• İslam ilim geleneği içerisinde sayılabilecek hemen bütün kitaplar besmele, hamdele (Allah’a hamd) ve salvele (Peygamberimize salât) ile başlar. Botanik kitaplarından tutun da tıp kitaplarına, felsefe kitaplarına hatta madenlerle ilgili kitaplara kadar durum böyledir.

    Kitapların başına besmelenin konulması söz konusu kitabın Allah’ın yardımıyla vucûda geldiğini ifade ettiği gibi aynı zamanda mutlak bilginin de ancak Allah’a ait olduğunu vurgular.

    Kitapların ‘hamdele’ bölümünde ise çoğunlukla eserin ait olduğu ilim dalının terimleri kullanılarak Allah’a hamd edilir. Bu ifadelerle de bilginin bizzat maksudun kendisi olmadığı, asıl maksadın Allah’ın rızası olduğu dile getirilir. Salvele kısmında yapılan dua ile de İslam’ı bize ulaştıran Peygamber’e  olan vefa borcu ödenir. Böylelikle kitaba ait olduğu medeniyetin mührü vurulmuş olur.
    Kitapların yazımında bir edebi (metot) gözeten bu gelenek tabi olarak onların okunuşunda da bir usûlü gözetmiştir. Öncelikle âlet ilimleri (ulûm-u êliye) denen sarf, nahiv ilimleri okunmuş, ardından yüce ilimler (ulûm-u âliye) denen fıkıh, hadis, tefsir başta olmak üzere sair ilimler okunmuştur. Mevlânâ’nın pergel benzetmesiyle ifade ettiği, pergelin sabit tarafı kendi ilim geleneğimize sabitlenmiş daha sonra ise bütün bir alem keşfe çıkılmıştır.

    Gelelim İsmail Edhem’e... 17 şubat 1911’de İskenderiye’de dünyaya gelir. Babası Ahmet bey bir Türk, annesi Helen ise Almandır.

    Eğitimine İskenderiye’de başlayan İsmail Edhem’in bütün hayatı gibi eğitim hayatı da İskenderiye-İstanbul arasında geçer. Babası asker olması dolayısıyla onun yetişmesiyle doğrudan ilgilenemez. Belki de bu sebepten İsmail Edhem’in iki ablası annelerinin dini olan Hıristiyanlığı tercih etmiştir. Babasının kütüphanesine kapanan İsmail, batı edebiyatıyla başladığı okumalarına Darwin’in ‘Türlerin Menşei’ kitabıyla sürdürür.
    Bu kitabın etkisiyle evrim teorisini benimseyen İsmail Edhem, Alman filozof Büchner’in etkisiyle de materyalizmin çekim alanına girer. 1931 yılında bir heyetle birlikte Rusya’ya ihtisas yapmak üzere gider, soyut matematik sahasında doktora yapar. Caetani ve Goldziher gibi oryantalistlerin islamiyat çalışmalarından etkilenir. Bu etkilenmenin bir neticesi olarak İslam tarihinin Kaynaklarına ilişkin 1936 yazdığı küçük risalede hadislerin çoğunun uydurma olduğunu savunur.

    Ağustos 1937’de Mısır’da fırtına koparan “Niçin ateistim?”(Limâzâ Ene Mülhid) adlı risalesini el-İmam dergisinde yayımladığında eser etrafında neredeyse bir reddiyeler literatürü oluşur. Mısırlı şair Ahmed Ebû Şâdî “Niçin Müminim?”(Limâzâ Ene Mü’min) ve ünlü alim Muhahmmed Ferîd Vecdî, “O Neden Ateist?”(Limâzâ Hüve Mülhid)adlarında müstakil reddiyeler yazarken Mustafa Sabri Efendi de “Mevkifu’l-Akl” adlı eserinde “Yeni Bir Ateist” (Mülhid Cedîd) başlığı altında İsmail Edhem’in görüşlerini eleştirir.
    İsmail Edhem, söz konusu eserinde ateist olduktan sonra hiçbir huzursuzluk yaşamadığını gayet mutlu ve mesut olduğunu söylese de hakikat böyle değildir. 23 Eylül 1940’ta Akdeniz’in ılık sularına kendini bırakarak intihar eder. Paltosunda başsavcıya verilmek üzere yazılmış bir notta, yaşamaktan nefret ettiği için intihar ettiği bilgisi vardır. 

