• ''Dünyadaki bütün sorunların erkeklerden kaynaklandığını düşünen feministler vardır. Bu sorunları erkeklerin saldırganlığına bağlarlar. Haklı oldukları bir şey var, bugüne kadar tek bir kadın bile savaş başlatmamıştır.''
    Stephen King
    Sayfa 305 - Altın Kitaplar
  • Necati Tosuner, kitap hasebiyle kurulmuş bir Facebook grubunda ismini ilk kez duymuş olduğum, akabinde de tanımak istediğim günümüz yazarlarından biri. Hayatın ona yüklediği kamburunu sırtlamaya başarmış, kalemini kılıç bellemiş bir şövalye. Bu on altı öykülük kitabıyla da ilk teması sağlamış olduk. Ancak bu ilk temas pek sevimli başlamadı. Kitaptaki ilk iki öykü peşin hükümlü okurlara kitabı bıraktıracak derecede vasat ve yüzeyseldi ancak sonraki öykülerle daha iyi anlaşmaya başladığımızı söyleyebilirim.

    Öyküler üç ana başlığa ayrılmış: İstanbul, 12 Mart ve Almanya.

    İstanbul öykülerinde genel tema yağan ama tutmayan kar gibi hayal kırıklıklarıyla nihayetlenen aşk teşebbüsleri. Aşkın teşebbüsü olur mu? Bilmiyorum. Düşünmeli.

    12 Mart öykülerinde otobiyografik atmosfer göze çarpıyor. Yazarın bebekliğinden çocukluğuna değin aile hayatından farklı zaman dilimlerine ait kesitler sunuluyor. Bu kesitlerde üç şey hakim: Yazarın kamburluğu ve bedensel kamburluğun ruhsal-sosyal kamburluğu tetikleyişi. Ailenin üstündeki yoksulluk örtüsü. Birtakım siyasal eylemler.

    Almanya öykülerinde ise daha çok gurbetteki insanın yalnızlığı ve yabanlığı işlenmiş.

    Kitabın benim verdiğim 7 puanla dört kullanıcıdan tutturduğu 6.3'lük ortalama yanıltıcı olabilir. Puana kanmayıp kitaba rast geldiğiniz takdirde tereddütünüz varsa yıkın derim.

    Anlatımında kadınsı bir narinlik (Feministler daş atmasın, üslubunun kadın edebiyatçıların üslubuna benzediğini anlatmak istiyorum.) bulduğum ve koyu diyalog cümleleriyle anlatımını sıradanlıktan uzaklaştıran Necati Tosuner'in en beğendiğim öyküleri: Alev alan ama tutuşmayan bir aşkın kadavrası: Cici-Kaka. Aşkını hayatına endekslemiş bir gencin travmasının anlatımı: Kibrit Kutusu.
    On sayfada çok farklı duyguları tattırabilen: Sisli. Sığıntılık hissinin art niyetle daha bir çekilmez hale gelişini anlatan: Yengelerimiz. Son olarak da bir çocuğa ölümü anlatmanın hikayesi: Bir Soru.
  • Ülkenin mevcut kanunlarının tüm halkı koruması gerekiyor. Kanunlar üzerinden ayrımcılık da nedir?
    Kadınları ayıralım daha iyi koruyalım, çocukları ayıralım daha iyi koruyalım, hayvanları ayıralım daha iyi koruyalım. Geriye kim kalıyor: Erkekler.
    Erkekler de insandan sayılmadığı için bu yetersiz kötü kanunlarla idare etsinler, deniyor anladığım kadarıyla.
    Eğer kanunlar yetersizse kanunları yenilesinler. Devlet eliyle cinsiyet ayrımcılığı yapılmasın.

    Şu anda mevcut kanunlarda kızlar 6284 ten faydalanarak ailelerini şikayet etmeye başladılar. Geçen haftalarda çıkan haberlerden birkaç misal:
    “Evde 19 yaşındaki kızını erkek arkadaşı ile yakalayan baba kızına bir tokat atıyor. Kız babayı şikayet ediyor ve babaya 740 lira para cezası veriliyor.”
    “Tarlada çalışmak istemeyen kız, babasına cinsel istismar iftirası atıyor ve babasına 23 yıl verilince iftira olduğunu itiraf ediyor.”
    “Kredi kartını vermeyen hasta babasına cinsel saldırı iftirası atan kız, babasına öfkelendiği için bu yola başvurduğunu ve pişman olduğunu itiraf ediyor mahkemede.”
    Bunlar pişman olup itiraf edenler. Bir de itiraf etmeyen, boşanma sırasında anne ısrarı ile babaya iftira atan yüzlerce örnek var. Kızlarının iftirası ile hapiste çürüyen babalar var.
    Babalarına iftira atan kızlar kanunlarımızın ve feministlerin eseri.

    İnsan inanmıyor “yok canım öyle şey mi olur diyor” ama oluyor. 6284 ile fiziksel şiddet uygulamadığı halde yüzbinlerce erkek psikolojik şiddet bahanesi ile evden atıldı. Kadın putuna secde etmedikleri için.
    Sıra şimdi 6284 ün haksızlığını görmezden gelen “erkeklerde bunları hak ediyor” diyen kadınlara gelecek. Annelik üzerinden cezalandırılacaklar. Çocuk putuna yeterince tapmadıkları için.Zira zulmün ateşi, gün gelir sessiz kalanı da yakar.

    (Sema Maraşlı)

    Bizler suskun kalmaya devam edelim!

    Vekillerimizi, idarecilerimizi uyarmayalım.

    Feministler yakında birkaç çocuk istismarı ve cinayeti üzerinden çocuk hakları kanununu da çıkartmayı başarırlar. Sonra da idarecilerimiz “olaylar sonrası büyük tepki oluştu, halk istedi, biz de kanun çıkardık” deyip işin içinden çıkarlar.
    İşin kötüsü idarecilerimizin “halk” deyip sözlerini ciddiye alıp kanun çıkardığı kişiler; feministler, din ve devlet düşmanları.
    Gerçek halkın çok az bir kısmı hataları görüp idarecileri uyarıyor fakat ses az çıktığı için duymazdan geliniyor.
    Halkın çoğunluğu konulardan habersiz uyuyor, bir kısmı gördüğü halde susuyor, bir kısmı da idarecilerin her yaptığı hatada bir hikmet arıyor. Allah sonumuzu hayr etsin.

    (Sema Marmara)
  • Yeni tarih , " Bugünkü halimizin ne doğal olduğunu ne de sonsuza dek süreceğini ," söyler. Bir zamanlar her şeyin başka olduğunu hatırlatır. Sadece bir dizi tesadüfi olay bugünün haksız dünyasını ortaya çıkarmıştır. Akıllıca davranırsak dünyayı değiştirebilir, çok daha iyi bir dünya kurabiliriz. Marksistler bu nedenle kapitalizm tarihi okur, feministler ataerkil toplumların oluşumlarını çalışır ya da Siyahiler köle ticaretinin dehşetlerini anarlar. Geçmişi ebedileştirmeyi değil ondan kurtulmayı amaçlarlar.
  • Feminizm, batı dünyasında kadınlara aşırı baskı ve sınırlamaya tepki olarak kadınların haklarını çoğaltıp erkeklerin düzeyine çıkarmak, kadın erkek arası eşitliği her alanda sağlamak amacını güden düşünce akımı olarak ortaya çıktı. Feministler amaçları gereği bir çok faaliyet ve eylemlerde bulunurlar. Örneğin anayasalara cinsiyet eşitliğini yerleştirmek, kadınlara çözüm için parlementoda ve hükümet kadrolarında daha fazla kadınların bulunması için mücadele etmek, kadınların güçlenmesi için kadın istihdamını artırmak için çağrıda bulunmak ayrıca feministler kadınlara yönelik çözüm için anayasalarda reformlar, bilinçlendirmeler, ve organizasyonlar yapmaktadırlar. Bunlarla birlikte daha bir çok eylemler, propaganlar, siyasi ve fikri çalişmalarda bulunurlar. Ne yazık ki feministlerin bu çalişmaları kadınlar
    üzerindeki zülmü kaldıramamiş yaşam standarlarını iyileştirememiştir. Şuyle ki
    Feministlerin "anayasalara cinsiyet eşitliğini yerleştirme" fikri ne yazık ki kadınlara yönellik bir çözüm getiremediği apaçık ortadadır. BM cinsiyet eşitliği endeksini göre en yüksek cinsiyet eşitliğine sahip olan ülke Danimarka ve İsveç Avrupa birliği temel haklar ajansinin 2014 de yaptiği araştirmaya göre Danimarka' da kadınların %52 si İsveçte ise %46 sı şiddet görmekte ve her geçen gün bu oran artmaktadır. Feministler ayrıca "kadınlara çözüm için parlementoda ve hükümet kadrolarında daha fazla kadınların bulunması için mücadele etmek" fikri de ne yazık ki kadınlara yönelik bir çözüm getirmemiştir. Ruanda' da milletvekilerin %64 ü kadındır ama ülkenin %45 i yoksukluk sınırın altındadır. Ki bundan kadınlarda nasibini almaktadır. Güney Afrika ulusal meclisini %40 kadınlar oluşturmasına rağmen dünyada en çok tecavüz vakıların yaşandığı yerdir. Feministlerin kadınların güçlenmesi için kadın istihdamını artırmaya yönelik calişmalarıda kadınlara yönelik cözüm getirmeyecektir. Nitekim Malavi, Mozambik, Burundi ülkelerinde kadınların iş gücüne erkeklerden daha fazla katilmalarina rağmen kadınlar refah içinde değildirler. Anlaşiliyor ki Feminizm den olan fikirler kadına yönellik çözüm ğetirmediği gibi getirmiyecektir.

    Kesindir ki sorunların asıl kaynağı bilinmedikçe ortaya atılan çözemler, hiçbir işe yaramadığı gibi var olan durumu daha da kötüye götürür. Feministler kadına yönelik sorunların asıl kaynağını bilmedikleri gibi her soruna cinsiyet problemli gibi ele almaları başarsîz olmalarının asil sebebidir.
    Kadınların sorunlarının asıl kaynaği kapitalist ideolojinin tatbik edilen nizamının toplumda var ettiği bozuk yozlaşmiş olan fikirler ve oluşturduğu bozuk şahsiyetli insanların zihniyetlerinin doğurduğu bozuk bakiş açisindan kaynaklıdır. Ki kapitalist nizam, kadın üzerinde ki zülmü kaldirmadiği gibi refahı sağlayacak kadınlara onurlu ve izzetli bir yaşam sunacak bir hukuk sistemi de yoktur.
    Kapitalizmin duyguları tahrik üzerine kurguladığı sömürü düzeni tam dişine göre gördüğü kadını bir cinsel obje olarak, vitrinlik bir eşya olarak görmektedir. Malesef kapitalsit sistemin etkisiyle menfaatçi bakiş açısıyla yoğurulan kadınlarımız bu durumu fark etmemektedir. Ayne şekilde kapitalsit sistem erkek ile kadınların bir birlerine bakiş acilarını tamamen menfaat üzerine bina etmiştir.
    Kapitalist bakiş açisa sahip kadınlarimiz ve erkeklerimiz sistemin çarkları içinde para ve kariyer uğrundan başka hiç bir değer kıymet gözetmez oldukları gibi bir birlerine de değer vermez oldular. Ne yazık ki kadınlarimiz kazanç uğruna bedenlerinin sömürmesinin yine bu sistem olduğunu fark edemiyorlar ki kadınin sömürülmesinin hukuksal yolu kapitalist sistemdendir.
    Bu nedenle feministler çözümden ziyede sorunu derinleştirmektedir. Sistemi kökten değiştirmek yerine sistemin doğurduğu bozukluklarla uğraşip yaniliyorlar. Nitekim sorunlarin asıl kaynaği ve sorunların çözüme kavuşmamasını nedeni yine sistemin çözümsûzlüğüdür. Feministler insanların dikkatlerini asil sorunda uzaklaştirdiği için kapitalis sistemin bekasınıda dolaylı olarak
    sağlamaktadırlar. Köklü bir değişim yerine islahatçi bir metod edinmeleri nedeniyle sistemin icinde sistemle hareket etmek zorunda kaldilar.
    Uzun lafın kısası feminizm çözüm degildir.
  • Lou Andreas-Salomé modern anlamda "feminist" olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu. Nietzsche, Rilke ve Freud gibi önemli şahsiyetlerle kurduğu dostluklarla ve onlar üzerindeki etkisiyle gündeme geldi. Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan biri olarak, erkeklerle ilişkileri çağının kadınlarına göre farklı bir seyir izlemişti. Feniçka, Andreas-Salomé'nin Alman oyun yazarı Franz Wedekind'le yaşadığı, daha sonra Alban Berg'in Lulu adlı operasının librettosuna da konu olan bir deneyime dayanır. Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre'de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadının bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikâyesidir. Anlatıcı yapıtın akışı içinde Feniçka'yla dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenir.