• 384 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Dikkat spoiler içerir.
    17 25 Aralık operasyonundan önce yazılan bu kitapta AKP ve Fetullah Gülen yapılanması arasındaki kavganın gelişimi ile ilgili detaylı bilgiler yer alıyor. Öncelikle Oslo görüşmeleri ile başlayan kitapta 7 Şubat 2012 yılında MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın bu konu hakkında ifadeye çağrılması ve sonrasında yaşananlar detaylı bir şekilde anlatılıyor. Bundan sonra emniyet, yargı kademesinde yaşanan çatlaklara yer veriliyor. Yargıtay seçiminde Fetullah adayının galip gelmesi, Danıştay başkanlığına bu kavga yüzünden aday çıkmaması gibi olaylar detaylı bir şekilde anlatılıyor. Fenerbahçe kulübüne yapılan şike operasyonu, dershane olayı ve yaşananlar detaylıca anlatılıyor. Sonrasında cumhurbaşkanı seçimleri ve geçmişten günümüze Abdullah Gül ve Bülent Arınç'ın Erdoğan ile olan bazı anlaşmazlıkları detaylıca anlatılıyor. En sonunda da gezi parkı olayları ve bu konuda AKP yetkililerinin farklı görüşlerine yer veriliyor. Bazı konuların hala güncel olması ise kitabın dikkat çeken noktalarından biri. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
  • 56 syf.
    ·1 günde·9/10
    Bendeki cep boy kitap 2 öyküden oluşuyor: Palto ve Fayton.

    Bir çırpıda okuyacağınız iki öykü var: Palto, trajikomik bir öykü. Palto bana eğitim camiasında tanıdığım bazı insanları hatırlatmadı desem yalan olur. Bu yüzden güncel bir öykü diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz:)

    Fayton ise Palto kadar trajik olmayan daha komik bir öykü. Aslında bu hikâye de güncelliğini koruyor. Sahibi olduğu şeylerin esiri olan, sahibi olduğu şeylerin maddi değeri ile övünmekten başka bir şey bilmeyen ya da yüksekten atıp tutan insanlar günümüzde yok mu? Ne yazık ki bunun da örneklerini sıkça görüyorum (ne pis bir çevrem varmış arkadaş:))

    Velhasıl kelam bu kısa ve bir o kadar güzel iki hikâyeyi zevkle okuyacağınıza inanıyorum.

    20 yıl sonra Şükrü Saracoğlu Stadında GS'ya yenilmesi sonucunda fenerbahçe(fanatik değilim ama yine de pislik yapayım dedim: "f" ye dikkat:)) taraftarının balkondan en büyük "feneybahçe"(Aziz başkanı özleyen bir ben miyim?) diye bağırmasını duyan GS'lının duyduğu mutluluğa benzer bir keyifli okuma dilerim(2020 nin normal bir yıl olmayacağı bu maçın sonucundan belliymiş:))
  • 304 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kaptanın hayatı hep benim için merak konusu olmuş ve onu tam tamına tanımak, hayatını, yaşadıklarını bilmem için bu kitapı okumayı kendime borç bilmişdim. 1 güne bitirebilirdim, amma bölüm-bölüm daha zevkle okumayı öne aldım.Kitapda Coxa döneminden, Palmerias, Cruzeiro, futbola nasıl zorluklarla başladığı dönemden, hem Avrupaya Parmaya gelişi, milli takimda ona karşı olunan haksizliklar, Fenetbahçede geçirdiği 8 müthiş yil ve sonda Coritibada sonlanan kariyer, 1000 den fazla maç ve bir efsane. Dikkatimi çeken nokta hep ona karşı haksizliklar olunsa bile futbol tanrılarının onun yanında oluşu, hemen - hemen gittiği bütün takimlarda kaptanlık edişi, ona olan saygı, hem kendi takımları taraftarları ve kendi takımlarının en sevmediği, ezeli rakiblerinin taraftarlarının saygısı beni en çok etkileyen taraf oldu ve onu neden sevdiğimi bir daha göstertdi. Alex