    İsmail Edhem’i intihara sürükleyen süreç yalnız onun serüveni değil; üç yüz yıldır batı medeniyetinin meydan okumalarına muhatap olan İslam ümmetinin de serüvenidir. İslam ümmeti daha önce Yunan medeniyetinin meydan okumalarına güçlü bir cevap vermişti. Ancak bu ikinci meydan okumaya verilecek cevap gecikti. Bu cevap geciktikçe de modern batının karşısında gözleri kamaşan ümmetin evlatları yollarını kaybettiler.

    İmdi 21. yüz yılın karşısında dikilmiş bizler biliyoruz ki insan, ancak bir tarihe, bir coğrafyaya, bir medeniyete sırtını yaslayarak düşünce üretebilir. Başkalarının duvarına sırtını yaslayanlar ne kendi ait oldukları medeniyete fayda verirler ne de sırtlarını yasladıkları medeniyete. Bu ümmetin evlatları Yunan medeniyetinin meydan okumalarına besmeleye, hamdeleye, salveleye sırtlarını dayayarak ve bir edep (metot) çerçevesinde okuyarak cevap vermişlerdi. Ümmetin imanının selameti için batı medeniyetine verilecek cevabın yolu da muhakkak yine buradan geçecektir.   
    Bu kitabın Mustafa Sabri Efendinin oğlu İbrahim Sabri tarafından yapıldığı söylenen tercümesi neden hala yayımlanmadı? Bilen varsa beri gelsin.
    Ahmet İğdi/Genç Dergisi
  • .

    Bir ziraat fakültesi öğrencisi okula başladığı günden bitirdiği güne kadar kaba yemin ne kadar önemli olduğu ile alakalı hocalarından sürekli ders alır sonra hayvan gübresinin bir organik madde olduğunu, Türkiye Toprakları için çok önemli olduğunu, olmazsa olmaz olduğunu Öğrenir. Mezun olduktan sonra iş aramaya başlar..

    Eğer bir devlet kapısı bulursa
    Mesela tarım il ya da ilçe müdürlüğünde bir memurluk görevi alırsa, %50 hibe ile gübre dağıtma römmorku, sıvı gübre tankı gibi makina ekipmanların hayvancılara ve çiftçilere dağıtılmasına yardımcı olur.

    Aynı ziraat mühendisi,
    çevre il orman müdürlüğünde işe başlar ise hayvan gübresi onun için bir atık ve çöp değerindedir, kim onu tarlasına atarsa gidip ona ceza kesmesi emredilir.

    Aynı ziraat mühendisi belediyede İşe başlarsa onun içinde gübre bir çöp ve atık niteliğindedir mahallelerde hayvancılık yapılmaz köylerde ve yerleşim yerlerinde hayvancılık yapılmaz yapanlara ceza kesen bir ekibin içinde yer alır.

    Eğer bu ziraat mühendisi okulda kalır ve akademisyen olur öğrencilerini eğitirse; onlara bu ülkedeki toprakların organik madde fakiri olduğunu hayvan gübresinden çok ihtiyacımızın olduğunu anlatmakla geçer ömrü.

    Eğer bu ziraat mühendisi, bir özel sektörde yani yem fabrikasında çalışmaya başlarsa; okulda öğrendiklerinin hepsini unuttururlar ve ona derler ki: Ne kadar çok yem satarsan o kadar çok maaş alacaksın !

