• Neden bu kadar itici bir kapak kullanmışlar bilmiyorum, insana sıkıcı olduğuna dair bir imaj veriyor. Halbuki tam tersi çok hızlı ve akıcı okunan bir kitap. Kişilik tiplerini örneklendirmesi, hikâyelerle tavsiye filimlerle gayet faydalı bir içerik hazırlanmış diye düşünüyorum. En hoşuma giden yanı ise farklı kişilere özel yardım tüyoları. İnsanın kendini de inceleyip tahlil etmesi ve kendini tanımaya doğru çıkılan bu yol beni çok eğlendirdi. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • Mustafa Kemal'i Yılmaz Özdil'in kaleminden okumak gayet güzeldi. Ve şunu belirtmem lazım hemen incelemenin başında, kitabı bir tarihcinin yazdigi biyografi olarak değil de gerceklerle kurgulanmis bir eser olarak okudum. Çünkü klasik bir biyografide yapılması elzem olan ilk şey yararlandigin kaynakları belirtmen, bunlara kitabında yer vermen. Çünkü ne kadar güzel şeyler söylemiş olursan ol söylediklerin havada kalmış olur. Şahsen okurken hep aklimdaydi, "Tamam iyi hoş yazmış bunu lakin kaynağı ne bunun". Kitaptaki birçok olayı başka kitaplardan da ve kişilerden de duymuşlugum olduğu için verdiğim puan düşük olmadı. Dediğimi ozetlersem: Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul güzel diziler ve anlattığı birçok olay da gerçek olaylara dayanıyor olabilir lakin tarihi öğrenmek icin bu durum onlari kaynak teşkil etmez.
    ...
    Mustafa Kemal'i bu kitapta bir arkadaş, bir abi gibi hissediyorsunuz. Yani sen ben gibi biri. Üzülen, sevinen, oyun oynayan, aşık olan, kavuşamayan... Bu açıdan çok hoşuma gitti.

    Mustafa Kemal'i artık senelerdir yapılan algı operasyonlarından kaynaklı seveni sevmeyeni 'dinsiz' veya 'dinle işi olmayan, dine çok uzak' olarak algilamistir. Lakin bu kitapta bilakis dinle yakından alakali, dine oldukça saygılı ve dinin halk tarafından anlaşılmasına önem veren bir Mustafa Kemal portresi ile karşılaşıyoruz. Dini, rituellere indirgeyen Emevi-saltanat dini ekolunde önemli olan "namaz kılmak, oruç tutmak, belli kandillerde camide namaz kılmak, kurban kesmek..." gibi ibadet ve rituellere indirgenmis durumdadir ve evrensel iyi kavramları, ilkeleri ikinci,üçüncü plana itildigi için insanlarda dindar, din yönünden makbul insan denilince akla sadece 'namaz kılan, kurban kesen, oruç tutan...' sakallı, tespihli bir dayi figürü akla geliyor. Bir insan bunları yapmasa ya da az yapsa ama topluma faydali olsa dahi o kişi dindar görülmez. Böyle de garip, absürd bir durum vardır.

    Mustafa Kemal'in en hoşuma giden ozellikerinden birisi hatta en başta geleni kitap okumaya olan tutkusu. Cephelerde dahi kitap okumaktan vazgeçmiyor. Hayatı boyunca 3997 kitap okuduğu biliniyor.

    Mustafa Kemal'in en hoşuma giden özelliklerinden birisi akıl ve bilime önem vermesi, hayata bu pencerelerden bakmasidir ve bununla beraber yobazlar, din tüccarlarına düşman olmasıdir.

    Mustafa Kemal'in bir çınar ağacı zarar görmesin diye konağı 4 santim civarı kaydirmasi olayını Greenpeace duysa heralde bunun filmini yaparlar, Atatürk'un heykelini dikerlerdi, aynı saatlerde bizim ülkedeki 'reaya' ise halihazirda dikilmiş olan heykeli indirmeye gayret ederdi.

    Mustafa Kemal ile görüsen bir meczubun -din adamı diyorlar- Mustafa Kemal'in gözlerinden cikarimda bulunup onun Deccal olduğunu söylediği rivayet edilir. Mustafa Kemal, vatani için cephelerde carpisirken yaralanması neticesinde biraz sakat olan o gözünden din tüccarları onun Deccal olduğu sonucuna varabiliyorlar! İşte yobazliga ve din tuccarligina karşı olmamız için en temel sebep budur. Mustafa Kemal'in geçirdiği hastalıklar ve rahatsızlıklar ve de cephede yaşadığı yaralanmalar sayfalarca anlatılıyor. Neler yok ki:
    - Böbrek rahatsızlığı
    - Sıtma
    - Kaburgası kırıliyor
    - Gözünden yaralaniyor
    - Kalbinden rahatsizlaniyor
    - Siroz
    - Göğsünden vuruluyor
    Aklımda kalanlar bunlar.