bir futbol dehasıydı. Bu onun futbolda olduğu gibi futboldışı davranışlarında da gözler önüne seren noktasıydı. Sevindiğim taraf onun Fenerbahçe hakkinda söyledikleri, tutuşu ve hala taraftar olarak duruşuydu. Kitapda her kes tarafından bilnmeyen çokca görünülmeyen ve gizli kalan noktaları kaleme aldırmış. Kitapı okudukça Alexi Dünya kupası kadrosuna almayan tüm Braziliya teknik direktörlerine olan kızgınlığım hala var ve olacak. Aynı zamanda Parma yetkililəri ve tüm Fenerlilerin bildiği A. Kocaman gerçegi. Son olarak ise onu hep takimlarda görmək isteyen, Alexin oynadığı klüplerin başkanları sonda Alexi hep taraftarın çok sevdiğinden ve onlardan daha yükseğe çiktigindan bunu hazm edemediler.(Bu Coritiba ve Fenerbahçe dönemini kapsıyor) Buna karşın o hep taraftarın kalbinde KRALEX olarak kaldı ve kalcak. İnanıyorum ki, bundan sonrakı teknik direktörlük kariyeri futbol kariyeri gibi olur. Ve ona arzu ettiğim bir gün Braziliya milli takımıyla Dünya kupasına katılır ve de Fenerbahçemizin teknik direktörü olur. Kitapda ayrı - ayrı noktalarda ünlü şahısların dediği gibi "Kimse bir Alex değil".

    Teşekkürler. #gençfenerli
  • Mustafa Sarp Kepenek
    Mustafa Sarp Kepenek Ne Şikesi Memleket Elden Gidiyor; 3 Temmuz Operasyonu'nun Perde Arkası'ı inceledi.
    %20 (94/472)
    ·Puan vermedi
    Fenerbahçe Spor Kulubünün 3 Temmuzda nasıl bir kumpasa düştüğünü Aziz Başkanın nasıl hapse atıldığını anlatan Lube Ayarın kaleme aldığı bir eser oldukça keyifli şuanda :)
  • 640 syf.
    ·3 günde·7/10
    Soner Yalçın'ın Saklı Seçilmişler kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı olan Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı kitabı Yüzükler'in Efendisi ve Game of Thrones kitaplarını geride bırakarak en çok karakter barındıran bir kitap. Klasik Soner Yalçın anlatımıyla yazılan kitap çok karakter barındırdığından başta soy ağacı barındırsa da not tutup okumanız bir kitap olup Osmanlı'dan başlayıp , günümüze kadar gelip yer yer Koç Ailesi soylarını barındırırken Fenerbahçe ve Galatasaray gibi türk takımları hakkında bilgileri de barındırıyor.
  • 163 syf.
    ·Beğendi·9/10
    *Mario Levi’nin “Madam Floridis Dönmeyebilir” adlı öykü kitabını okudum. 2000 Yunus Nadi Roman Ödülünü kazanmış “İstanbul Bir Masaldı” ile hayran kalıp, Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanan “Bir Şehre Gidememek” ile hayranlığımı katladığım yazarın okuduğum üçüncü kitabı. “Size Pandispanya Yaptım” ise okunacak kitaplar arasında sıra bekliyor.
    *Kitabımız ‘Yedinci Baskıya Girerken’ ( ben tanıtımda 3. Baskı dedim ama DK da kitap daha önce farklı yayın evlerinde basılmış o yüzden benim okuduğum DK da ki 3. Baskısı), ‘Altıncı Baskı İçin Birkaç Söz’, ‘Üçüncü Baskı İçin Birkaç Söz’, ‘Birinci Önsöz’, ‘ İkinci Önsöz’, ‘ Üçüncü Önsöz Ya Da’, ‘Dördüncü Önsöz Ya Da Beklenmeyen Bir Tanığın Anlattıkları’ adlı yazılarla başlıyor ve Madam Floridis’in hikâyesi ile devam ediyor; ‘Editör’ün Ek Açıklaması’ ve ‘Ek’ bölümünde Mario Levi biyografisi ve yayınlanmış diğer kitaplarının kısa tanıtımlarıyla bir nefeste bitiyor. Kapak resmi Yeldeğirmen’inden Kadıköy’e inen sokaklardan birinde Madam Floridis, benim için etkileyici hemen tanıdım, bilmeyenler ve merak edenler ise neresi olduğunu kitabı okuyunca öğreniyor.
    *Hikâyeyi okurken Mösyö Moiz’in son dakika golünü ( yazarda aynı deyimi kullanmış o yüzden bende kullandım) atması bana “Kürk Mantolu Madonna”nın Raif Efendisini çağrıştırdı.
    *Hikâye Yeldeğirmeni / İzzettin sokak sakinleri arasında geçiyor. Bu kitabın benim için özel olmasının sebebi; her ne kadar Hasırcıbaşı sokak doğumlu olsam da 1 yaşından önce Karakolhane Caddesindeki eve taşındık ve o sokaklarda büyüdüm, oradan taşındıktan sonra da annemin halası o evde oturduğu için (taşındığımız bina aile apartmanı idi) hala ölene kadar (1985) o cadde ve Yeldeğirmen’i ile ilişkimiz kesilmedi. Zaten bir Kadıköylü olarak orada yaşamasanız bile hep ‘Kadıköylü’ kalırsınız.
    *Kitapta adı geçen; kitaplar, sanat eserleri, şehirler, anıtlar, müzikler, müzisyenler araştırılmalı, öğrenilmeli, dinlenmeli. Mümkün olursa seyretmeli, okumalı, dinlemeli, gezip, görmeli. Burada adı geçen Edith Piaf ve Enrico Macias daha önce dinlediğim müzisyenlerdi. O yüzden Maya Casablanca ve Claudio Villa’yı dinledim. Kitabı okurken; adı çok geçen, dinlenen, sevdiğim “Ay Işığı Sonatı”nı da büyük bir keyifle bir kere daha dinledim, size de tavsiye ederim.
    *Levi ile yaş farkımızın az olmasından dolayı anlattıklarının çoğunu bilmem, unuttuklarımı ise hatırlatması çok hoştu. Bir bölümde yazın Kadıköy merkezin boşaldığını, Fenerbahçe, Caddebostan, Suadiye gibi plaj semtlerinin kalabalıklaştığını; yazlık olarak Adalara gidildiğini anlatmış. Tüm bunlar benimde anılarımı canlandırdı. Söylediği plajların hepsinden denize girdim ama ev Kalamış’ta olduğu ve sporcu olarak Galatasaray ve İstanbul Yelken kulüplerine gittiğim için antrenman sonrası daha çok Fenerbahçe’den denize giriyordum.
    *Kadıköylü hemşerim sayesinde çok nostalji yaptım, bir tanesi en sevdiğim ve özlediğim, kokusunun burnumda tüttüğü bir tane daha: Topatan Kavunu… Senelerdir arıyorum, soruyorum, kimse beni anlamıyor( manav ve sebzeciler kadar konu komşu da), neden bahsettiğimi bilmiyor. Oysa ne kadar lezzetli ve mis kokulu bir kavundu. Ne hale geldik, bir kavunu dahi arar olduk… Maalesef maddi, manevi kaybettiğimiz birçok şey gibi kendi tohumumuz olan topatanı da kaybettik.
    *Bir bölümde: “Bizim sokakta hiç kimse delirmedi, hiçbir insan, şekli, biçimi ve hayali ne olursa olsun tecavüze uğramadı, hiçbir köpek bir insanı ısırmadı, hiçbir kedi ya da kuş açlığa terk edilmedi, hiçbir kitapçı açılmadı, hiç kimse kelebek, yılan, parfüm, hayal, tütün, harita ya da dolma kalem koleksiyonu yapmadı, hiçbir erkek baldızıyla basılmadı, hiç kimse Çince, Fince, Berberice, Katalanca ya da Sanskiritçe öğrenmedi, hiç kimse yalnızca İskender kebabı yemek için Bursa’ya gitmeyi, Ağrı’ya bir kış çıkışını ya da Boğaz’ı yüzerek geçebilmeyi düşlemedi, hiç kimse bir ip cambazı olmayı ya da kentimize gelen yabancı sirklerden birine katılarak, bu dünyanın bir yerlerinde kaybolmayı denemedi. Bizim sokakta yalnızca küçük düşler, küçük alınmalar, küçük ayrıntılar, küçük olabilirlikler ve her zaman, hemen hemen her yerde olduğu gibi önlenemeyen, zaman zamanda ayrımsanamayan küçük ölümler vardı. “ Biraz uzun oldu ama önemli bir konu, birçoğu bizim mahallemizde, yakınlarımızda da olmadı, durum aynıydı.