    O da bütün öğrendiklerini unutur ve bütün öğrendikleri ile tezat: "Mısır Silajının hayvan beslemekte kullanılmasının doğru olmadığını, ineklerde yavru attırdığını, besi hayvanlarının son üç aylık döneminde verilmemesi gerektiğini, besi hayvanlarına yonca verilmesinin doğru olmadığını" anlatmaya başlar, kendisiyle çelişir..

    Dört yıl okuduğu okul boşa gider.
    Onun için artık tek bir menü vardır: Saman ve fabrika yemi ..

    Amaç daha fazla yem satmak, daha fazla pirim elde etmek, daha fazla dövizimizin dışarı gitmesi, daha fazla dışa bağımlılık ..

    Aynı ziraat mühendisi, okuldayken hayvanlar için anne sütünün ne kadar değerli olduğunu öğrenir; okulu bitirdikten sonra bir buzağı maması fabrikasında çalışıyor ise sütün zararlarını anlatmaya başlar ..

    Aynı ziraat mühendisi, okul bittikten sonra kendi köyüne döner, babasının hayvanlarına, tarlasına bakmak ve onlarla ilgilenmek isterse;
    babası ona müsade etmez, babadan, atadan, dededen gördüğü usullerle devam etmek ister. Bir türlü dört yıllık fakülte okumuş adama fırsat vermez.
    Mühendis, bir şeyler yapmak için ne yazıkki babasının vefatını bekler. Çok acı ..

    Kapitalist sistem bizi maalesef bu şekilde yönlendirmeye çalışıyor !

    Mezbahacıların mısır Silajı hayvanın etinin rengini karartır, sarartır dediklerine inanmayın! 0,50 TL aşağıya verdiğinizde etinizin kendiliğinden beyazlaştığını görürsünüz ..

    Maalesef bu paradoksu yaşıyoruz. Arkadaşlar;

    Kapitalist sistem, bizi kendi bildiklerimizle sınav yapıyor !

