• durma!...”
    “Kızım ben sana 10 yumurta al demiştim, kesekâğıdmda iki yumurta var, gerisi nerede?”
    “Anne, anneciğim, ben on tane aldım.”
    “Ne oldu, ne bu halin, yüzün gözün ter içinde, kıpkırmızı olmuşsun?”
    “Anne,bakkaldan dönerken, kahvenin önünden geçerken, adamlar çok fena baktılar. Şimdiye kadar hiç böyle olmamış­ tı. Gözlerini diktiler. Bir şeyler söylediler. Ah! Ah! diye bağır­ dılar. Korktum. Koşarken yumurtalar düşmüş.”
    “Allah, kahretsin! Allah belalarını versin! Küçücük çocuğa laf atıyorlar. Bir daha sizi hiçbir yere yollamam. Baban duy­ masın.”
  • Karanlıkta radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ — Uzun süredir kamuoyunu meşgul eden, kadın terörist Sevim Taşanın yakalanması için başlatılan geniş çaplı operasyonlar sürüyor. Sürekli kılık değiştirdiği için kamuoyunda Binbir Surat Sevim olarak anılan teröristin, bir türlü yakalanamaması em niyet teşkilatını güç durumda bıraktı.. .Emniyet Müdürü Mehmet Öztopuz eleştirilere karşılık, yaptığı açıklamada ‘Sevim Taşan on iki saat içinde yakalanmazsa istifa edeceğim’ dedi...

    Yavaşça aydınlanan karakolda gergin saatler yaşanmakta.. Komiser telefonda ter atmakta.. Komiser Yardımcısında derin sessizlik...

    KOMİSER — Tabii efendim. Haklısınız efendim.. Ayrıca beni bu göreve seçmeniz duygulanmama sebep oldu efendim.. Zaten yakalamak üzereyiz efendim.. Çok güzel bağırıyorsunuz efendim. Ne güzel kapattınız telefonu efendim.. Hörmet ederim efendim... Komiser telefonu kapatır ve yumruğunu masaya vurur.

    KOMİSER — Nerede ulan bu kadın?! Bulamadınız değil mi? Akraba evliliklerinin talihsiz mahsülleri!.. Ah, ülserim azdı gene.. Amir saat üçte buraya gelecek! Nerede ulan bu kadın?

    Bekçi Rıza ve Temizlikçi Kadın Hatice Bacı hızla içeri girerler...
    BEKÇİ — Getirdim amirim!
    KOMİSER — Kimi getirdin?
    BEKÇİ — Kadım amirim!
    KOMİSER — Kadını mı?
    BEKÇİ — Amirim gelecek dediniz ya amirim! Amirim gelince ortalığı temiz görsün dediniz ya amirim! Ben de düşündüm, amirime karşı, amirim mahçup olmasın, amirim ortalığı pis görürse amirime kızar, beni de döver sevdiğim.. yani amirim!
    KOMİSER — Rıza! Evladım! Ne diyorsun sen be!
    BEKÇİ — Amirim gelecek dediniz ya amirim! KOMİSER— Eee?
    BEKÇİ — Ben de amirim gelince ortalığı temiz görsün di ye, temizlikçi kadın getirdim amirim.. Tanıştırayım amirim.. Amirim, temizlikçi kadın!
    KOMİSER — (Yardımcısına) Suat! Bu Rıza’yı götür, klozete dök! Üstüne de sifonu çek, gel!
    HATİCE — Müsaadeniz olursa, ben vazifeme başlayabilir miyim hanımım!
    KOMİSER — Hanım mı?
    BEKÇİ - Amirim kusura bakmayınız, Hatice Bacı ekseriyetle ev temizliğine gittiği için, ağız alışkanlığı mahiyetinde bir dil sürçmesi iktiza etti amirim!
    KOMİSER - Sus Rıza! Sus! Susmakla da yetinme, hızla dışarı çık! Senelik iznini al, memleketine git ve orada öl!
    BEKÇİ - Başüstüne amirim!.. Yalnız, ben senelik iznimi, geçen hasat zamanı kullandım amirim?
    KOMİSER YARDIMCISI - İzninizle komserim Rıza!
    BEKÇİ - Buyrun!
    KOMİSER YARDIMCISI - Siktir git!
    BEKÇİ - Başüstüne amirim! Bekçi hızla çıkar...
    KOMİSER YARDIMCISI - Hadi sen de, temizlik mi yapı yorsun, ne yapıyorsan yap!
    HATİCE - Başüstüne! (türküye ve temizliğe başlar) çıt çıt çıt çedene de sar bedeni bedene.. Dünya dolu yar olsa da alacağım bir tene...
    KOMİSER - Ne oluyor be! Ne oluyor!
    HATİCE - Müsaadeniz olursa, ben vazifemi yaparken bir türkü okumak mecburiyetindeyim. E, adetim böyle.. (YENİDEN TEMİZLİĞE VE TÜRKÜYE DÖNER) Çıt çıt çedene de sar bedeni bedene.. Dünya dolu yar olsa da alacağım... Kanamalı bir hasta için A grubu er aş ne gatif kan aranmaktadır Kan verecek olanların Kızılay Kan Merkezine müracaatları rica olunur.. bir tanee.. Çıt çıt çedene de sar bedeni...
    KOMİSER - Bu ne biçim türkü be?
    HATİCE - Çok güzel bir türkü! Radyodan duyup ezberledim! Bilhassa bu, ortasındaki kanlı konuşma bana çok dokunuyor..
    KOMİSER YARDIMCISI - O bölümün türküyle alakası yok salak! Yayını kesmişler!
    HATICE - Kesmişler mi? Kim kesmiş?
    KOMİSER - İşine bak hadi, işine!.. Hey Allah'ım bir bu eksikti.. Suat ne yapacağız oğlum? Bir çare söyle.. Vaktimiz azalıyor!.. Amir de bize güvenerek istifa edeceğim, diyor.. El kondüsyonuyla gerdeğe giriyorlar!
    KOMİSER YARDIMCISI - Komserim, iz üstündeyiz ama kadının eşgali belli değil! Böyle bir kadın var mı, yok mu, o bile belli değil!
    KOMİSER - O ne demek öyle?
    KOM. YARD. - Basının çizdiği bir tip var ortada.. Gazeteler bir canavar yarattı, bize de yakalamak düştü!.. Amire söyleseniz, iki gün sonra gelse?
    KOMİSER - Ulan adam bize içli köfte yemeye mi geliyor? Ne diyeyim yani? "Bugün çamaşır günümüz, iki gün sonra buyrun' mu diyeyim?.. Ah.. ülserim.. Saat üçe kadar bu kadını bulmak zorundayız!
    KOM. YARD. - Daha doğrusu BİR KADIN bulmak zorundayız.. Eşgali bilinmediğine göre..
    KOMİSER - Eveeet! Bravo lan Suat! Netice itibariyle, herhangi bir kadın bizim işimizi görür!
    KOM. YARD.- Tabii. Yeter ki, sırtı zayıf, aldığımızda gürültü çıkarmayacak biri olsun. KOMİSER - Nereden bulacağız bu kadını?

