Ben okulları bitirdikten sonra ceket, pantalon, kravat giydim gittim babamın karşısına, "Benim ofisim hangisi baba?" diye sordum. Babam fakirlikten gelmiş bir insandı, işin sıfırından öğrenilmesi gerektiğine inanan ve ancak zaten o zaman bana itimat edebilecek biri idi. Fabrikada Pastrandoni adında tepsileri yıkayan bir elemanımız vardı. Onu çağırdı ve, “Al şu oğlumu da tepsileri yıkamayı öğret," dedi. Beni onun yanına yolladı. Güler misin ağlar mısın? Sonra da dönüp bana, "Paşakamu (paşam) beğenmiyorsan da bak bu ön kapı, burası da arka kapı!" deyip bana kapıları gösterdi.
Ama tabii ki işi ancak böyle öğrenebilir bir insan. Çünkü mutfağında çalışmazsan bir usta gelir sana yarım kilo şeker gereken bir çikolataya iki kilo lazım der ve çalar. İşi bilmiyorsan anında batar o şirket, bunları sonrasında idrak ettim tabii ki.
Eskiden Büyükada ve Heybeliada arasında büyük bir çekişme vardı. Büyükada'da daha zenginler olduğunu savunurlardı. Heybeliada'da ise, bizde entelektüel insanlar var derlerdi.