“karşımızdakini olduğu gibi görmeyip onu tanrılaştırmak, sonra da sanki böyle bir tanrı olabilirmiş de olmuyormuş diye ona kızmak. bana biraz haksızlık etmiyor musun?”
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
Herkes bir şekilde kendisinin 'önemli' olduğunu sanır. Oysa, sevgili Sevgi Soysal'ın dediği gibi, 'insanlara ancak geberme hakkı' verilir. Artık 'geberme'nin de pek bir kıymeti kalmamıştır. Ha yaşamışsın ha ölmüşsün, kimse iplemez. Ölümün bu kadar kolay kol gezdiği bir ülkede, doğru dürüst ölemezsin bile; süründürürler. Adına acı çekilmiş her saçmalık yasallığa dönüşür, "Tıpkı her şehidin sonunun yasa bentlerine, takvimin yavanlıklarına ya da sokak isimlerine varması" gibi…
Cioran Çürümenin Kitabı'nda 'ateşli' birine karşı uyarıyor: Ateşli bir kafa yapısına sahip birini mi gördünüz? Emin olun ki sonunda kurbanı olursunuz. Kendi doğrularına inananlar –insanların hafızasında iz bırakan yegâne kimseler– arkalarında cesetlerle dolu bir yeryüzü bırakırlar."
Yok edici bir hırsın, şişirilmiş, şişmiş doymak bilmez egoların insanları götüreceği felaketleri sorgulamak gerekir. 'İnsanlık önüne çözümleyebileceği sorunları koyar'sa, bir araya gelip değişimi, nesnelikten kurtulup özneliği sağlayabilir.
Atmosferi bu kadar kirletilmiş bir dünyada, böylesine umutsuzluk soluyan bir ülkede herkesin ayaklarına kapanıyorum, belki kulakları ayaklarındadır diye ve sesleniyorum: "Hayvanlar, kuşlar, balıklar da doyurmaz sizi/ İlle de insan yiyeceksiniz."
Vazgeçin bundan!