    Komiser ve Yardımcısı, durur, düşünür ve aynı anda, aynı karara varıp Hatice 'ye dönerler.. Birbirlerine bakarlar.. İşte, aradıkları kadın bulunmuştur.. Komiser hemen telefona koşar...

    KOMİSER - Alo.. Benim, sayın amirim! Müjde efendim müjde! Sevim Taşan' ı yakaladık efendim! Evet efendim!.. Hayır efendim, maalesef sağ olarak!.. Yok efendim, bizim terfide falan gözümüz yok.. Ama siz nasıl münasip görürseniz. Tabii efendim, derhal basma ve televizyona haber veriyoruz efendim! Komiser telefonu kapatır... Ferahlamıştır..

    KOMİSER - Güzeeel.... Şşşt.. Sen.. Gel bakayım buraya gel..

    Hatice komiserin yanına gelir..

    KOMİSER- Senin adın ne?
    HATİCE - Hatice.
    KOMİSER - Bak Hatice, bu böyle olmaz. Senin adın da Hatice, benim adım da Hatice! Karışıklık oluyor. Onun için bundan böyle senin adın Sevim Taşan olsun!

    — II—

    Hatice, üstü silah ve örgütsel dokümanla dolu masanın ardında teşhir edilmekte.. Basın mensupları fotoğraf çekmekteler...

    HATİCE — Ne oluyor? Yahu kardeşim kirletmeyin ortalığı! Daha yeni temizlemişim.. Basmayın. Çamurlu ayaklarınızla ortalığı kirletmeyin!

    Radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ — Sevim Taşan, basına gösterildiği sırada, “çamurlu ayaklarınızla yolumuzu kirletemeyecek siniz! Zafer bizim olacak!” şeklinde slogan attı!.. Teröristin evinde yapılan arama sonucunda, bir adet uzun namlulu koca, çeşitli çap ve markada yoksulluk ve çok sayıda örgütsel doküman bulundu!

    — III —

    Sorgu odası... Hatice sandalyede oturmakta.. Yüzünde sorgu ışığı.. Sivil Sorgucu sandalyenin etrafinda dolanıp durmakta.

