Okurlara faydalı olması için salt kitaplara yönelik kurulmuş bu uygulamayı da amacından saptıranları görüyorum. Okuduğu kitap sayısı sıfır görünüyor ama takipçi sayısı 300-400 olmuş. Ne bir alıntı girmiş, ne bir kitapla ilgili yorum yapmış. Sadece ileti yazmak amaçlı kullanıyor. Bu arkadaşların sayısı az da değil. Tamam herkes istediği gibi kullanmakta özgür de neden böyle oluyor? Aynı şeyleri diğer uygulamalarda da yapıyorsunuz yazıyorsunuz zaten. Burada bulunmaya iten gerekçe ne sizi?

KİTAPBUCH, Şeker Portakalı'ı inceledi.
Dün 12:07 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Kitabın Yorumu
Brezilyalı yazar Jose Marue De VASCONSELOS’in “Şeker Portakalı” kitabı, dünyada ve ülkemizde çok okunan bir kitaptır.
Kitap; sıcacık öyküsüyle, akıcı ve etkili anlatımıyla okuru hem sarsıyor, hem de kendine bağlıyor. Anlatımın içtenliği, duyguların işlenişi ve başarılı kurgu; okurda, kitabı bir çırpıda bitirme isteği doğuruyor, tıpkı sürükleyici bir film izler gibi.
Kitap; esas olarak acı, dayak, kırgınlık ve yoksulluk gibi olumsuz temaları işlese de, anlatımdaki ferahlık ve genişlik okuru karamsarlığa itmiyor ve onu sıkmıyor. Çünkü kitaptaki; arkadaşlık, vefa, mutluluk gibi olumlu duygular daha da güçlü anlatılmış (Belki de biz öyle anlamak istiyoruz). Şu var ki; VASCONSELOS’in cümleleri özgür bir ruh taşıyor. Şüphesiz, basit cümlelerle oluşturulan bu güçlü anlatım şekli; hikâyenin gücünün yanında, yazarın ustalığına da işaret ediyor. Anlatılan olaylarda ayrıca; “bir çocuğun saflığı ve nesnelliği, adalet hissi, hayvan sevgisi, bir portakal ağacıyla kurulan iletişim, gülmenin ve ağlamanın hayatın birer parçası olması” gibi konular da işlenmiş.
Romanın hem kurgusu oldukça sağlam, hem de yaşanan olaylar özgün ve etkileyici. Bu kapsamda; romanın kahramanı olan çocuğun (Zeze’nin) dünyasını kaplayan portakal ağacının, bir gün habersizce kesilmesi karşısında; romanda Zeze’nin yaşadığı çaresizlik mi, yoksa okurun hissettiği üzüntü mü daha büyük, bilemiyoruz.
Romanın altı yaşındaki kahramanı Zeze’nin dilinden sürüp giden anlatım şekli, kitabı zevkli hale getirmekle birlikte; çocuğun kurduğu cümlelerin, verdiği cevapların ve hareketlerindeki kararlılığın, değil o yaştaki bir çocuk, 16 yaşındaki bir genç için bile fazla iddialı olduğu söylenebilir. Bu nedenle, “Yazarın, kendi yaşının getirdiği birikimi ve olgunluğu romandaki kahramana aktardığı” şeklinde bir his oluşuyor okuyanda. Yine de; Zeze bir kahraman olduğundan, bu konuyu geçiyoruz. :) Ama yine de şunu vurgulayabiliriz; kitap sadece orta öğretim kategorisi için değil, yetişkinler için de oldukça faydalı. Zira kahramanımızın; küfür, hırsızlık, yalan gibi bazı küçük (!) kabahatleri var. Bunlar olumlu örnekler olmadığına göre; çocukları ve onların duygularını anlama (duygudaşlık) ve kırmadan, dökmeden doğruya yönlendirme adına, bu kitabı ebeveynlerin de okuması tavsiye edilebilir.
Sonuç olarak; renkli bir hayatı olan yazarın, kendi yaşadıklarından esinlenerek yazdığı “Şeker Portakalı” romanını, güçlü bir şekilde tavsiye ediyoruz.

KİTAPBUCH, Karatay Diyeti'yi inceledi.
Dün 12:06 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kitabın Yorumu
İç hastalıkları ve kardiyoloji dallarında ihtisas sahibi, tanınmış bilim insanı Prof.Dr.Canan Efendigil KARATAY’ın; “Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC’si: KARATAY DİYETİ” kitabı, ülkemizde çok satan bir kitaptır (İncelediğimiz 58. baskısı 335.000 adet çoğaltılmıştır).
Kitabın konusu; hem “kilo vermenin yöntemleri”ni, hem de “sağlıklı beslenme ilkeleri”ni kapsıyor.
Bu konu kapsamında en önemli başlıklar; spor yapmadan sağlıklı yaşamın mümkün olmadığı, doğal yağların zararlı olmadığı, protein almanın gerekliliği (her gün iki yumurta isimli ayrı bir bölümde), et yemenin faydaları, çerezin kan yapma özelliği, örnek diyetler, mönüler ve yemek tarifleri olarak yer almakta. Kitabın son iki bölümü; anlatılan konuların özetini ve bu diyeti uygulayanların mektuplarını, görüşlerini içermekte. Tavsiye yazılarından oluşan bu mektuplara “kitabın reklamlar bölümü” de diyebiliriz.
Bilindiği gibi, sağlıkla ilgili kitaplar; birçoğumuz için sıkıcı bir türdür. Çünkü anlatılan konular okurların tamamını ilgilendirmediğinden, kitap bir zaman sonra ders kitabı haline dönüşmeye başlar. Bu kapsamda; “Karatay Diyeti Kitabı”nın anlatım metodu gayet güzel, dili ise anlaşılır. Ayrıca; konuların soru - cevap şeklinde sunulması, cevapların basitliği, resimlerin, özlü sözlerin ve şekilli anlatımların yer alması, kitabı okutuyor. Bununla beraber, kitapta; görsel ve yazılı basında sürekli tekrarlanan ve artık ister istemez çoğumuzun aşina olduğu bazı terimler (Kolestrol, insilün ve leptin hormonları, glisemik endeks, trans yağlar, antioksidan vb.) defalarca karşımıza çıkıyor.
Sağlık konuları ihtisas alanımız olmadığından; haliyle, konuların bilimsel eleştirisine ve alternatif yaklaşımlara giremedik. Zaten, sağlıklı beslenmenin yöntemlerine, yani “nasıl beslenmeliyiz?” sorusuna yönelik olarak; uzmanların, yıllardır farklı farklı cevaplar verdiklerini hep beraber izliyoruz, okuyoruz. Hal böyleyken, bu kadar çeşitli yorumlardan nasıl bir sonuca ulaşacağı, kişinin kendi tercihine kalıyor. Tam bu noktada; hem kendimize, hem de ailemize faydalı olabilmek için “sağlıklı beslenme konusunda en az bir kitap okumanın önemli” olduğunu düşünüyoruz. İşte; Canan KARATAY’ın; “Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC’si” isimli diyet kitabı, bunlardan biri. Bu konuda ancak 2-3 kitap incelediğimizden “en iyisidir” diyemiyoruz. Yazarın; bizzat başka bir diyet kitabını (7’den 70’e Taş Devri Diyeti – Prof. Ahmet AYDIN) övgüyle tavsiye etmesi, piyasa da başka kaliteli kitapların da bulunduğuna işaret ediyor.
Kitabın, farklılık arz eden bir yönü; referans verdiği kaynak kitapların tamamının yabancı olmasına rağmen, içeriğinin bize özgün bir bakış açısıyla yazılmasıdır. Bu nedenle, kitapta; bizim geleneksel beslenme kültürümüz dikkate alınmış, yemek listeleri ve mönüler buna göre oluşturulmuş, örneğin ramazandaki doğru beslenme tavsiyelerine de yer verilmiştir.
Şahsi bir değerlendirme olarak; bilimsel ve magazinsel tartışmalar bir yana, KARATAY’ın doğru bildiğini yoğun eleştirilere rağmen ısrarla savunması, medeni cesareti ve samimiyeti, saygıyı hak ediyor. Yine; yazarın beslenme alışkanlıklarımıza getirdiği eleştiriler, buna yönelik çözüm teklifleri ve hatta medyada anlattıklarının da doğru tezler olduğunu düşünüyorum.
Yazarın temel tezi; karbonhidrat, şeker ağırlıklı beslenmenin ve özellikle işlenmiş gıdaların zararlı, buna karşın protein (kırmızı et ve yumurta dâhil), baklagiller ve sebze ağırlıklı beslenmenin ise faydalı olduğu şeklindedir. Bunun ise insülin direncinin kırılarak, karaciğer yağlanmasının önüne geçilmesiyle mümkün olabileceğini belirterek, bu doğrultuda bir beslenme sistemi tavsiye etmektedir. Kitaptaki diğer önemli hususlara “Kitaptan alıntılar” bölümünde yer verilecektir.

