına göre ahmet kaya kendisinden daha fazla albüm yapmamasını, yoluna taş koymamasını rica etmiştir. abisi de abiliğini yapıp kardeşinin bu talebini kabul etmiş ve müzik kariyerini 2 albümle sınırlayarak erken yaşta bitirmiştir. şimdilerde çok uzun süren suskunluğunu bozup yeni albüm çalışmaları yapmaktadır.

    - ahmet kaya'nın başarılı müzik kariyerinin en büyük nedenlerinden birisi osman işmen ile çalışmış olmasıdır.ahmet kaya albümlerinin çok büyük kısmında yapımcılık görevini üstlenen işmen'in yarattığı müzikal altyapı kaya şarkılarının bu kadar sevilmesinde ciddi etkendir.

    - ünlü bağlamacı ahmet koçahmet kaya orkestrasında uzun yıllar çalışmıştır. hatta 1990 çıkışlı sevgi duvarı albümünün de yapımcısıdır. anlattığına göre en büyük paraları ahmet kaya orkestrasında kazanmıştır; çünkü kaya kazancından önemli bir payı orkestraya bırakıyormuş.

    - magazin gazetecileri derneği gecesinde kendisine atılan çatal bıçaklara siper olan savaş ayaslında geceden önce ahmet kaya ile küstür. fakat o anda bu küslüğü bırakıp hemen ahmet kaya'nın masasına giderek büyüklüğünü göstermiştir.

    - bahtiyar adıyla bilinen şarkı ahmet kaya külliyatına 1989'da çıkan iyimser bir gül albümüyle girmiştir. bu albümde gökyüzü ismiyle yer alan şarkı, halkın bahtiyar olarak kabul etmesi sonrasında resitaller albümünde bahtiyar ismiyle yer almıştır.

    Alıntı...
  • #KitapYorumu
    #KitapÖzeti
    #Safahat

    Mehmet Akif Ersoy,Türk toplumunun felaket yıllarında yaşamış, tartışmaların, kavgaların,toplumsal değişimlerin merkezinde olmuş bir şahsiyettir.1873-1936 yıllarında yaşamış olan İstiklal Marşı şairimiz;bu bakımdan II.Abdülhamit Dönemi(1876-1908),İttihat-Terakki yılları (1908-1915),Birinci Dünya Savaşı(1914-1918),Mütareke yılları(1918-1929), İstiklal Savaşı (1919-1921) ve Cumhuriyet Dönemi(1923 sonrası) toplumumuzun yaşadığı bütün sıkıntıların ve acıların içerisinde bulunmuştur.Onun Safahat'ta bulunan şiirleri,yazıldıkları dönem de göz önüne alınırsa,bu toplumsal değişimlerin ve acıların ürünü olarak değerlendirilebilir.Safahat'ın her bölümü,Türk toplumunun yaşadığı bir dönemin panoraması, duyarlı bir aydının yaşanan sıkıntılara gösterdiği tepki ve topluma sunduğu kurtuluş reçetesi olarak değerlendirilebilir.

    BİRİNCİ SAFAHAT

    Birinci Safahat'taki şiirlerin hemen tamamı 1908-1911 arasında Sırat-ı Müstakim dergisinde yayımlandı.Burada yer alan 44 manzumede Mehmet Akif'in şiir hakkındaki görüşünden,toplumun her katmanından insan ilişkilerine yönelik düşünceleri bulunmaktadır.İlk şiir,okuyucuya seslenişi ve kendi şiiri hakkındaki yorumudur.

    Mehmet Akif şiirinin bütün özelliği samimiyettir.Okuyucuya samimi duygularıyla seslenir.Servet-i Fünun döneminde şiirin sanat endişeleri ile donanması,toplumun problemlerinin dışına çıkması ve gözyaşına boğulması söz konusudur.Bu tarz şiir de II.Meşrutiyet döneminde etkisini sürdürmektedir.İşte Mehmet Akif'in bu beğeniye,bu tarz şiirin benimsenmesine tepkisi vardır.Ona göre edebiyat, sokağın daha doğrusu toplumun dili olmalıdır.Yıllar sonra Fatih Kürsüsünde kitabında şiir hakkındaki bu görüşünü farklı bir tarzda tekrar eder :

    Hayır hayal ile yoktur benim alış verişim
    İnan ki;her ne demişsem görüp de
    söylemişim.
    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
    Sözüm odun gibi olsun,hakikat olsun tek!

    Bu sözler,Servet-i Fünun döneminde hayale ve güzel söyleyişe yönelen edebiyatımızın aksine gelişmiş bir düşünceyi temsil etmektedir.Hayalin,sembollerin tamamen devre dışı bırakılarak maksadın belirtilmesine dayalı bir şiir anlayışı.Mehmet Akif,Gölgeler'deki bazı şiirler dışında,hemen bütün eserlerinde bu düşünceye bağlı kalarak yazmıştır.
    Safahat'ta döneme ait eleştirilerini mekândan ve insan ilişkilerinden hareketle dikkatlere sunan Mehmet Akif;yine mekândan ve insan ilişkilerinden hareketle yaşadığı dönemi sorgular.Birinci Safahat'ta İstanbul,bütün değerlerinden uzaklaşmış çökmüş,harap olmuş,kendini kaybetmiş bir mekân durumundadır.İnsanlar da birbirinden uzaklaşmış, ilişkilerini çıkarlarına göre yönlendiren bir hâl almıştır.
    Birinci Safahat'ta toplumsal aksaklıklar, imparatorluğun merkezi olan İstanbul hareket noktası alınarak anlatılır.Çünkü İstanbul, bütün İmparatorluğu simgeleyen mekândır.

    Çok beğendim kitabı.Şimdiye kadar bu değerli eseri neden okumadım diye kızdım kendime.Birinci bölüm dışında 6 bölüm daha var.Bunlar:

    -Süleymaniye Kürsüsünde
    -Hakkın Sesleri
    -Fatih Kürsüsünde
    -Hatıralar
    -Asım
    -Gölgeler

    Kitabın en başında ise Mehmet Akif'in biyografisi bulunmakta.Okumayan varsa kesinlikle okusun.Herkese tavsiye ediyorum
  • Kitaplar arasında

    İbrahim TENEKECİ

    20 EKİM cumartesi (Köşe yazısı)
    Bu sene yayın dünyası için hayli meşakkatli geçiyor. Nedeni malum. Yine de kıymetli kitaplar birbiri ardına yayınlanıyor. Zahmet ile rahmet daima birdir, beraberdir.

    Masamın üstünde ve hemen yan rafta biriken eserler, emekler. Kimi okundu, kimi sırasını bekliyor. Ahmet Murat ne kadar haklı: Okunmayı bekleyen kitaplara bakıp heyecanlanan kişi gençtir, kederlenen ise artık değil.

    Okunan kitapların bir kısmını paylaşmak isterim.

    1977 doğumlu Ercan Yıldırım, külliyat oluşturma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şimdiden on kitaba ulaştı bile. Son eseri Türkiye’nin Yeni Kültürü. (Pınar Yayınları, Eylül 2018) Kitap, büyük ölçüde kültürel iktidar meselesini işliyor. Yıldırım’ın ileriyi gören yazıları bize hep aynı kelimeyi hatırlatıyor: Basiret.

    Hüsrev Hatemi Hocamız seksen yaşında. Bütün şiirleri yeniden tek kitap haline geldi. (Ağustos Melâli, Dergâh Yayınları, Mayıs 2018) Melal, keder ve hüzün anlamına geliyor. Uygun bir kitap ismi olmuş. Hüsrev Hatemi, kültürümüzün tapu sicil muhafızı ve edebiyatımızın hafızasıdır. Ülkemizin yetmiş yıllık sosyal tarihini onun şiirleri üzerinden okumak mümkündür.

    Hasan Bozdaş, şiirlerini özenle takip ettiğim bir şair. İnşallah yürüyüşü uzun soluklu olur. Böyle bir yetenekten mahrum kalmak istemeyiz. İlk şiir kitabı güzel bir ayda Hece Yayınları’ndan çıktı: Adil Bir Akşam, Nisan 2018. Altını çizdiğimiz dizelerden iki tanesini buraya alalım: “Tanrılar büyüdü, gökdelen oldu.” (Sayfa 27) “Babam fıkıh okur, ben avukatlık yaparım.” (54)

    Ben Orda Yoktum, yılın ilk şiir kitaplarından biriydi. (Ebabil Yayınları, Ocak 2018.) Enes Talha Tüfekçi, yazdıklarının neye karşılık geldiğini bilen bir isim. Yetenekli ve bilgili. Tavır sahibi: “Hangi ara kabul ettik bu kadar sessizliği / Susmaktan taş olmuş bir kalbimiz var.”

    Ebabil Yayınları’nın edebiyat editörü Osman Özbahçe. Eray Sarıçam’ın aynı yayınevinden çıkan şiir kitabını da anmak isterim: Yüzüm Şimdi Cumhuriyet. Sadece bu dize bile yeter: “Korkmadım, dünya beni kabul etmez diye.” (Sayfa 29)

    Serap Kadıoğlu, Şiar dergisini yayına hazırlıyor. Eylül Biraz, onun ilk şiir kitabı. (Profil Kitap, Eylül 2018.) Kadıoğlu, modern insanın yalnızlığını yazıyor sanki. “Bilmiyorum selamdan niye ürker komşular.” (Sayfa 20) “Sokaklar dolusu yalnızlık bugün.” (24) “Her insan yalnız biraz.” (51) Galiba şehir hayatının en dokunaklı tarafı: Hep birlikte yalnızız.

    Zafer Acar, yazacaklarını merakla beklediğim şairlerden. Altıncı şiir kitabı Falan Filan, bu yılın birinci ayında çıkmıştı. (Usta Çırak Yayınları.) Şairimiz edebiyat yolculuğuna kendi imkânlarıyla devam ediyor. Şöyle: “Dobrayım ya hep tek başıma / Ama olsun anlamlı kaldım.” Zafer Acar, bu kitabında birçok yenilik deniyor. Bana kalanlardan birkaç örnek: “İnsanın kendi sıcaklığı gibisi yok.” (Sayfa 9) “Yaşlanıyorum galiba, boyum kısalıyor.” (10) “Eşyanın garantisi var da insanın yok.” (88)

    Özlem Albayrak, ilk yazılarından itibaren dikkatle takip ettiğim bir yazar. On yıllık gazete yazıları bir bütünlük oluşturacak şekilde seçilmiş. (Toplum Yazıları, Görüş, 2018.) Böylece zorlu şahitlik, değerli çaba ve esaslı duruş, iki kapak arasında toplanmış. Toplum Yazıları, ülkemizin on yıllık sosyal dönüşümüne yakından ve içerden bakıyor.

    Bu senenin kazanımlarından biri de Ketebe Kitap oldu. Kısa sürede doksan kitaplık bir toplama ulaştılar. Aykut Ertuğrul, Cemal Şakar, Elif Genç, Hasan Harmancı, İbrahim Karagül, İsmail Kılıçarslan, M. Fatih Andı, Mustafa Armağan, Özkan Gözel ve Süleyman Unutmaz, ilk aklıma gelen isimler. Editörlüğünü Bilal Kemikli’nin yaptığı Türkçeyi Kuranlar serisini de unutmamak gerekir.

    Duyuru mahiyetinde bile olsa, yazmamız gereken başka kitaplar da bulunuyor. Onları da ikinci yazıya ayıralım.

    Fethi Naci, “insan tükenmez” demişti. Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun, insan varsa, edebiyat ve fikriyat da vardır.
  • FATİH SİGARA VE KAHVE İÇER MİYDİ?

    Yavuz Bülent Bakiler bey anlatıyor: "Ben lisede Fetih şiirleri yazmaya heveslendim. Arif Nihat Asya'nın fetihle ilgili şiirlerini okuduktan sonra daha çok heyecan duydum. Ve bir takım fetih şiirleri yazdım.

    Ankara'ya yüksek tahsil için geldiğim zaman da bu yazmış olduğum fetih şiirlerini de çeşitli toplantılarda okudum. Hiçbir yerde, hiçbir kimsenin dikkatini çekmedi bu. Ama Arif Nihat Asya'nın çok dikkatini çekmiş.

    Bir gün "Yeni İstanbul" gazetesinde çalışırken, Arif Nihat bey gazetede köşe yazıları yazıyordu. Ben de o gazetenin meclis muhabiri idim. "Yavuz Bülent, şu fetih şiirlerini yazıp getirsene bana" dedi.

    Heyecanlandım..Gittim, sarı bir deftere onları yeni baştan yazdım. Götürdüm, kendisine verdim. Birkaç gün onra gazeteye geldi.

    Galip Erdem de gazetede köşe yazısı yazıyor. "Galip sen de gel de yukarıda seninle de beraber olmak istiyoruz" dedi. Üçümüz odasına çıktık.

    Dedi ki; "Galip! Bu çocuk Fetih şiirleri yazıyor. Azizim, Fethi o kadar mükemmel anlatmış ki, hayran olmamak mümkün değil. Oku Yavuz Bülent şu Fatih şiirini" dedi.

    Hakkımda böyle bir beyanda bulununca, doğrusu ben bundan son derece memnun oldum. "Hocam teşekkür ederim" filan dedim ve okudum.

    Fatih şiiri şöyle başlıyor;

    "Padişah olduğu belli yer ile gök arasında,

    Boyu bosu dağ gibi.

    Bir duruşu var tepelerden mağrur, korkusuz,

    Kara bir kartal gibi..

    Gözlerini yumsa bir an,

    Bir sigara yaksa sonra karşısında duman duman.

    Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi..

    Ve devam ediyor..

    Dedi ki; "Galip be, çocuğa bak! Fatih'i ne kadar güzel anlatmış. Fatih o kadar fetih ruhu içerisindeki, sigara içtiği zaman dumanında Bizans surlarını görüyor. Kahve içtiği zaman kahve fincanında Bizans surları karşısına çıkıyor. Mükemmel.. mükemmel..mükemmel" dedi.

    Oturduğum koltuğa sığamadım, böyle kabardım, ondan böyle bir iltifat görünce.. "Teşekkür ederim hocam, sağolun" dedim. "Ama oğlum, Fatih Sultan Mehmed katiyyen kahve ve sigara içmezdi . Sen ona nasıl kahve ve sigara içirirsin?" dedi.

    Cahil adam çok cesur olur. "Olsun hocam" dedim "ben de sigara ve kahve içmiyorum. Ama zaman zaman bir sigara tüttürdüğüm, bir kahve içtiğim oluyor" dedim. "Ama Fatih hiç sigara tüttürmedi, hiç kahve içmedi" dedi.

    "Hocam" dedim, "mesela Fatih Sultan Mehmed Topkapı sarayının bahçesinde otururken, denize baktığı zaman bir sigara tüttürmedi mi?"

    "Tüttürmediiii" dedi.

    "Hocam, Fatih Sultan Mehmed'e bir büyükelçi geldiği zaman, o büyük elçiye yemek verildiğinde ve yemekten sonra bir de kahve sunulduğunda Fatih Sultan Mehmed'e de bir fincan kahve getirilmedi mi?" dedim.

    "Getirilmediiii" dedi..

    "Ne biliyorsunuz hocam, böyle yanı başındaymışsınız gibi konuşuyorsunuz" dedim.

    "Oğlum" dedi, "sigara ve kahve Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden yüzyıl sonra Türkiye'ye geldi. Sen nasıl böyle bir sultana sigara ve kahve içirirsin münasebetsiz adam. Çıkar onları" dedi.

    Galip Erdem ağabeyimiz dedi ki; "hocam, bu arkadaşımız destan yazıyor, tarih kitabı yazmıyor ki" dedi. "Galip! Saçma sapan laf etme. Destan yazmak istiyorsa doğrusunu yazsın. Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşımızla ilgili bir destan çalışması var. Fuat Uluç onunla ilgili bir yazı yazdı, Nazım Hikmet'in onbeş ayrı hatasını buldu, ortaya çıkardı. Türkiye'deki komünistlerimiz Nazım Hikmet'in kaç defa nefes alıp verdiğini tesbit ettikleri halde ve bu konuda en küçük bir yanlışa katiyyen tahammül edemekleri halde bu konuda seslerini çıkaramadılar. Yarın bu çocuğu Fatih'e sigara ve kahve içirdiği için sokağa çıkarmazlar, çıkaramazlar" dedi.

    O sırada ben sigarayı çıkardım. "Hocam, sigarayı çıkardım" dedim. "Nasıl?" dedi.

    Gözlerini yumsa bir an,

    Çizgi çizgi duman duman.

    Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi.."

    "Güzel bak güzel" dedi. "Ama kahveyi de çıkaracaksın"

    "Hocam, kahve çıkmıyor" dedim.

    Sonra çalıştım,

    Gözlerini yumsa bir an,

    Çizgi çizgi duman duman.

    Bir kaç yudum su içse tasında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi.."

    Kurtulduk.. Sonra bir yer daha var;

    Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin.

    Üç kısrak üstünde üç yeniçeri,

    Dört nala at sürerler Bizans surları üstüne,

    Kılıç tutar, mızrak tutar, kalkan tutar elleri."

    "Oğlum, sen burada bu yeniçerileri nasıl ata bindirirsin be?" dedi. "Niye bindirmeyim?" dedim. "Oğlum, yeniçeri ata binmez, yeniçeri yerde dövüşür. Sipahi ata biner. İndir bu yeniçerileri attan" dedi. "Hocam, yeniçerileri attan indirmem mümkün değil.Çünkü kafiye öyle gidiyor... yeniçeri, elleri, iri, biri, diri... diye gidiyor. Yani sipahi ile ileri, geri.. kafiyeli değil ki" dedim. "Bilmem.. bunları mutlaka indirmen lazım" dedi.

    "Git" dedi, "benden Enver Behnan Şapolyo'ya selam söyle. Sana anlatsın, yeniçeri ata biner mi binmez mi?"

    Enver Behnan o yıllarda Kızılay'da tek başına dolaşırdı. Bir gün kendisini gördüm. "Efendim, Arif Nihat beyin size çok selamı var. Aramızda bir tartışma oldu. Beni size gönderdi. Bu şiirde ben yeniçerileri ata bindirmiştim. Yeniçeri ata biner mi binmez mi efendim" dedim.

    "Oku bakayım" dedi, okudum.. "Oooo..Arif Nihat çok haklı. Yeniçerileri topyekin indireceksin" dedi. Sonra "Peki" dedi, "bir daha oku." Okudum. "Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin." "Niye Sivaslı Recep" dedi. "Efendim, ben Sivaslıyım da..İstedim ki Sivas ismi de girsin buraya" "Olmaz. Sivas o zaman bizim sınırlarımız içinde değildi" dedi.

    Anladım ki, bir detan şiiri yazmak için mutlaka-Arif Nihat'ın söylediği gibi- meseleleri bilmek lazım..Böyle heyecanla, heyheylerle, bağırmakla, çağırmakla destan şiiri yazılmaz.

    (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013)
    http://www.cevaplar.org/...7401&ctgr_id=121
  • İstiklal marşı'mızın büyük yazarı, şairi üstad Mehmet Akif Ersoy'un 1911-1933 yılları arasında yayınladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren muazzam bir eserdir Safahat. Başında üstadın hayatı anlatılıyor. Sonrasında Safahat, Süleymaniye külliyesi, Hakkın sesleri, Fatih kürsüsünde, hatıralar, asım ve Gölgeler isimli kitapların tam metinleri yer alır. Son kısmında ise Safahat dışında kalmış bir kısım şiirleri yer alır. Dönemin siyasal, sosyal, ve tarihi yapısını anlatan; o döneme ışık tutan şiirler gerçekten çok önemlidir.
    Herkesin İstiklal Marşı'mızın yazarının eserlerini okumasını, onun düşünce yapısını anlaması gerektiğini düşünüyorum.
  • İnsan bazen kaçmalı, kendine kaçmalı, bir tenha bulup dinlemeli sükûtu, kitapları olmalı, şiirleri olmalı ve kendine bir yer bulmalı…


    Fatih Duman