Vaktiyle bir mürit, bir arifin kapısını çalarak ondan "marifet ilmini"öğrenmek istemiş. O esnada bir deniz kenarında bulunuyorlarmış. Arif, ilme talip olan gence bakmış ve eline bir kevgir tutuşturarak şöyle demiş:
— "Şu kevgiri al ve onu denizle doldur."
Mürit heyecanla işe koyulmuş. Kevgiri her daldırdığında içi suyla doluyor, ancak sudan çıkarır çıkarmaz tüm su deliklerden akıp gidiyormuş. Defalarca denemiş, ter dökmüş ama nafile; kevgir her seferinde boş kalıyormuş.
Sonunda ustası gülümseyerek: "Dur evladım, sana bunun yolunu göstereyim," demiş. Kevgiri müridin elinden almış ve kuvvetlice denizin ortasına fırlatmış. Kevgir suların içinde süzülerek denizin ta dibine batmış.
Arif, hayretle bakan müridine dönüp hakikati fısıldamış:
— "İşte, kevgiri suyla doldurmanın tek yolu budur. Bir ilmi öğrenmek, onun içinde kaybolmayı gerektirir. Öyle yüzeyde tumup (batıp) çıkmakla değil; ancak o denizin derinliklerine dalarak, onda yok olarak tamama erilir.
Vesselam...