Fırat Mişe, Efendi ile Uşağı'ı inceledi.
Dün 02:25 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

"Tanrı'nın Bildiğini Hiç Kimse Bilmez!"

İnsanlık sorunlarını estetik bir incelikle irdeleyen Nikolayeviç abimiz, edebi kurgularıyla eserlerinde bizleri de bununla buluşturuyor. Yazarın özelliklerini birçok kişi tarafından tanınan biri olması hasebiyle es geçiyorum. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere konu edinilen şey, sınıfsal yapılar...Her ne kadar beklentilerimi karşılayamasada bu kitabının da güzellikler barındırdığı kanaatindeyim..

Kitap üç hikayeden oluşuyor: "Efendi ile Uşağı", "Çilekler", " İnsana Ne Kadar Toprak Lazım" kıyaslayacak olursak; kurgulanmış en iyi ilişkiler ve duyguları, kitabın ismini de almış olan 'Efendi ile Uşağı'ndan alabildim.Diğer iki hikaye ilki kadar başarılı olamasada kitabın umumen vermek istediği mesaj, günlük yaşamda sıklıkla yakınlarımız tarafından bizlere yakınılan sorunlar ve de bizim dışımızda acı çekiyor olan insanların varlığını anlayabilmek açısından oldukça faydalı olduğu söylenebilir. Kitap da en sık karşılaşılan duygu 'Pişmanlık' olmakla birlikte, hırs, açgözlülük, muhtaç olma durumu, dürüstlük, şefkat ve sevgiyi de beraberinde bulunduruyor. Kitaptan birkaç alıntı bile aslında kitabı özetleyecek özelliğe sahip;

"Nikita gibi, tüccar Vasili Andreyiç‘in verdiği parayla geçinen insanlar, saygılı
davranışlarıyla, onun kendilerini aldattığını düşünmek şöyle dursun, nerdeyse onun yardımıyla ayakta durdukları inancını pekiştiriyorlardı adamda."
~
"Vasili Andreyiç‘in yalnızca uykusu değil, huzuru da kaçmıştı. Ondan sonra gene hasaplarını, işlerini, onurunu, ününü, zenginliğini düşünmek için ne denli uğraştıysa uğraşsın, hepsi boştu.Bir kere ölüm korkusu düşmüştü içine "
~
“Nikita’ya gelince, nasıl olsa ölecek. Zaten nedir onun yaşantısı? Acınacak nesi var? Ama ben onun gibi değilim, bir değeri var benim yaşamımın."

Takdir sizlerin, keyifli okumalar...