    SORGUCU — Ne alırsın. Sana bir meşrubat ikram edelim. Gazoz? Kola?
    HATİCE — Yok.. Sağolun, miğdemi ağrıtıyor.
    SORGUCU — Merak etme, miğdene bir şey olmaz. İçmeyeceksin ki!
    HATICE — Ya?
    SORCUCU - Bize şişesi lazım!
    HATİCE - Nasıl yani?
    SORGUCU - Yani, Sevim Taşan olduğunu inkar etmeye devam edersen, birazdan anlayacaksın!.. Konuş.. Anlat!
    HATİCE - Ne anlatayım?
    SORGUCU - Ne bileyim canım? Başından başla ister sen.. Sanat hayatına nasıl atıldın? Sahneye sadece para için mi çıkıyorsun? Yeni projeler var mı?
    HATİCE - Demek ki aradıkları kadın artis...
    SORGUCU - Konuş hadi, konuş! Anlat! İsimler! örgüt evleri
    HATİCE - Yahu şiddetli bir yanlışlık oluyor. Bir karışıklık oluyor.. Ben ne anlatabilirim ki!? Bizim gibilerin hayatında anlatacak dört kelime var. Doğdum.. Evlendim.. Çalışıyorum.. Çalışıyorum!
    SORGUCU - İnkar ediyorsun yani? Gözlerimin içine baka baka, Sevim Taşan olduğunu inkar ediyorsun!.. Bak, ben alanında uzman bir şahsiyetim.. Çeşitli üstatlardan ders aldım. Meşhur işkenceci Elektrik Kontağı Hamdi Efendi'nin öğrencisiyim. Elimden kimse kurtulamaz!
    HATİCE - Öyle mi?.. Peki, hani artık karakollar naylon olacaktı?
    SORCUCU - Naylon mu? Ne naylonu?
    HATİCE - Yok ula yok, şeffaf diyecektim şeffaf!
    SORGUCU - Haa.. öyle zaten.. Bizim kimseden gizlimiz saklımız yok ki! Herkes, burada neler olup bittiğini bi liyor. Hatta bu sorguları İnter Star yayınlamak istedi de, parada anlaşamadık!
    HATICE - Öyle mi? Ayrıyeten bir de şu husus var, hani karakollor pembekol olacaktı?.. Gerçi ha pembe, ha kara! Neticede kol değil mi?.. Bak, güzel kardaşım, muhabbet hoş da, daha bir sürü işim var.. Ortalık öyle pis kaldı. Amir beyden fırça yiyeceğim Polis milleti bunlar, belli olmaz ki.. Başım belaya girecek.. Ne oluyor burada? Neyse ben gideyim artık.. Çocuklar evde açtır, geç kalıyorum..
    SORGUCU - Otur ulan, oturduğun yerde!.. Böyle saf ayaklarına yatıp, kurtulacağını zannetme!.. Anlaşılan o ki, sen tatlı dilden anlamıyorsun!.. Ben sana biraz kablo getireyim!
    HATİCE - Ne kablosu?
    SORGUCU - Elektrik kablosu!
    HATİCE - Ne?! Yahu ben size ne ettim ki!? Ne suç işlemi şim?
    SORGUCU - Devlet düşmanlığı yapmışsın! Devlete karşı gelmişsin!
    HATİCE - Ben mi? Ben nasıl yapabilirim? Biz devleti tam görmemişik bile!.. Biz gideriz devlet kapısına, kapının üstünde şöyle yazar: GİRİLMEZ!.. yahut da İŞİ OLMAYAN GİREMEZ.. Biz de girmeyiz.. Devlet askerdir, polistir, bir de korucular var şimdi köyde! Benim adım Hatice, soyadım Durdu, buraya temizlik için geldim..
    SORGUCU - Peki, örgütü yeniden toparlamak için ülkemize kim sızdı? Kim bu vatanı bölüp, parçalayıp suyunu sıkmak istiyor? Bu vatanın suyuna pilav yapmak isteyen kim? Bizim pilavın düşmanlara yedirmek isteyen kim? Hı ?
    HATİCE - Vallahi bizim böyle şeylerle alakamız yoktur! Korkarız biz.. Kocamla ikimiz, seçimde oy bile ver meyiz! Gider, paşa paşa cezamızı öderiz!.. Hoş, oy versek de ceza çekiyoruz vermesek de.. Hem ben, yürüyüş bile dikkat ederim. Protesto mrotesto zannetmesinler diye yavaş yavaş yürürüm. İşten eve, iki günde gidiyorum bu yüzden.. Uzun sürüyor yani! Hem sonra devlet bize ne derse biz onu yaparız. Vergi öde derler, öderiz, fiş topla derler, toplarız!
    SORGUCU - Tamam işte! topladığın fişler sana elektrik olarak geri dönecek!.. Sen şimdi kötü yapım Binbir Surat Sevim!.. Beni çok sinirlendirdin! Muameleye başlıyorum!

    Bakkal çırağı içeri girer...

    ÇIRAK - Bakar mısın ağbi?
    SORG -Ne var lan? Sen de kimsin.
    ÇIRAK - Ben bakkalın çırağıyım. Bakkal ağbim dedi ki, şişeleri alıp alıp parasını ödemiyormuş Altı tane şişe kalmış. Ya paraları verin ya şişeleri! Yoksa ağbim sizi polise şikayet edecek!
    SORGUCU - Kes ulan sesini! Şişeler verilir mi? O şişeler vatanın bütünlüğünü sağlıyor! o şişeler birer milli kahraman Ne dersin Binbir Surat, sana altı şişe yeter mi, yoksa bir altı şişe daha getirteyim mi?
    HATİCE - Kabul ediyorum polis efendi. Ben, Sevim Taşan, memnun oldum!

    Karanlıkta radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ - Sevim Taşan, ilk sorgusunda samimi itiraflarda bulunup, pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini söyledi.. İfadesini kendi hür iradesiyle verdiğini söyleyen ve pişman olduğu için çok sevindiğini belirten Sevin Taşan: Bir daha dünyaya gelsem, yine itirafçı olurdum" dedi!

    Komiserin odası... Bekçi telaşla içeri girer!

    BEKÇİ - Yakaladık amirim! Yakaladık! Başardık amirim! Bulduk amirimi Tuttuk amirim! Ve getirdik amirim!
    KOMİSER - Ne oluyor be? Kimi yakaladınız? Kimi başardınız? Kimi bulup tutup, getirdiniz? Ayrıca bu ne tuhaf cümle?
    BEKÇİ - Sevim Taşan'ı amirim! Binbir Surat Sevim'i yakaladık, içeride amirim!
    KOMİSER - Biz Onu yakalamıştık ya?
    BEKÇİ - Bir tane daha yakaladık amirim!
    KOMİSER - Ne oluyor be? Boğazda Sevim Taşan akını mı var?
    BEKÇİ - Bu, sahicisi amirim! Fakat enteresan bir durum var ki, o kadar şeetmemize rağmen, kendisi Sevim Taşan olduğunu kabul etmiyor. Üstünde kimlik de yok! Yanı vaziyet bu şekilde amirim: bizim, temizlikçi Hatice Bacı, Sevim Taşan olduğunu kabul etti. Fakat essah Sevim Taşan, Sevim Taşan olduğunu red ve inkar ederek, Sevim Taşan mevzuunu kanşık bir ha le soktu amirim!
    KOMİSER — Sus be Rıza sus!... Temizlikçi kadını bıraksak mı?
    BEKÇİ — İfade imzaladı amirim!
    KOMİSER — Ne yapacağız peki?
    BEKÇİ — Biz de amirim, bunu amirim, size amirim, soracaktık amirim! Fakat bu kadın, fena halde dişli çıktı! Aşağıda kendisine epey muamele yaptık, sana mı sın.. veyahut bana mısın, demedi amirim!.. Fakat, bence ikisini aynı hücreye koyarsak, neticeye varabiliriz amirim!
    KOMİSER — Hayır!.. Bence, ikisini aynı hücreye koyarsak, neticeye varabiliriz?
    BEKÇİ — Hiç aklıma gelmemişti! Hay aklınla bin yaşa amirim!

    Karakol kararırken, hücre aydınlanır... Hatice uzanmıştır... Bekçi girer, Hatice’yi dürterek uyandırır...

    BEKÇİ — Hatice bacı! Şşşt.. Hatice bacı...
    HATİCE — Ne var ula ne var!.. Senin yüzünden düştüm buralara!.. Git buradan!.. Gözüm görmesin seni!.. Git buradan, git hadi...

    BEKÇİ — Senin için getirdiğim döner ekmekleri unutu yorsun ama!..
    HATİCE — İstemiyorum artık.. Aylar geçiyor.. Hani kurtaracaktın? Yahu sen benim şahidim değil misin? Sen getirmedin mi beni temizliğe?
    BEKÇİ — Uğraşıyorum bacım.. Bak, sırf seni kurtarmak için essah Sevim Taşanı yakaladım. Fakat inkar ediyor namıssız!.. Yani, senin kurtuluşun, O’nun iki dudağının arasında.. Eğer derse ki ‘Sevim Taşan benim!”, yırttın! Yoksa durum kötü amirim... yani bacım..

    Bekçi çıkar... Sevim Taşan’ı içeri iter...

    BEKÇİ — Gir hadi! Bekçi iki kadını başbaşa bırakır.. Sevim, hücrenin bir köşe sine çöker.. Yorgundur her yanı yara bere içindedir.
    HATİCE— ....Sen Sen Sen O musun? O kahpe sen misin he! Hatice Sevim’in boğazına sarılır.
    HATİCE — O devlet düşman sen misin he? 0, beni malı feden karı sen misin? Niye kaçıyorsun? Devletten kaçılır mı? Sevim yaka sana kurtarır..
    SEVİM — Bırak yakamı be!
    HATİCE — Bunlar benim yakamı bırakıyorlar mı?.. Senin yüzünden çekmediğim eziyet kalmadı... Tamam... Madem geldin, bu işi halledelim.. Hadi, onlara benim sen olmadığımı, senin ben olmadığım, senli benli olmadığımızı, senin benim birşeyim olmadığını söyle! Hadi! SEVİM — ………………….
    HATİCE — Bak çıkınca seni ziyarete gelirim. Sana yemek getiririm. Gelir, tünel kazmana yardım ederim.
    SEVİM - Ben hiçbir şey bilmiyorum !
    HATİCE - O nasıl laf öyle! İnsan kim olduğunu bilmez mi hiç? Hadi güzel bacım, söyle beni bıraksınlar... Sevim alaylı alaylı bakar...
    SEVİM - Yok ya?
    HATİCE - Vallahi... Senin haberin yok, beni mahfettiler. Ben burada çocuklarla babaları evde., ne yiyorlar, ne içiyorlar? Sevim Hatice 'yi iter, bağırmaya başlar:
    SEVİM - Kes sesini be aşağılık kadın! Boşuna uğraşma, sökmez bu numaralar!,, İğrençsiniz Her yolu deneyeceksiniz değil mi?.. Uydurmadan bir canavar yarattınız, şimdi de bana kabul ettirmeye uğraşıyorsunuz!. Siz benim, cani, katil, gözü dönmüş bir canavar olduğum hükmüne vardınız zaten. Gazeteler de yazdı.. Artık kabul etsem ne olur, etmesem ne olur? Mahkemeye ne hacet? Hüküm peşinen verilip infaz yapılıyor zaten!.. Ama her yolu deneyeceksiniz değil mi? Üstü çizilmiş bir hayatın ne önemi var sizin için! Bir insan daha harcamış olacaksınız o kadar!.. Sizin için önemli olan, televizyona çıkarıp "İşte teröristleri yakaladık!" demek Niye anlatıyorum ki bunları?
    HATİCE - Ne Yahu sen ne anlatıyorsun?
    SEVİM - Boşuna uğraşma, diyorum!.. Senin polis olduğunu biliyorum!
    HATİCE - Ne?!
    SEVİM - Bana bak, bu iğrenç oyuna bir son ver artık! Bana, hiçbir şey, hiçbir şey söyletemeyeceksiniz! Hatırlamıyorum! Bilmiyorum! Duymadım!
    HATİCE - Ben mi polisim? Ben mi? Ben mi? Hatice ağlamaya başlar....
    HATİCE - Ben mi? Ne polisi yahu? Allah'ına kurban olduğum, ne polisi? Ben polis değilim! Ben Sevim Taşan'ım!.. Yok.. O da değilim.. Ben Hatice Durdu.. Onun bunun pisliğini temizlerim. Şimdi kimin pisliğini temizletiyorlar bana? Kimim ben? Demek ki var bende birşey! Devlet bu, boşu boşuna yapmaz ki! Herhal, ben bir şey yaptım.. Ama tam ne yaptığımdan benim de haberim yok!.. Allah kahretsin! Devlete karşı geldim ben! Allah beni kahretsin! Allah beni kahretsin!..

    Hatice hücrenin bir köşesine yığılır, sessizce ağlamayı sürdürür. Sevim, bir süre Hatice'yi izler.. Sonra yanına sokulur.

    SEVİM - Peki Sen Kimsin sen. İşte Hatice'yi çıldırtan soru!
    HATİCE - Herkes bana bunu soruyor! Ben de bilmiyorum artık! Sevim Taşan 'sın dediler, kabul ettim! Evet! Ben Sevim Taşanım!
    SEVİM - Seni buldular demek' Niye kabul ettin peki? Nasıl kabul edersin böyle bir şeyi?
    HATİCE - Bana sorgu yaptıkları zaman, dört kere sigorta attı bili misin sen?.. Zaten yalan değil ki! Suçluyum ben! Koskoca devlet bu, yalan söyler mi hiç? Bana, "Sen Sevim Taşan'sın! dediklerine göre, bir bildikleri vardır! Koskoca devlet bu, yalan söyler mi hiç?
    SEVİM - Saçmalama! Sen hiçbir şey yapmadın!
    HATİCE — Öyleyse niye Yapıyorlar bunu bana? SEVİM — ………….. Eeee? Şimdi ne olacak?,. Direndim... Her şeye karşın direndim teslim olmadım onlara.. Peki, bu işkenceye nasıl direneceğjm? Onlara bir suçlu gerekiyordu Onu da bulmuşlar işte! Nereden çıktın sen be?... Hadi, bırak ağlamayı da konuşalım biraz... Adın neydi Senin?
    HATİCE — Sevim...
    SEVİM — Hayır asıl adını soruyorum
    HATİCE — Hatice Taşan Sevim Durdu!, Sevim Hatice Durdu!
    SEVİM — Allah’ım akımı yitiriyor bu kadın.. Ne yapacağım şimdi?.. Bu garibandan ne istediniz be!!!
    HATİCE —.Bağırma Sus! Devlete bağırılmaz Devlet öyle bir eder ki insan mahfeder! Sen kimsin ki, bağırıyorsun devlete!. Şikayet edeceğim seni!
    SEVİM— Kendine gel Hatice!.. Ne olursun. Düzelecek her şey.

    Sevim dışarı doğru seslenir...

    SEVİM — Heeey! Poliiis! Buraya bakın Ben yeniden ifade vermek istiyorum.
    HATİCE — Sen hiçbir şey veremezsin Çekil oradan. Komiser, Yardımcısı ve Bekçi koşarak içeri girerler..
    KOMİSER — Ne oluyor burada?
    SEVİM — Ben Sevim Taşan olduğumu...

    Hatice herkesi susturacak biçimde haykırmaya başlar:
    HATİCE — Evet! Evet! Evet! Evet! Herkesi ben öldürdümm! Hatta eceliyle ölenleri bile! Örgüt mensubuyum ben!
    SEVİM — Hatice...
    HATİCE — Evet evet, örgüt mensubuyum ben! Beni bu işe, İhsan Sabri Çağlayangil tevşik etti!
    BEKÇİ— O da kim?
    HATİCE — O, bir çeşit Celal Bayar’dır.. Ve haberlerde yaşar! Ayrıca teşkilatımızda Müzeyyen Senar da vardı! Ama ben emirleri Kayahan’dan alıyordum! İtiraf ediyorum, polis efendi, san saçlarımdan ben suçlu yum!
    SEVİM — Sus Hatice! Yalvarırım sus!
    HATİCE — Evet Sevim Taşan benim!.. Aslında ben Sevim Taşan da değilim! Nene Hatunum ben! Muhacirlik zamanında cephedekilere lavaş ekmek götürdüm. Ben hiçkimse değilim ulan!.. BEN HİÇ KİMSE DEĞİLİİM ULAN. KONUŞ!.. SÖYLE!.. CEVAP VER!.. BEN KİMİM ULAN!.. KİMİM BEN!.. KİMİM BEN!.. KİMİM BEEEEEEEN!...

    KARANLIK

    1992- Haziran
  • ÇOK FENA BİR TERS KÖŞE🙃📌📌📌

    GENÇLİK BİZİM ESERİMİZ.
    PEKİ BİZ KİMİZ?

    Ben 21 yaşında bir
    Üniversite öğrencisiyim.
    Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
    Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor? Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
    Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
    Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
    Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
    Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?
    15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu?
    Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?
    Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
    Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?
    Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?
    Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
    Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?
    Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.
    Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.
    Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.
    Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.
    Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.
    Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.
    Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!
    Size bir şey söyleyeyim mi? Yeni nesil pırıl pırıl. Hiçbir sıkıntı yok. Asıl sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.
    Son iki yılda kaç tane Türk filmi çekilmiş ve bunlardan kaç tanesi Osmanlıyı anlatıyor, bir bakın. Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?
    Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki. Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok! Kusura bakmayın!
    Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!
    Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!
    “Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Evet, 21 yaşındayım. Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
    Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.
    Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil.
    Kalın sağlıcakla...
    -alıntıdır-
  • 218 syf.
    ·5 günde
    Toplumumuzda erkeklerin "adam" olması için sürünmesi gerektiği çokça bana göre sığ yollardan geçmesi gerektiğini anlatan bir kitap

    Toplumumuzun zihniyetine sıçayım demekten alakoymayacağım kendimi..

    Erkek olmak nedir? Ya da kaç kere ana avrat düz gidersem erkek olabilirim? Kaç kadınla yatıp kalkarsam bana adam derler? kaç kişiye pipimi gösterip "O maşallah düzeni sağlammış keratanın.." gibisinden övgü nidaları biriktirirsem aynanın karşısına geçip "İşte tam bir erkeğim!" diyebilirim?

    Erkeklik; "Sünnet ol, asker ol, ağzı bozuk ol." demek mi toplumumuzda?
    Ya da bir kadının, içine girip erkekliğimin ereksiyon veriyorsa adam mı oluyorum Şimdi ben?

    Sahi nedir bu erkeklerin sınavı? Erkek olmanın yolu sadece iki bacak arasında mı geçiyor? Değişik Yollar, garip Kafalar....

