Orhan Pamuk bu kitabında Osmanlı'nın son dönemlerinden 80'li yıllara uzanan bir zaman diliminde bir aile ve üç torunun hikayesini anlatıyor.
Eskimiş ve unutulmaya yüz tutmuş bir evde, en az ev kadar unutulmaya yüz tutmuş bir babaanne ve her yaz onu ziyarete gelen biri tarihçi, biri devrimci, biri zengin olma hayali kuran üç torun üzerinden bir döneme ışık tutuyor yazar ve bir avuç karakter ile bize Doğu ile Batı arasındaki uçurumu, sağ-sol çatışmalarını, sınıf farkını, dini, siyaseti ve tarihi dolu dolu anlatmayı başarıyor.
Söz gelimi, romanın baş karakterlerinden Selahattin tam bir Batılı gibi davranmaya çalışırken aslında altı boş bir özentilikten ileri gidemiyor.
Karısı Fatma ise karakteri ve düşünce yapısıyla tam anlamda bir Doğu temsili. Tıpkı kendini içine hapsettiği evi gibi eskiye bağlı ve hapsolmuş durumda.
Cüce Recep, Hasan, Nilgün, Metin, Faruk... Her biri bir konunun temsilcisi haline gelmiş diğer roman karakterleri ve roman boyunca bilinç akışı ve iç monolog teknikleriyle bu karakterlerin yaşadıklarına, yaşantılarına, hesaplaşmalarına ortak oluyoruz.
Orhan Pamuk her bir karakteri romana başarıyla yerleştirmiş ve iplerini birbirine bağlamış. Birinin hareketi diğerini de tetikliyor adeta ve her biri kendi geçmişini temize çekmeye çalışıyor aslında.
Olay örgüsü, anlatımı, karakterleriyle tam bir Orhan Pamuk kitabıydı. Aksi zaten düşünülemezdi :)