Kaan Çeribaş, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
25 May 01:20 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Atatürk'ün okunmasını zorunlu kıldığı kitap diye son zamanlarda duymuştum Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni. Kitabı okuduğumda da anlıyorum ki Atatürk yine haklıymış.
..
Şuan da imrenerek baktığımız Finlandiya'nin fikir babası Snelman'in ülkesinde yaktığı eğitim, çağdaşlaşma ateşinin nasıl ilk kivilcimlarini verdiğini nasıl elden elde birer mesale ile taşınarak büyüdüğünü görüyoruz kitapta. Son zamanlarda hatta son yıllarda üzerime çöken karamsar havayı bir an bile olsa aydınlattigi ve dağıttığı için kitabın yazarina teşekkürlerimi sunuyorum.
..
Reçel Kral'nin öyküsü belki de en etkileyici iki kısımdan biriydi. Şans eseri katıldığı bir konferansta Robinson Cruose'nun ibret verici hikayesini konferansı veren kişiden etkileyici bir dille dinlemesi sonucu hayatının nasıl değiştiğini görüyoruz. Ve o mütevazı kişinin hem kendisi için hem de ülkesi için nasıl faydali bir birey haline geldiğine şahit oluyoruz.
Diğer etkileyici kısım da bir doktorun ülkesinin taşra bölgelerindeki sefaleti görüp bunu kitaplastirmasi üzerine zaten yavaş yavaş uyanan milli bilinci daha da atesleyerek bir kalkınma seferberliği haline getirisine şahit olduğumuz kisimdir. Bu doktor öldüğünde cenaze töreninden şu kesit gözlerimin dolmasina sebep oldu:

"Bizler köy kırlarından, köy ormanlarından senin mezarı­nın başına geliyoruz. Fakat cenaze törenlerinde taşınması ge­lenek olan çelenk ve çiçekleri getirmiyoruz. Bizim Suomi’miz içinde senin kurduğun hasbahçenin çiçeklerine birer örnek olmak üzere, köylülerimiz bizi seçip buraya gönderdi.
Ey milletimizin büyük bahçıvanı, ebedî meskeninde isti­rahat et!..
Biz senin hayırlı çalışmalarını kutsuyoruz...
Sen bir halk doktoruydun.
Yüzbinlerce köylüyü iyileştirdin.
Milletimizin damarlarına taze ve temiz kan akıttın.
Vatanımıza kahramanlar armağan ettin.
Bize sağlıklı çalışmanın hazzını tattırdın.
Millet senin heykelini dikmek istiyor. Sen buna gerçekten layıksın. Ama senin en güzel heykelin işte bizleriz.
Bizler ki yeni toplumun ürünüyüz. Kendimiz de bu yeni hayatın üreticisiyiz.
Erkek ve kadın hepimiz, Fin aydınlarının, ülke için nasıl çalışmaları gerektiğini gösteren birer canlı heykeliz.
Varlığının üstünden geçen zaman ne kadar çok olursa ol­sun, sağlığına kavuşan milletin kalbinde senin hatıran da o kadar sıcak ve parlak olacaktır."
..
Son sözlerim aynı kalkınmayı biz Türk milleti neden yapmayalım. Ancak bu kalkınmayı birkaç kişiden bekleyerek bunu başaramayiz. Birkaç kişi belki bir ateş yakar ancak bu ateşi büyütmek için tüm milletin ateşi içinde hissetmesi; doğru dürüst, çalışkan ve eğitime açık her türlü hurafeden uzak kişiler olmamız şarttır. Bu kitabı her Türk bireyinin okuması elzemdir. Okullarda okutulmasi elzemdir. Tarih derslerinde sultanlarin, kralların zaferi kadar en az, Finler gelişen büyüyen milletlerin bu şanlı yürüyüşü de okutulmalidir.

betül semâ, bir alıntı ekledi.
24 May 02:10

artık kimse iyiliğin değerini bilmiyor, ne acı.*
Ömürlerini insanlığa faydalı olmak için harcayan; bir ülkü, bir kitap, bir iyilik peşinde hayatını sürükleyen insanlar neredeyse görmezden geliniyor..

Terapi, Kemal Sayar (Sayfa 38 - Timaş Yayınları)Terapi, Kemal Sayar (Sayfa 38 - Timaş Yayınları)

Kitaba bir hevesle başlayıp faydalı birşeyler bulmak için 55 sayfa ara vermeden okudum. Kitabın adından beklenileni bulamayacagimi anlayınca sayfaları hızlı hızlı çevirip belki diyerek sonuna kadar geldim. İnanın ben daha iyisini yazabilirim. Kitap beden dili öğretmekten ziyade bir tür öğüt verme amacında. Sürekli kullanmali, yapmali, bilmeli, etmeli tarzında kelimeler sinirlerimi bozdu. Kitapta ne yapılması gerektiği anlatilmaya çalışılıyor ama bir türlü anlatılmıyor. Nasıl yapılacağı konusuna giriş dahi yok.

Ali Rıza MALKOÇ, Felsefe 101'i inceledi.
23 May 23:55 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitap İnceleme Yazısı

Kitap Adı : Felsefe 101
Yazarı : Paul Kleinman
Çeviri : Şükrü Alpagut
Yayınevi : Say yayınları
Baskısı : Nisan 2018/ 288 Sayfa


Felsefe dünyasına adım atmak için önce felsefe terim ve kavramları hakkında kısa ve öz bilgiler edinmek gerekiyor. Düşünce tarihi ve devamında düşünürleri okuduğumuzda, daha verimli bir çalışma yoluna giriliyor böylece. Felsefe hakkında ön bilgi veren okuduğum bu altıncı kitap.
Bazen tekrara da kaçılsa, her yazardan, çevirmenden farklı deneyimler kazanıyor okur. Giriş için güzel bir başlangıç.
Devamında filozof ve diğer düşünürlerin dünyasına büyük bir ilgi ve merakla girmek isteyeceksiniz.
Öncelikle ülkemizin yetiştirdiği düşünürlerden başlamanızı öneririm.
Örneklendirmek gerekirse: Afşar Timuçin, Takiyettin Mengüşoğlu, Ioanna Kuçuradi,
Betül Çotuksöken
Bu kitap felsefeye ısınma turları sayılabilir. Yeni bir fikir, öneri, yöntem geliştirebilmemiz için, düşünceler tarihinde, daha önce ne tür fikirler, tartışmalar ve sonuçlar çıktığını görebilmemiz gerekiyor.
Felsefe terazisi zayıf olan, yaşamda bu eksikliği hissedecektir. Veya kendisi farkında olamasa da çevresine bunu hissettirecektir. Kimiz, burada niçin varız, nasıl olursak başarılı ve mutlu oluruz, başkalarına nasıl faydalı oluruz, toplumsal mutabakatı nasıl sağlarız, diğer evrensel canlı ve ögelerle iletişim ve etkileşimimiz nasıl olmalıdır, bilim, sanat, etik ve estetik anlayışımız nasıl olmalıdır?
Bu ve benzeri sorularda bize, felsefenin bilgi, deneyim ve metafizik dünyası yardımcı olacaktır.
Neyi bilip, neye inanıyorsanız; daha bilinçli, ona daha mutlu sarılacaksınız.
Belli bir istihdam hacmi olan resmi ve özel kurum, şirket ve kuruluşlarda üretim, kalite ve sosyal verimliliği artırmak için; endüstri mühendisi, sosyolog, psikolog ve felsefeci de görevlendirilmesi
Kurumun verim, güven ve mutluluk düzeyini artıracaktır.
İhtiyaca göre bu kadrolar ayrıca idareci, iletişimci, insan kaynakları, etik kurulu üyesi gibi tamamlayıcı görevler de yapabilirler.
Kurum; eğitim, üretim, yönetim, insan kaynakları, planlama ve gelişme süreçlerini bu takım ruhunun da desteği ile sürdürmesi yerinde olur.
Mantık zinciri içerisinde, felsefi bir öngörüye/ilkeye dayanmayan hiçbir öneri/öğreti etik değildir.
Nisan 2018’de dilimize ve kitap dünyamıza kazandırılmış bu kitap ile, yeni bir bakış açısı ile
Tanışacağınıza inanıyorum.
23.05.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis

Nzk Tpc, Korkma! İyi Bir Annesin'i inceledi.
23 May 13:36 · Kitabı okudu · 29 günde · Puan vermedi

Zara ve Koray çiftinin meyvesi olan Koza üzerinden başlıyor. Koza isminin Koray ve Zara`nın ilk iki harflerinin birleşimi olduğunu yazmadan geçemeyeceğim. Çünkü çok hoşuma gitti.

