• 735 syf.
    ·7/10
    Bir Cassandra Clare hayranı olarak böyle bir puan vermek beni çok üzüyor.

    Açıkçası Geceyarısı Leydisi'ni de okuduktan sonra bir nebze hayal kırıklığı yaşamıştım ancak kurgu güzel olduğu için serinin ikinci kitabını da okudum ve yine aynı şekilde hissettim. Peki kurguyu beğendiysem neden bu puanı verdim? Öncelikle, Gölgelerin Lordu'nu okurken CC'nin bazı yerleri sırf hayranlar sevinsin diye yazdığı gerçeğini görmemek imkansızdı. Kurgunun gidişatına hiçbir faydası olmayan ve kimi zaman alakasız duran bazı yerler. Ana serimizdeki aşk olayları oldukça yerindeydi mesela, gidişatla alakası vardı. Aynı şey Mekanik serisi için de geçerli. Ancak bu serideki karışık aşk olayları (Julian ve Emma'dan bahsetmiyorum tabiki) okurken beni çok yordu. Kieran, Mark ve Christina üçlüsüne diyecek sözüm yok. Keşke CC ya sadece Kieran×Mark ya da sadece Mark×Christina yapsaydı. Christina ve Kieran arasındaki etkileşim açıkça olabilecek en olmadık şeydi, sinirlendim. Okurken serinin orijinal kitabını değil de fanfiction okuyormuş gibi hissettim.

    Tüm kitap boyunca kurgunun ne kadar güzel olduğunu ama gereksiz aşkların aynı kurguya nasıl gölge düşürdüğünü düşündüm. Ancak Ty ve Kit enfes, hakkını verelim. Ancak bence CC JulianxEmma ve KitxTy'dan sonra durmalıydı. Bir yerden sonra Dallas mı CC kitabı mı karar veremedim. Üstelik savaşın ortasındalar, önlerinde ciddi görevler var. Kurgu fantastik bile olsa yine de gerçekçilik kaybedilmemeli. Tüm bu çiftler olmasaydı kitap çok daha ince olurdu, bittiğinde de daha doyurucu hissettirirdi.

    Tüm bu incelemeyi henüz üçüncü kitabı okumadan yaptığımı hatırlatayım. Üçüncü kitabı da okuyacağım çünkü diğer serilerin kahramanlarını tekrar görmek istiyorum. Ve hâlâ içimde tüm bu aşkların düzeltileceğine dair bir umut var, artık nasıl olacaksa.

    Ve Annabel'e cidden bayıldım, Malcolm'a da çok üzüldüm. Zira benim favori karakterimdi.

    Umarım diğer kitapta CC artık herkesi memnun etme çabasına bir son verip olduğu güçlü yazarı ortaya koymuştur.

    Ayrıca Jace de çok şirindi.
  • 544 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Not: İster istemez arada spoiler olabileceği için hikayeden hiç bahsetmedim, sadece görüşlerimi dile getirdim. En ufak bir spoiler yok, gönül rahatlığıyla okuyun :D

    2.Not: Medyum’u okuyup seven ve Doktor Uyku’yu henüz okumamış arkadaşlara bir sözüm var : Bu incelemeyi okumakla bile vakit kaybetmeyin , hemen Doktor Uyku’ya başlayın derim.

    Stephen King , her geçen gün beni daha da şaşırtmaya devam ediyor. Medyum ile başlayıp, çok hoşuma giden bu macera Yeşil Yol ile devam etti. Yeşil Yol’da bir aksiyon yok, gerilim yok, ne biçim King kitabı bu! Diyordum tam ve King bana resmen ‘’Sen misin bana bunu diyen’’ dermişçesine mükemmel bir final yaparak, kitapla ilgili bütün kötü düşüncelerimi sildi. ‘’Erkeğim ulan ben, ağlamam’’ laflarını bir kenara bırakıp, gözlerimin dolmasına izin verdim. Eh, yazarın iyi olduğunu -birçok insan gibi- kabullendim. Medyum’u çok sevdiğimden ve baş karakterinin yine Danny Torrence olduğunu olduğunu öğrenince, devam kitabı olan Doktor Uyku ile devam ettim. İyi yaptım mı ? Hemde nasıl! Doktor Uyku bana kalırsa bir devam kitabının olabileceği en uç noktası :

    -Karakterleri ilk kitaba göre daha fazla ve hepsi nin belirli özellikleri var ; yani kitapta ‘’ben burdayım’’ diyorlar.

    -Olaylar bu sefer hızlı gelişmekle birlikte macera-aksiyon, cadı kadın hiç eksik olmuyor. Allah seni Rose diye… Dişlerin rüyama girecek diye çok korktum; dün gece aklıma Jack Torrance geldi. Gece gece aklınıza gelince bi fena oluyorsunuz; korkudan su içmeye el feneri ile gittim(ciddiyim).

    -Gerilim bu kitapta bana kalırsa yok denecek kadar az; ancak herhangi bir eksikliğini hissetmedim.