    Kitap Bana kalırsa sıfır kitap. Erkekleein askerlik hikayesi başka bir şey değil.

    Yazarın belirttiği kaynaklara göre de hiç kimsenin gitmek istemediği, bir şey katmadığı, adam olamadığı, zulüm gelen hapishane serüveni gibi bir şey askerlik.

    Erkeklerin yine erkeklerle İmtihanı. Rütbe arttıkça insanlık azalmış, zulüm artmış...

    küçük de olsa rütben sağlamsa yaşça büyüğünü rütbesi yoksa edebilirsin anlayışı var. ha bu yaşı küçük kişide ezildiği için ezmiş.

    "Ezile ezile Ezmeyi öğreniyorsun" nihayetinde.

    Öyleyse kim başlattı lan bu düzeni!? demeden geçemiyor insan..

    Bakınız bana göre adam gibi adam alıntılar;

    "Ben hala adam olamadım. Askerlik de yaptım, adam olamadım. Askerlik yapmayan insan da gördüm, adam benden iyi adam. Adam gibi adam yani."

    "Diyorlar askere gitmeyen erkek değil, bilmem ne... Ben askere gitmeseydim, bana demesinler erkek... Ne olacak ki! Onların demesiyle mi erkek olacağım..."

    "Hani derler ya 'askere git adam olursun,' hiçbir şey olmadı. Yok, adam da olamadım yani. (...) Hiçbir şey bilmeyen adamlar var. Adam sağını solunu, gerisini bilmiyor. Tuvalete nasıl gidilir bilmiyor. Kenarına oturuyor. Bunlar için yararlı... (. ..) Askerlik, insanı yıpratıyor. Korkuyordum. Hakkari'ye düşebilirdim. Çatışmalara girebilirdim. Ölebilirdim. Robin Hood değilim yani. Kahraman değilim. Ayrıca işinden ediyor. Ailenden, sevdiğinden ayrı kalıyorsun. Her şeyini paramparça ediyor. Bana bir şey öğretmedi açıkça."

    Ha bir de Erkekler Ağlamaz diye bir laf dolanıyor ortalık da o safsatadan başka bir şey değil erkekler ağlamazsa bile adam olan yüreği varsa kalbini acıtmışsa birisi öyle bir ağlar ki...

