“Çerçici”… Klasik bir edebiyat eleştirisinden daha fazlasını talep etmektedir. Bu hak talebinin doğal sonucu olarak, sıra dışı bir yazım biçemi izlenip, biçim ve üslubun yanı sıra kavramlar,
İbn Arabî[1]. İslam fikir ve ilim dünyasının en önemli şahsiyetlerinden biri kuşkusuz. Birçok ilmi hıfz etmiş, öğretmiş ve bu ilimlerin beşeriyete nüfuz etmesini sağlamak için dünyayı gezmiş hiç durmamış bir gezgin aynı zamanda. “eş–Şeyhü’l Ekber” sıfatını sonuna kadar hak etmiş bir mutasavvıf, müfessir, fakih, muhaddis, mütekellim ve feylesof. Şeyh hakkında söylenecek o kadar çok sıfat var ki, ne söylersek söyleyelim yetersiz kalır.
İncelemenin devamı: felsefehayat.net/muhyiddin-ibn-a...
Duygular ya da Ruh Halleri[1], ilk başlarda okumakta zorlandığım sıkıcı bir metin gibi görünse de, metin ilerledikçe Descartes’in satır aralarına gizlediği amacını farkettim: (kitap bittiğinde ön yargımdan dolayı kendimden utandım): Descartes öncülleri gibi —Antik Yunan filozoflarda olduğu üzere— erdemli, daha doğrusu dengeli bir yaşam öğretisini salık veriyor. Bunu yaparken ağdalı ya da edebi bir kaygı ile değil tam aksine oldukça bilimsel ve akademik bir üslup ile yazmış. Bu açıdan Duygular ya da Ruh Halleri ilk başlarda okumakta oldukça zorlandığım ve tat alamadığım bir kitap oldu. Çünkü ben felsefi bir metin de ister istemez ağdalı bir dili arzuluyorum ve bu bana daha cazip geliyor. Örneğin Cioran, Kerkegaard ya da Nietzsche okumaları yaptıysanız tam olarak neyi kastettiğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Kitap bu anlamda biraz soğuk ve cansız geldi bana: Ruhun coşkulu dalgalanmalarını, duygusal (afektler) refleksiyonları bir okur olarak alamadım, bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim tabi bu benim şahsi düşüncem, bazı okurların bu akademik dil ilgisini çekebilir.
felsefehayat.net/duygular-ya-da-...
‘Aşk nedir?’ sorusu, felsefecilerin, daha da ötesi felsefe tarihinin en belalı sorularından biridir. Bu bağlamda bu meşhur sorunun cevabını, ne felsefeciler, ne mistikler, ne de bilim adamları henüz tam anlamıyla cevaplayabilmiş değiller. Bu sorunsalın daha doğru ifadeyle ‘çözümsüzlüğün’ derdine düşenlerden biri de Alain Badiou,[1] Aşka Övgü adlı küçük risalede –bu metin aslında Nicolas Truong[2] ile yapılmış güçlü bir söyleşidir– meşhur aşk sorunsalının mümkün olabilirliğini test edip, birçok filozof cephesinden soruşturuyor ve insan mefhumunun aşk fenomenini nasıl konumlandırdığı-yorumladığı üzerine kafa yoruyor.
felsefehayat.net/aska-ovgu-aski-...
“Hakikat Nedir?” sorusu kadim bir soru ve oldukça kapsamlı bir çalışma alanına tekabül eder. İnsanlık tarihi boyunca birçok yönden ele alınmış bu kritik soru, kâh felsefenin kâh teolojinin yoğun mesaisine girmiş meşhur bir sorunsalı da ihtiva eder. Malum soru birçok ekol tarafından da tartışılmıştır: örneğin felsefe, kelam ve tasavvuf gibi birçok ekoller tarafından ele alınmıştır. Bu anlamda oldukça yoğun bir ilgiye mazhar olmuş Hakikat mefhumu.
felsefehayat.net/hakikat-baglami...