    -İlk kitaptaki soru işaretleri silinip atılıyor

    -Kitabı okuyan arkadaşların çoğundan daha çok sevmemin sebebi: Favori serilerimden olan ‘’Danilov Beşlemesi’’ nin 3.kitabı Çarın Laneti ile çok benzemesi oldu. Neden benzediklerini söyleyemiyorum, malum spoiler…

    Burda çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Stephen King, Doktor Uyku ile –benim gözümde- çok çok iyi devam kitabı yazabildiğini kanıtladı. İsterdim ki… Hayvan Mezarlığı için de bunu yapsa ? Çok fazla kafamda soru işareti var ve kitap, kendine devam kitabı yazdırmak için çok müsait. Sizce de süper olmaz mıydı ? Yoksa sadece ben mi bunun hayalini kuruyorum ? Bilmiyorum.

    Bir noktaya daha değinmem lazım: İnternette okudum, ''Doktor Uyku'yu Medyum'dan sonra okusanız daha iyi olur, çok gönderme var'' yazıyordu bir yerde. Daha mı iyi olur ? Gönderme felan yok, bildiğimiz devam kitabı bu! Adı Medyum 2 olsa şaşırmam şahsen. Medyum okunmadan çok zevk alamazsınız ve Medyum ile ilgili birçok seyi ilk 50 sayfada spoiler olarak yersiniz. O yüzden Medyum okuyup Doktor Uyku'yu okursanız daha iyi olur felan demiyorum, önce Medyum'u okuyun; yoksa olmaz ! :D

    Genelde yanlışlıkla spoiler verdiğim için hikayeyi anlatmadım. Danny Torrence'ın artık yetişkin olup, tekrardan geçmişi ile yüzleşeceğini bilseniz yeter, diye düşünüyorum :D

    Sonuç olarak; Kitabı çok sevdim, bayıldım, hiç sıkılmadım, karakterler muazzam, final çok güzel... Eeee daha ne olsun ? 10/10 gider bu kitaba :D
  • başlamak, başarmaktır.
  • 304 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Ne versen yerler." zihniyetine bir Osmanlı Tokadı : YEMEZLER!

    Kitabı okurken farkına varacağınız, yazarın öne çıkan özellikleri : vefalı, cesur, özgün, özgür, esprili..

    Kitabın samimiyeti size bir çok duyguyu yaşamanızı garanti ediyor siz de samimiyseniz ve gözlüklerinizi bir tarafa bırakabilirseniz :

    Şaşırdığınız, hüzünlendiğiniz anlar çok olacak mesela..

    Zaman zaman gülümseten gerçekleri okurken bazı saptamalara da kahkahalarla güleceksiniz :))

    Finali merak edeceksiniz..

    Kitabı okuduktan sonra şapkanızı çıkarmakla kalmayıp varsa gözlüklerinizi de fırlatıp atmanız olası. :))

    Birinci Bölüm : Zihin açıcı..

    İkinci Bölüm : Önemli bilgiler edineceğiniz bir bölüm, zihin açmaya devam eden, bakış açınızı artıran..

    Üçüncü Bölüm : Çok enteresan saptamaların olduğu bölüm..

    Mayalanma organı kalın bağırsaklarımız.. yediklerimizden enformasyon aktarımı : o yılki doğanın özeti.. ve elbette adaptasyonu sağlama.. çok doyurucu bir tanım..

    Kitaptan önce ben hiç böyle bakmamıştım.. eh işte doğal beslenmeye özen gösterelim.. yediklerimiz sindirim yolunu takip etsin yapıtaşlarına ayrılsın sonra bu taşlardan yapı duvarı oluşsun :))) ne var ki işin içi yüzü öyle değilmiş..

    Gerçek yoğurdun bu kadar değerli olduğunu bilmiyordum mesela.. Yeni favori gıdam "gerçek" yoğurt oldu.

    Dördüncü Bölüm : yanı başımızda duran ancak kaybetmek üzere olduğumuz geleneksel gıda anlayışımızın farkına varacağımız bölüm.. (güya gelenekçi bir toplumuz.. ama şekilcilikten öteye geçmeyen moda ve dayatmacı zihniyetler geleneklerimizden gelen miras hükmünde muhteşem zenginlikleri kaybetmemizin nedenlerinden biri..)

    Beşinci Bölüm : "Yetersiz beslenme, hastalık nedenidir." bilgisine sahip olduğunuzu sansanız da bu bilginin YEMEZLER açılımı çok detaylı ve farklı.. mutlaka okunmalı.. karamsarlık oluşturma ihtimali olsa bile.. çünkü "gerçek"ten kaçamazsınız çünkü gözlerinizi yumarak..

    Altıncı Bölüm : Yine hiçbir şey bilmeden de endüstriyel gıda, doğal gıda kadar yararlı demez belki de hiç kimse.. hatta zararlı olacağı da tahmin edilir..
    ama yine de gözbebekleri, gelecekleri olan körpelerine yedirilir afiyetle.. anlık kurtarıcı olsun, eğlence olsun, zevk olsun için.. amma velakin 6. ve 12. bölümü okuduktan sonra körpelerine işlenmiş gıda sunacak bir ebeveyn düşünemiyorum..