    *Bir yerde: “ Radyonun eşi bulunmaz büyüsü, evet; bu büyünün bendeki hikâyesi sanırım en çok burada başlıyordu. Günümüzde onca gelişen ve daha da gelişeceğe benzeyen iletişim biçimlerinin veremeyeceği bir şey: hayal kurma olanağı…” Evet, biz radyo ile büyüyen çocuklar, söylenenleri dinlerken hayal kuruyorduk. Hemen hemen hepimiz dinlemişizdir; ‘Orhan Boran ve Yuki’, hepimizin dinlediği Yuki aynı idi ama hayalimizdeki canlandırdığımız Yuki farklı idi. Mesela benim Yukim biraz Pinokyo’ya benziyordu. Kardeşiminki ise lahana bebeğe…
    *Hem akran, hem hemşehri olduğumuz için bence her cümlesine yorum yapılacak bu harika kitabı herkesin okumasını isterim tabii ki.
  • 400 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    20 Kasım 2003 sizce ne anlama geliyor? Herhangi bir fikriniz var mı? Şimdi size zamanında George Bush’un BABA dediği insanın başlangıç için tek sayfa tek tarih ayırdığı bu tarihi vermek istedim. Bu tarihte -büyüklerimiz daha iyi bilir- İstanbul’da büyük bir terör saldırısı yaşandı. Toplam 4 saldırı oldu ve birçok insanımız hayatını kaybetti. Saldırıyı El Kaide yaptı. O örgütün de kim destekli olduğunu sanırım biliyorsunuz. Durum şu ki tarihin böyle olması ve aradaki bu bağlantı dikkatimi çekince merak ettim. Daha okumaya başlamadan da kafamda birtakım gerçeklerin romanlaştırıldığı ve araya sıkıştırıldığı canlandı. Sadece bir kuruntu muydu yoksa bir gerçek miydi bu düşünce peki. Gerçekten arada bir bağ var mıydı yoksa ben kendi kendime mi böyle düşünüyordum, o da sizin kitabı okuduktan sonraki fikriniz olacak.
    Michael Cantella, kitabımızın baş karakteri, kahramanı ya da her ne sıfat vermek isterseniz o. Daha başta Amerikalılaşmış bir İtalyan soyadı görünce dedim Eyvah! Ya da gençlerin tabiriyle “Felaket Felaket Felaket” ve bir Sicilya klasiği mi geliyor. Anlayacağınız daha okumaya başlamadan yeni nefes almışken bir baktım ki bu kitap beni başlamadan etkilemiş. O zaman dedim ben bunu başlayınca da bırakmam. Hoş, bu zamana kadar neyi bırakmışım ki? Neyse onlar farklı konular, biz kitabımıza dönelim.
    Baş karakterimiz Cantella’nın (kitapta hep Michael deniliyor bende sinir oldum Cantella diyorum) önce sevdiği kadın kayboluyor. Sonra şirket hisseleri çalınıyor, tüm şüpheler onun üzerine yoğunlaşıyor. Kitapta ayrı bir başlıkla açılan Mayıs 2007 bölümünde bunu görmek mümkün. Hoş ülkemizde de o tarihte Galatasaray – Fenerbahçe maçı oynanmış. Aynı anda hem kitabı hem gündemi takip ediyorum tabi ki canım.
    Şaka bir yana kitaba dönelim istiyorum. Kitabın ana teması ne biliyor musunuz? Ezop Masallarını duymuşsunuzdur. Buradaki Karınca ile Çekirge hikayesini de bilirsiniz. Birçok kitapta benzeri yazılmış hatta ülkemizde skeç olarak dahi oynanmış bir olaydır. