Sanki sırtımda 10 bela varmış gibi hissediyorum, yanımdaki insan bu belalardan birisini yanına alsa onun tüm hayatına bedel olacakmış gibi geliyor niyeyse bana.
Isteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhine sikarsa istemedigimi iddia ettim bu nevi soz ve fullerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan di- yurdum; müdafaasinı üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yuklüyor ve kendi suratima tukureceğim yerde, haksızlığa, tesadufün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi sefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne seytanı azizim, ne seytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurma. Içimizdeki seytan pek de kurmaca olmayan bir kaçamak yolu. Içimizde şeytan yok.. Içimizde acizlik var, tembellik var. Iradesizlik, bilgisizlik ve bunla nn hepsinden daha korkunç bir sey, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var. Hiçbir şey uzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle, kul- lanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybetti biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildigimi zaman kabahati meçhul kuv vetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde ariyoruz.