Serkan Karaismailoğlu’nun Dünyanın En Yalnız Beyni kitabını bitirdiğimde aklımda kalan en net şey şu oldu: “bu kadar kompleks bir şeyi bu kadar sade nasıl anlatabildi?” Gerçekten okurken sürekli bunu
Sıfır Noktasındaki Kadın kitabını bitirdim ve beni en çok etkileyen şeylerden biri, bunun gerçek bir hikâyeye dayanıyor olmasıydı. Okurken zaten çok sarsıcıydı ama yaşanmış olduğunu bilmek, anlatılanları çok daha ağır ve gerçek kıldı. Sanki sadece bir karakteri değil, gerçekten yaşamış bir kadının tanıklığını okuyormuşum gibi hissettim.
Firdevs’in yaşam boyu verdiği mücadele bana çok tanıdık geldi. Hikâyedeki kadın tek bir kişi gibi görünse de aslında farklı yüzlerde, farklı hayatlarda var olmaya devam ediyor. Bu da okuduğum şeyi bireysel bir hikâyeden çıkarıp daha kolektif bir gerçekliğe dönüştürdü.
Kadının iç dünyasının aktarımı çok güçlüydü ama bunu yaparken gerçeklikten hiç kopmaması bence kitabın en etkileyici yanlarından biri. Duyguların ve bazı anlatıların farklı karakterlerde tekrar etmesi bana bir döngü hissi verdi; sanki aynı hikâye farklı hayatlarda yeniden yaşanıyor.
Kitap boyunca kendimi bir romanın içinde değil de, hayattan bir kesiti izliyormuş gibi hissettim. Bu yüzden etkisi de daha kalıcı oldu. Bitirdiğimde aklımda sadece Firdevs değil, onun temsil ettiği çok daha büyük bir gerçeklik kaldı.