    Mustafa Kemal denince akla belki de ilk başta kadın hakları gelmeli. Aslında Türk toresinde kadının yeri erkekle eşit veya esite yakındır. Hatun otagda bas tacidir, hakanin yanındadır. Savaşta eli kılıçta savaşta, barista ekonominin de içinde, çocuğunun da bakimindaydi. Lakin zamanla Arapciligi islamiyet sanmamiz neticesinde kadın toplumda erkeği günaha sokan cisim olarak yaftalanip ikinci plana itildi. Mustafa Kemal ile tekrar hak ettiği seviyeye yükseldi Türk kadını. Şimdi bakıyorum da bustuné baltayla vuran, 'Ataturk ilah değildir, onun böyle anilmasi dine aykırıdır, batının kanunları getirdi' diye tepki gösteren -provokasyon yapan- kadınları görünce sasiyorum. Yani sormak isterim bu kadınlara, bir erkeğin 4. eşi mi olmak istersiniz, mirasta, bosanmada hiçbir söz hakkınız olmamasını, sürekli kocanizdsn dayak yemeyi ve bunun hakkında yasal bir işlem uygulanmamasini, eğitim gormemeyi, dışarıya erkeğiniz olmadan cikamamayi ... mi istiyorsunuz? Ben eminim ki Mustafa Kemal, mezardan kalksa ve görse ülkenin durumunu en çok bu kadınlara üzülür.
    ...
    Mustafa Kemal, kendini milletine adamış yalnız bir adamdı. Yalnızlığı özel hayatindaydi. Mutlu bir evliliği olmadı, çocuğu olmadı ama birçok evlatlık çocuğu oldu ve hepsini okuttu. Neyi varsa milletine bağışladı. Bir yüzükle bile gelmedi ve bir yüzüğü bile olmadan gitti. Ancak vatanıni seven, aklı hür, vicdanı hür her Türk insanın gönlüne 'akıl ve bilim' yazılı birer yüzük bıraktı.

    Keyifli okumalar...
  • Uyumadan yeni bir kitaba başlayayım derken elim kendiliğinden okunma sırasını bekleyen “İdealist Öğretmen”e gitti. İyi ki de gitmiş. Kitapyurdunda topladığım puanlarla aldığım, hacmi küçük ama anlattıklarıyla,öğütleriyle ve anlatımıyla gözümde devleşen kitap...

    Zamanın Rusya’sında Moskova Üniversitesinde matematik profesörü olan Raçinski’nin tüm kariyerini bir kenara bırakıp, ülkesini eğitim adına bir adım da olsa ileri taşıyabilme umuduyla köyüne dönüp kendisini oradaki öğrencilerin eğitimine adamasının hikayesi.
    Bu hikayeyi güçlü kılan en önemli husus kuşkusuz hikayenin gerçek olmasıdır.

    Eğitim sürekli tartışılan ama yapılan bu tartışmalardan hakkında pek de faydalı bir payda çıkarılamayan kanayan bir yara. Zamanın Rusyasında o kadar sefalet, başıboşluk, umutsuzluk ve sarhoşluk içinde bir öğretmen onca öğrencinin hayatını değiştirebiliyorsa -ki bu değişiklikler hiç de sıradan değişiklikler değil- bizim içinde hala umut var demektir. Yeter ki azim ve inanç olsun. Eğitimin en önemli basamağının önce aile sonra okul olduğuna inanan ben bu kitapla aslında kendimizdeki kudreti ne kadar da küçümsediğimizi fark ettim. Öğretmenleri kısıtlayan müfredatlar, yaklaşımlar, baskılar bir yana... Zamanın Rusyasında o şartlar altında bir öğretmen tek başına bu mucizeleri yapabiliyorsa bizim içinde umut var demektir.