    Eşref ŞEKERLİ

    .
  • Çok ünlü bir Hıristiyan azizi olan Jerome hakkında bir şeyler duymuştum. Bedenine o kadar karşıydı ki her gün kendi bedenini kırbaçlardı. Bedeninden kanlar akardı ve binlerce kişi bu büyük ciddiyeti görmeye gelirdi. Şimdi her ikisi de hastadır: Jerome bir mazoşisttir ve bu muhteşem olayı görmeye gelen insanlar da sadisttir. İnsanlara işkence yapmak istiyorlar, işkence yapmak için büyük bir arzu duyuyorlar; yapamazlar ve bu adam onu kendi kendine yapıyor. Onlar bunu izlemekten çok mutlular. Her ikisi de patolojiktir.Jerome bedeni "aşağılık beden" olarak, "bok çuvalı" olarak lanetlemiştir. Kendi mağarasında güzel kızların görüntüleri tarafından eziyet edilmiştir. Evliliğe izin vermiştir ama çok gönülsüz bir şekilde çünkü bu bakire üretmenin tek yoludur. Sebep bakireler üretmektir, dünyadaki en mükemmel varlıklar. O halde seks gerekli olan bir şeytandır, bu yüzden evlenmeye izin vermiştir; aksi taktirde bir günahtır
    Osho
    Sayfa 133
  • Psikologlar ilk kez Birinci Dünya Savaşında bu garip olgunun farkına vardılar. İlk defa orduda insanların psikolojik yaşı çok geniş bir ölçekte araştırıldı. Ve çok garip bir keşifti: Ordudaki insanların ortalama zekâ yaşı on ikiydi. Bedenin ellisinde olabilir, zihninse on dördün altında bir yerlerde kalır.
    On dörtten önce baskıya maruz kalırsın çünkü on dörtten sonra baskı yapmak zorlaşır. Bir çocuk on dördüne geldiğinde, şayet baskıya maruz kalmadıysa, bir daha onu baskılama şansı hiç olmayacaktır çünkü bir kez cinselliği olan bir varlık haline geldiğinde güçlenir. On dördünden önce zayıftır, yumuşaktır, kadınsıdır. On dörtten önce onun zihnine her şeyi koyabilirsin; telkine açıktır, onu hipnotize edebilirsin. Ona istediğin her şeyi söyleyebilirsin ve o dinleyecektir, inanacaktır.
    On dörtten sonra mantık ortaya çıkar, şüphe ortaya çıkar. On dörtten sonra cinsellik ortaya çıkar; cinsellikle beraber bağımsızlaşır. Artık onun kendisi de bir baba olabilir, artık onun kendisi de bir anne olabilir. O halde doğa, biyoloji bir kişiyi on dört yaşında anne-babasından bağımsızlaştırır. Bu, psikologlar dünyamıza girmeden çok önceden beridir bilinmektedir. Din adamları bunu çok önceden bulmuşlardı; binlerce yıl izlediler ve şunu anladılar: Şayet bir çocuğu baskılamak istersen, bir çocuğu bağımlı yapmak istersen bunu mümkün olduğunca erken yap; ne kadar erkense o kadar iyidir. Şayet yedi yaşından önce yapabilirsen başarı çok daha fazla kesindir. Eğer on dörtten önce yapılamazsa, o zaman yapmak için hiçbir olasılık yoktur.
  • “Biliyorum küçük adam, ne zaman işine gelmeyen bir gerçeği duysan, hemen ona deli damgası yapıştırıyorsun. Buna karşılık sen kendini “homo normalis”, normal insan sayıyorsun. Delileri içeri kapatıyorsun ve normal insanlar da dünyayı yönetiyorlar. Bu duruma göre tüm bu kötülüklerin sorumlusu kim? Elbette sen değilsin, sen yalnız kendi görevini yapıyorsun, hem kişisel bir görüşe sahip olmak için sen kim oluyorsun? Bunu biliyorum, senin ikide bir söylemene gerek yok. Ayrıca senin yazgın kimseyi de ilgilendirmiyor, küçük adam. Yeni dünyaya gelmiş çocukları kendi tasarımına göre “normal insan” yapmak için uyguladığın işkenceyi gözlerimin önüne getirince, bu kıyımı durdurmak için sana doğru gelmek istiyorum. Ama sen bir “Eğitim Bakanlığı” kurarak bana karşı önlemler aldın bile.”
    Wilhelm Reich
    Sayfa 106 - Doruk Yayımcılık
  • Boşuna bile olsa felsefe yapmaya devam edelim, en nihayetinde bunun için doğmuşuz, Neden, Nedenini tam olarak bilemiyorum,...,monta­igne bey demiştir ya, felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir.
  • 264 syf.
    İncelemeyi birkaç başlık altında yapacağım.
    • Kitabın içeriği nasıl?

    Kitap, mitoloji okuması yapmak isteyenler için bir giriş niteliğindedir. Mitoloji hakkında hiçbir şey bilmiyor olabilirsiniz veyahut bir şeyler biliyorsunuzdur da tam olarak nedir nasıldır belli değildir. İşte bu eserle birlikte kendinize bir yol haritası hazırlayabilirsiniz. Çünkü bu kitap tam olarak öyle bir kitap. Yunan ve kısmen Roma mitolojisine dair temel olan kişi ve karakterleri, olay ve örgüleri, hikayeleri kısa kısa anlatmaktadır. Ve bir güzellik yapıp, söylencelerin başına “Y”ve “R” harfleri koymuşlardır, böylece söylencenin kökeninin Yunan mı Roma mı olduğu belli olmaktadır.

