Bunlar "yükselerek", çok yükseğe çıkarak sevilecek kadınlardı, aşağı inilerek değil. Onlar evcil hayvan değildi. Hizmetçi değildi. Utangaç, deneyimsiz, zayıf değildi.
"Geçmişe saygınız yok mu? Büyük-büyükannelerinizin düşündüklerine ve inandıklarına?"
"Yoo hayır," dedi. "Neden olsun ki? Hepsi göçüp gitti. Bizden daha az şey biliyorlardı. Zaten onların ilerisine geçemezsek, onlara layık değiliz demektir; keza bizden daha öteye geçecek olan çocuklarımıza da layık olamayız."
Onlara yaklaşımımızda bizi daha da muallakta bırakan,
hiçbir cinsiyet geleneğinin olmamasıydı. Neyin "erkekçe"
neyin "kadınca" olduğuna dair kabul edilmiş bir kıstas yoktu.
Küçük hesaplar peşinde koşan kadınlar göreceğimizi
sanıyorduk ama öyle bir toplumsal bilinçlilik bulmuştuk ki
bunun yanında bizim milletlerimiz didişip duran şapşal çocuklar gibi kalırdı.