Kitap ilk bir kaç sayfa beni hayal kırıklığına uğratır gibi olsa da aslında okudukça gayet faydalı olduğunu gördüm. Anneler olarak korktuğumuz ve problem yaşadığımız durumları başlıklar altında Zara ve Koza`nın-anne ve çocuk- üzerindeki ilişkiler ile somutlaştırarak anlattığını görürüz. Uzun uzun makaleler, bilimsel açıklamalar yerine deneyimler yer almakta. Makale olmasa da bilimsel açıklamalar serpiştirilmiş ama inan çok canını sıkmayacak şekilde.

Bebekliğinden itibaren başlayıp okula gitme sürecine kadar devam eden bir aralıktan söz edilmekte. Kitabın sonunda Zara ve Koza`nın daha devam edeceği maceraların olduğu yazılmakta. Ama ikinci bir kitabın habercisi gibi değil. :)

Mustafa KUVA, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
22 May 23:32 · Kitabı okudu · 117 günde · Beğendi · 7/10 puan

Harika bir kitap değil ama idealleri olan bir kişinin yarı gerçek yarı hayal gücünü ortaya koyduğu ufuk açan bir yapısı olan yer yer sıkan ama farklı açılarda sunan bir eser. Yazarı özellikle duruşuyla etkileyici bir kişilik din adamlarının genelde durağan olduğu bir yapıda sistemin çok fazla içinde ve çok fazla eleştirel yaklaşımlarla sivrilmiş ateşleyici biri. Mücadele eden adamların geride bıraktığı eserler mutlaka bir değer ifade edecektir. Finlandiya gerçekten de örnek alınabilecek bir ülke eğitimde her dönem zirvede olması ekonomisinin üretimle kuvvetli olması refah düzeyinin yüksek olması bulunduğu coğrafyaya nazaran hayret verici bir durum. Biz jeopolitik olarak ülkemizle sürekli gururlanıyoruz herkesin gözü burada diyoruz dört mevsimi yaşayan çoğu bitki türüne hayvan türüne değerli maden yataklarına sahip olan bir ülkede yaşıyoruz ama görüyoruz ki bizim zihinlerimiz çorak, fikirlerimiz değersiz, bağlarımız zayıf. Bu kadar imkana sahipken liseyi bitiren çocuk henüz bir şey üretmeden ülke için bir fidan dikmeden şartların kötülüğünden yurt dışına gitmekten bahsediyor gelin görün ki kardeşlerim insanlar kendi çabalarıyla oluşturdukları medeniyetlerine sizi boş yere ortak etmekten elbette ki kaçınacaklardır. Naçizane tavsiyem üretmek için çabalamak kendi değerlerimizi oluşturmak için istekli bir nesil oluşturmak için ortaya atılmamız gerektiğidir. İdeoloji, siyaset, vb. rant kapıları sizi kapıcı kılmaktan öteye geçirmeyecektir. Bugün Apple'ın sahip olduğu bütçe Türkiye'nin bütçesinin 80 katıysa bu bir çabanın sonucudur. Diğer bir deyişle bizim durağanlığımızın sonucudur. Bu site genelde öğretmenlere ev sahipliği yapıyor ve eğitimcinin öncelikli hedefi ülkesine faydalı üretebilecek bir nesil yetiştirmektir. Yoksa ayın 15'inde cebine giren 3000 lira için eğitimci olunmaz. Olunsa da onun adı başka bir şeydir. Son olarak : Gelecek asla pes etmeyenlerindir.