    Neyse fena değildi, keyifli okumalar.. :)
  • 100 syf.
    ·Puan vermedi
    Barış Bıçakçı' nın ilk kitabını okumuş ve sevmemiştim, bu son kitabını da sevmedim. Bana göre bir arpa boyu yol alamamış kendisi. Aynı yazıda hem kitabı hem de kendi derdimi anlatmak zor olsa da deneyeceğiz işte. Önce şekil;
    Kitap 100 sayfa. Birazcık tasarrufla 50 sayfaya sığacak işi 100 sayfa olarak piyasaya sürüp de insanlara vayy günde 100 sayfa okuyorum dedirttiğiniz için sizi kınıyorum sayın editör. Gelelim içeriğe;
    Bir kere kitabın arkasına bir bakalım ne yazmışlar? ''Rıfat, zamanımızın bir kahramanı gibi, bir niteliksiz adam gibi, bir aylak adam, bir lüzumsuz adam gibi, bir ''R.'' gibi...'' bla bla bla. E Aylak Adam' ı okuruz o halde seni neden okuyalım? İlk kitabı için de Sait Faik öyküleri gibi deniyordu. O zaman da Sait Faik' i okuyalım, peki sen niye yazıyorsun onu söyle. Bize bilmediğimiz neyi sunuyorsun, nasıl bir bakış açısı getiriyorsun, beni nasıl bir dünyanın içine çekiyorsun? Var mı doyurucu cevapların? Bence yok işte. Şimdi kitabımız, Rıfat isimli bir kitapçının yaşamından kesitler sunuyor bize. Kısa kısa bölümlere ayrılmış kitap. Bu sayede çok kolay okunuyor. Her bölümün sonu bir aforizma ile bitirilmiş neredeyse. Bu yönüyle zaten günümüz tüketim trendine çok uygun bir kitap kendisi. Ne diyordu Hasan Ali Toptaş isimli kalemine kurban olunası sanatçı? ''Aynı zamanda bu hız edebiyatta aforizmasal bir söylemi de getiriyor kendiliğinden, ki bu, edebiyat çağımızın hastalığıdır bana göre. Halbuki edebiyat zamanın hızına müdahaledir.'' İşte bu kitap Hasan Ali Toptaş' ın tespitine kaynak teşkil eden işlerin güzel bir örneği niteliğinde. Kitap güzel açılıyor aslında. Günler Damlıyor isimli başlangıç bölümüyle kurgusuyla ilgili enfes bir girizgahla karşılıyor okurunu kitabımız. Sonrasında bir abimle sahafta okuyarak hayran kaldığımız bir pasajla da ikinci bölüm başlıyor. Devamında ise bana göre ciddi acemilik barındırıyor içerisinde. Bir kere bölümler arasında ciddi bir denge sorunu var, kitap çok dengesiz ilerliyor. Bir bölümü enfes bulurken, bir sonrakinde kitabı duvara fırlatma isteği duydum okurken mesela. Hayranlık duyma ile sinir olma hali baş başa gitse yine bir nebze, ama aksine; an geldi hayranlık açtı arayı ve ben güzel bir kitap diye tanımladım bu kitabı, an geldi sinir olma hali farkı dört beş boya kadar çıkartıp sürpriz kovalayan kumarbazların hayallerini piç etti. Yahu dikdörtgen isimli bir bölüm var kitapta, çerçeveletip as duvara ama bir sayfa arkasındaki bölümde geçen cümleye bakalım; ''Okuyucularını duygulandırmak dışında edebi bir amacı olmayan ve ikide bir veciz sözler yumurtlayan günümüz müelliflerini sürekli uyarması gerek'' E kendini tarif etmişsin sen be abi. Hem nedir bu ergen gibi kitabın ortasında laf sokma çabası. İşte tam da bu! Bu yüzden sevmiyorum ben bu Murat Menteş' i, Emrah Serbes' i, Barış Bıçakçı' yı. Ergen gibi davranıyorlar ve ergence kitap yazıyorlar. Olgunluk yok işlerinde. Bunun adına da samimiyet deniyor ne yazık ki. Samimiyetsizliğin en popüler hali oldu artık bu samimiyet meselesi günümüzde. Murat Menteş' te de aynısı var mesela. Bakın ben sanattan anlarım, kitaptan anlarım, enfes kitaplar okurum, dinle ilgili söyleyeceklerim var, siyasete de dokunurum, aşkla ilgili konuşmuş muyduk... Ya biraz sakin olun abiler! Anlatacak ne çok şeyiniz var sizin. Bir ergen böyle davranır işte. Sürekli kendini ifade etmek için çırpınır durur, dikkat çekmeye çalışır. İşte sizin kitaplarınızda bunu görüyorum ben. Gereksiz bir karmaşa, temelsiz söylemler, çok düşünmeden atılan sloganlar falan filan... İki konu var, ilki; ya ben bu kitaplarda başka kitaplara, filmlere, yazarlara yapılan göndermeleri görmekten çok sıkılıyorum. Nadiren yapılanı ve yapılırken de kör göze parmak misali bir tavır takınılmayanı çok güzel oluyor ama abartınca sıkıcılaşıyor ki bu kitapta çok abartılmış. İkinci mevzu ise şu; ben YGS' ye girdim. Fena da yapmadım hani, arkadaşlar baya iyisin diyorlar. İşte o YGS' deki bir Türkçe paragraf sorusunda adını unuttuğum bir yazarımızın sözüne yer verilmişti; ''okumak, neden piyano çalmaktan daha az uğraş gerektiren bir iş olsun ki'' diyordu. Okumak zor bir iştir, emek, çaba gerektirir. Caz dinlemek zor iştir. Kulağına hoş gelir tamam da müzikten anlayan, enstrüman çalabilen adam için caz daha anlamlıdır, sana kıyasla. Serdar Ortaç herkes tarafından dinlenen şarkılar yapar, dinlenir tüketilir, bir sonraki yaza yenisini yapar. En rockçısı bile alkol sınırını aşınca güzel bir hatunun da kalçasına sürtünecekse mesela Serdar popçuydu falan düşünmez kopar ortamda. İşte bu kitaplar böyle kitaplar. Kim okusa sever, anlar, yorumlar. Her sineğe bal var bu kitapta. Ama bana asıl enteresan gelen Orhan Pamuk gibi bir adamın kötü yazar olduğunu iddia edip de Barış Bıçakçı' yı son yılların en iyi türk yazarı ilan edebilen kişilerin kendini iyi okur sayması aslında, bu öz güvene sahip olmaları. Tüm bu yazdıklarımdan sonra Barış Bıçakçı sence iyi yazar mı derseniz evet derim, hatta Murat Menteş, Emrah Serbes gibi adamlara kıyasla çok çok iyi bir yazar. Şu kadar eleştiri yazdım yine de bu kitapta Aynalar isimli bölümdeki her cümleyi hayranlıkla tekrar tekrar okudum mesela. Barış Bıçakçı iyi yazı yazıyor ama iyi edebiyat yapamıyor. Dengeyi bulduğu, ergenlikten vazgeçtiği gün çok iyi edebiyat yapabilir gibi geliyor ama bana.