Din, keskin çizgiler ve yasaklardan ziyade esnek umutlarla insan ruhuna giriyor. Zaten inancın güzelliği ve cezbesi de orada başlıyor. O güzelliği hissetmek, yaşamak ve yaşatmak için dinin sosyal hayatta gelişmesi, toplum vicdanında tecelli bulması, kısacası bir devlet eliyle medeniyete dönüşmesi gerekir. Kaba yasaklarla yol almak yerine dinin zarafetini, nezaketini, gülümsemesini, kucaklamasını hissetmek..."
İnsanlar kullukta bölük bölüktür. Bir bölük halk sevap için Allah'a kulluk eder; bunlar tacir kullardır. Bir bölük, Allah'tan korkusuna kulluk eder, köleler misali... Bir bölük de Allah'ı zikrederek kullukta bulunur, dervişler misali."
Dışa takılıp kalmaktan için güzelliğini keşfedemedikleri, kabukta oyalanıp özü tadamadıkları için dervişin derinliğini göremiyorlar zâhir. Onlara göre dervişin hâli ve tavrı, virdi ve zikri bir ibadet biçimi olamaz. Oysa Allah, kullar kendisine ulaşabilsin diye çeşit çeşit yollar icat etmiş değil midir?"