Okuduklarımı hissetmek ve hatırlamak için alıntılıyorum; her satır içimdeki kentin bir parçası, kelimelerse özenle biriktirdiğim taşlar.
vs.co/nzdzccwi
Eğer bilinçli olarak haysiyetli görünmeye ya da saygı uyandırmaya çalışırsam, gülünç bir sonuç elde edeceğimdir; bunun yerine, sefil bir mukallit izlenimi yaratacağımdır. Bu durumların temel paradoksu, en önemli şeyler bunlar oldukları halde, onları faaliyetimizin dolaysız amacı haline getirdiğimiz anda elimizden kaçmalarıdır. Onları yaratmanın tek yolu, faaliyetimizi onlar üzerine odaklamamak, onun yerine başka hedefler peşine düşüp bunların "kendiliğinden" ortaya çıkacağını ummaktır.
en iyi çevirmenleri özgün yapıta sadık kalacağım diye kendini sıkmayan, sözcükleri seçerken bağımsız davranabilen çevirmenlerdi çünkü sözcüğü sözcüğüne yapılan çeviri okuru özgün metne yaklaştırmıyor, tam tersi ondan uzaklaştırıyordu.
bir mimari yapıtı zarif diye niteleyebilmemiz için bu
yapıtın basit olması yetmez: Bu basitliğin çok zor elde edildiğine,
teknik ve doğal zorluklara bulunan zekice çözümler sayesinde
böyle bir basitliğe ulaşıldığına ikna olmamız gerekir.
Çevremizdeki nesneler saygı duyduğumuz duygu ve düşüncelerin soyut birer temsili olsun, onlara baktıkça bu duygu ve düşünceleri hatırlayalım istiyoruz. İçinde yaşadığımız binaların bizi bir kalıba sokmasını, ruh halimizi biçimlendirmesini arzuluyor, bize kendimizi daha iyi tanıma fırsatı vermelerini bekliyoruz onlardan. Ruhumuzun neye gereksinim duyduğunu bize hatırlatacak (çünkü ruhumuzun gereksinimlerini unutmaya çok eğilimliyiz) nesneler bulunsun istiyoruz çevremizde. Kaybolan gerçek benliğimizi duvar kâğıtlarında, sandalyelerde, tablolarda, sokaklarda arıyoruz.
Görme dünyanın bize yaptığı bir şeyden ziyade bizim dünyaya yaptığımız bir şey gibi görünebilir. Pasif bir biçimde arkamıza yaslanıp bütün manzaranın gözümüzün önünden geçmesini izlemeyiz. Çevremize göz gezdirir, ilgimizi çeken farklı nesneleri inceleriz. Gözlerimizi hareket ettirdikçe önümüzdeki sahnenin görünüşü değişir. Baktığımız şeyi çok net görürüz ve sahnenin doğrudan bakmadığımız kısımlarını pek fark etmeyiz. Bu âlimler, görme sahneden otomatik olarak yayılan şeylere bağlıysa gözlerimizi hareket ettirmenin gördüğümüz şeyi neden etkilediğini sorgulamaya başladılar. Bu tür gözlemler nesne- ışın teorisinin aleyhine çalışıyor gibiydi ve sahneyi hissetmek için gözlerden ışın yayıldığı düşüncesiyle daha tutarlıydı.