    Yedinci Bölüm : "Tüfek çıktı mertlik bozuldu." sözünü anımsatan bölüm.. endüstrinin bin yıllık güzelim yoğurdumuzu beyaz eşyaya dönüştürmesi serüvenini içiniz acıyarak okuyacaksınız 7. ve 8. bölümlerde..
    umulur ki bölümün sonunda siz de etki alanınızda "şerh" koyarsınız beyaz eşya benzeri gıdaların tüketimine..

    Sekizinci Bölüm : Bu bölümde aşırı fiziksel işlemden geçirilerek Uuupuzun ömürlü hale getirilmiş gıdaların sizin ömrünüze nasıl bir katkı sağladığını düşünmeye başlarsınız ve 12. bölümü de okumak istersiniz sanıyorum..

    Dokuzuncu Bölüm : en hüzünlü bölüm ama enteresan; en çok gülümseyeceğiniz bölüm de burası :))

    bu bölümden sonra ......"pişmiş tavuğun başına gelmemiştir" deyimini kesinlikle değiştirme ihtiyacı hissedeceksiniz ve yeni deyim ....."endüstriyel pilicin başına gelmemiştir" şeklinde olacak isteseniz de istemesiniz de..

    çok üzüleceksiniz ve büyük olasılıkla vazgeçeceksiniz beyaz etten, bembeyaz yumurtadan.. diğer beyazlardan (süt ve yoğurt ve ayrandan) da önceki bölümde vazgeçtiyseniz artık bir gıda fobiniz olmuş olacak hayırlı olsun..

    ne var ki bu, kitabın değil gözünüzü yumduğunuz için görmediğiniz, yetkililerin göz yumduğu gıda endüstrisinin olağan bir sonucu..

    artık fotosentez mi yaparsınız, köyünüze mi gidersiniz, "bize bir şey olmaz" der devam mı edersiniz ya da kendinize başka bir çözüm yolu mu bulursunuz bu da sizin imkan, algı, kapasite ve bakış açınıza bağlı..

    Onuncu Bölüm : Şeker keşke sadece dişleri çürütseymiş.. tatlı görünmesinden belliymiş aslında.. tatlı dil yılanı çıkarırmış ya deliğinden, zavallı yılan ne bilsin tuzak olduğunu..

    tatlandırmada kullanılan şekerin çeşitlerini ve bunların beyin kabuğunun çalışmasını baskıladığını okuduğunuzda yavrularınıza her ağladıklarında gönül rahatlığıyla verebilecek misiniz acaba?

    (ben derste soruları doğru yanıtlayan çocuklara şeker vermekten vazgeçtim.. geçenlerde kuruyemişçiden hurma aldım dağıttım kendim de yedim diye ama kuruyemişler de masum olmayabilirmiş marketten meyve almak istedim ilaçlar hormonlar geldi aklıma vazgeçtim anlayacağınız bir gıda çıkmazındayız hepimiz..)

    On birinci Bölüm : Bu dünyanın yalnızca insanlar için olmadığını geç kalmış olsanız da anlayacağınız bölüm..

    siz böcekleri , yemediğiniz otları hiçe sayıp bencilce yok etme girişimlerinde bulunduğunuzda elde edeceğiniz ürünler de size hayır getirmeyecek "doğanın mantığı" bu değil çünkü.. "Çapasız ve de çabasız" elde edilen ürünlerin "katma değeri" olmaması hatta sağlığınızı da tehdit edeceği kaçınılmaz görünüyor..
    bu bölümden sonra da en masum görünen sebze meyveler çıkabilir hayatınızdan..

    On ikinci Bölüm : Bu bölümü okuyup kavrayabilene benim bir sözüm olamaz.. ben sadece satırlardaki ve satır aralarındaki mesajlardan görebildiklerime dayanarak şunu söyleyebilirim :

    işlenmiş gıdayı gönül rahatlığıyla tüketemezsiniz..

    gıda endüstrisinin uzun raf ömrü sevdasından ilaç endüstrisinin nasiplenmesi çıkarımı çok enteresan geldi mesela.. "ölmesinler ama ilaçla yaşasınlar".. "ürettiklerimizi tüketsinler kağıttan kulelerimizi koruduğumuz sürece gökdelenlerimizde süreriz sefamızı" mı diyor acaba endüstri..

    On üçüncü Bölüm : En enteresan bölüm..

    farklı bakış açılarından bakmaya hazır olanlara sunulmuş harika bir bölüm.. mutlaka okunup kendi çıkarımlarınızı edinmelisiniz..

    On dördüncü Bölüm : bir tarım ve hayvancılık ülkesinin "kanunlar çerçevesinde" nasıl böyle bir çıkmaza girdiğinin hazin öyküsünü okuyacaksınız..