    Söylencelere geçmeden önce hem Yunan hem Roma ozanlarına dair bilgiler verilmiştir. Ozanların üsluplarına, yazdıkları eserlere ve eserlerinin konularına değinilmiştir. Bu kısımdan, merakınız doğrultusunda kendinize yeni bir okuma listesi oluşturabilirsiniz :)
    Daha sonra kaos, evrenin ve insanın yaratılması ile başlayıp, sıra ile bütün tanrıların ve kahramanların hikayelerine yer verilmiştir. Her tanrıya bir bölüm ayrılmış, her öyküye ayrı bir başlık atılmış. Böylece karışık olan mitoloji dünyasına giriş bir nebze olsun kolaylaştırılmıştır.

    Tanrılar, devler, titanlar, savaşlar, kıskançlıklar ve yasak aşklardan hariç; “Edebiyatta söylenceler”, “Sinema ve Popüler Kültürde Söylenceler” ve “Günümüzde Söylenceler” isimli bölümleri de bulunur. Bu bölümler sizi bilgisayar başına oturtup araştırmaya başlatabilir. Adı verilen eserleri araştırıp not almak, adı geçen filmleri izlemek, oyunları oynamak isteyebilirsiniz.

    “Edebiyatta Söylenceler” kısmında Ortaçağ döneminden itibaren mitolojiden esinlenmiş, mitolojiyi konu almış eserleri; ismi, yazarı, yılı ve konusu ile birlikte sıralayarak anlatmıştır.
    “Sinema ve Popüler Kültürde Söylenceler” kısmında mitolojiyi konu edinmiş filmleri; yönetmenleri, oyuncuları, zamanı ve konuları ile birlikte aktarmıştır. Ayrıca mitoloji konulu çizgi filmleri, çizgi romanları ve bilgisayar oyunlarını da yine bilgi vererek anlatmıştır.
    “Günümüzde Söylenceler” kısmında ise bugün kullandığımız deyimler ve söz öbeklerinin mitoloji ile olan bağlantısına değinilmiş. Ayrıca Psikoloji biliminin kökenlerinin Yunan mitolojisine dayandığı belirtilmiş ve bu iddiayı desteklemek için birkaç örnek verilmiştir.
    Son olarak da astronomi ile mitoloji arasındaki bağa değinilmiş, yıldız isimlerinin mitolojideki karşılıkları ve hikayeleri anlatılmıştır. Aynı şekilde kitap boyunca da buna yer verilmiş, öldükten sonra yıldıza dönüştürülen tanrılar ve kahramanlardan söz edilmiştir.
    Kitabın son 20 sayfasını Roma mitolojisine ayırmışlardır. Ondan hemen önce de, bir bölüm olarak Yunan ve Roma mitolojisini karşılaştırmışlardır. Yunan tanrı ve titanlarının Roma mitolojisindeki karşılıklarını belirttikleri bir tablo yapmışlardır.
    Ve son olarak kitabın tam ortasında, kuşe kağıda baskılı 8 resim bulunmaktadır. Bu resimler tanrıların ve bir tapınağın resimleridir. İnsan “Keşke daha fazla olsaydı” demekten kendini alamıyor. Yine de hoş bir detay olmuş.

    • Kitabın dili ve çevirisi nasıl?

    Kitabın dili gayet sade,üslubu ise eğlenceli ve akıcı. Okuması kolay ve keyifli bir kitap. Birkaç gün içerisinde bitebilecek, sizi daha fazlasını öğrenmeye sevk edecek bilgi ve hikayelerle dolu. Çevirisi de gayet temiz. Karşılaştırmalı okuma yaptığım için bunun farkına daha iyi vardım, kullanılan kelimelerin özenle seçildiği belli.

    • Bu kitabı kim, neden okusun?
    Mitolojiye ilgi duyan, mitolojiyi seven, elinin altında derli toplu bir eser olsun isteyen, mitolojiye giriş yapmak isteyen herkes okusun, çünkü ihtiyacına dair bir şeyi mutlaka bulacaktır.