    Raçinski’nin de dediği gibi : “Herkes elini vicdanına koysun, hayatına ve yaptıklarına bir baksın. Hayatta neyi iyileştirdiniz ya da iyileştiriyorsunuz?”
    Sanırım bütün sır burada...
  • Kitabı bir öğretmen arkadaşım tavsiye etmişti sekizinci sınıflar için çok iyi demişti.LGS sınavlarında deyim ve atasözü sorabiliyorlar.Öğrencilerime okutmadan önce kendim okumak istedim okurken büyük keyif aldım unutulmaya yüz tutmuş deyimlerimizi hatırlamış oldum,bilmediğim yeni deyimler öğrendim, bildiğimiz deyimlerle ilgili ilginç ve gülünç olayları öğrenmiş oldum. Öğretici ,eğlenceli ; bir nefeste bitecek bir kitap 8 ve üstü sınıf öğrencilerimize de deyimlerin anlamlarını öğrenmek ve kelime dağarcıklarını geliştirmek için çok faydalı olacaktır.Okurken yanınızda bir sözlük olmasını şiddetle tavsiye ederim.
  • Öğrencilerime aldığım ama keyifle okuduğum bir kitap daha. Sözcüklerin kalıcılığı vurgusu, okul ortamında özgür düşünebilen bireylerin yetiştirilmesini ve bunun önemini akıcı bir biçimde işleyen; konusunu, kahramanlarını günlük hayattan seçen öğrencilerin severek okuyacağı faydalı bir kitap.
  • #kitapyorum
    #kuyucaklıyusuf
    #sabahattinali
    #2018
    -107.kitap
    Huzurlu akşamlar
    Ortalıkta bir kavga var.hemen diyceksiniz ki ne kavgası.ekmek kavgası burada heryere girmiş.ekonomik güvenliği sağlanmayan evlilikteki çatırdamalar,zenginin fakirle ,entelin köylü ile,gücü olan birinin bile çaresizliğiyle kavga verdiği savaşlar.eklenebilecek daha epey konumuz var ama satırlar bitmez o zamanokuma listenize şimdiye kadar almadıysanız hemen tavsiyemizle birlikte alınız.eski kitaplarda genelde alışık olduğumuz entel eşrafın yaşam şekillerini bu kitapta arayıpta bulamassınız.akabinde daha çok köylü sınıfı ön plana çıkartan yazar zamanın ne kadar iyi bir gözlemcisi olduğunu da yansıtmış.konuyu tabi ki herzaman olduğu gibi es geçiyorum.kitabımızda aşk,kin,nefret vb. gibi ruh hallerini karakterler üzerine başarılı şekilde yüklemiş yazarımız.elimdeki eski bir basım olan kitap yer yer eski terimlerin kullanılmasına rağmen o zamanın içine yolculuk etmek için daha faydalı oldu.son sayfalarda değerli kişilerin kitap hakkındaki görüşlerini okumak güzeldi.lafazanlığı burada bırakıp kitapla ve esenlikle kalınız diliyorum.
  • Hayat demek ölümü beklemek demektir.
    Sadri Alışık

    Evet bence de öyle. Hayatta bizi bağlayan çok şey oluyor. Daha fazla para kazanma hırsı, malım mülküm fazla olsun derdi, kendim için değil çocuklarım için daha şatafatlı evim olsun kaygısı, daha fazla kredi çekeyim daha çok borçlanayım daha iyi bir hayat yaşayayım beklentisi, televizyonda gördüğü kıyafet ve eşya bende neden olmasın hevesi, arabam götürüyor ama daha büyük olsa iyi olmaz mı demeler vesaire vesaire....

    Ama tüm bunları planlarken unuttuğumuz bişey var. Geçen her saniyede ölüme bir adım daha yaklaşıyoruz. Ne zaman nerede bizi karşılayacağını bilmiyoruz. Öldüğümüz zaman yanımızda birşey götürmeye de izin yok maalesef.

    Bazı şeyleri planlarken ve düşünürken hep ölümün bize uzak olduğunu, nasılsa bir gün yapacağımızı düşünürüz. Ama belki o bir günden önce terkedeceğiz tüm sevdiklerimizi ve sahip olduğumuz tüm o vazgeçilmez sandığımız, canımız pahasına koruduğumuz mallarımızı, ziynet eşyalarımızı kısacası herşeyimizi.

    Şu dünyada yaşarken meyve veren bir ağaç bırakmaya çaba sarfetmeli.
    Yani demem o ki müspet ilim tahsil etmeli. Müspet ilimin peşinden koşmalı. Okumalı. Öğrenmeli ve öğrendiklerimizi öğretmeye çalışmalı.

    Hayırlı bir evlat bırakabilmeli. Bizim arkamızdan bizi güzel sözlerle, dualarla anabilecek.

    Umumun kullanabileceği bağ-bahçe, derslik, hayrat, çeşme, faydalı bir eser kitap, hiç olmadı ağaç bırakabilmeli. Geriden gelenler yararlanıp faydalanabilsinler diye.
    Çünkü hayatın bizi ne zaman bırakacağını hiç birimiz bilmiyoruz.