Bir sistem, kurbanının sadece bedenini ve emeğini değil, kurtuluş tanımını ve hayal gücünü de ele geçirebilmişse tam anlamıyla kusursuzlaşır. Kölenin doğup büyüdüğü ve algıladığı evrende sadece iki adet rol tanımlıdır: Kırbacı yiyen olmak ya da kırbacı tutan olmak. Sistemin dışındaki üçüncü bir ihtimal olan "efendisiz ve kölesiz bir dünya" (gerçek özgürlük), onun zihinsel haritasında mevcut değildir. Dilinde ve deneyiminde karşılığı olmayan bir kavramı hayal edemez. Dolayısıyla, içinde bulunduğu aşağılanma duygusundan kurtulmanın tek yolunu, dikey bir geçişle karşı tarafa (efendi koltuğuna) geçmekte bulur. Ezilen insan için özgürlük soyut, tekinsiz ve korumasız bir alandır. Oysa güç somuttur. Köle, efendinin sadece gücünden nefret etmez; aynı zamanda o gücün sağladığı dokunulmazlığa, konfora ve saygınlığa hayranlık besler. Sistem ona ezilmemenin tek yolunun ezmek olduğunu o kadar derinden öğretmiştir ki, sadece "özgür" bir birey olduğunda hala savunmasız kalacağını düşünür. Gerçek güvenliğin ancak bir başkasının üzerinde tahakküm kurarak (efendi olarak) kazanılabileceğine inanır. Zincirlerini kıran kölelerin büyük kısmı, o zincirleri eritip saban demiri yapmak yerine, kendilerinden daha zayıf olanların boynuna geçirecek halkalar dövmeye başlarlar. Tarihin, devrimlerin ve siyasi partilerin bitmek bilmeyen o kısır elit rotasyonu döngüsü de tam olarak bu psikolojik prangadan beslenir.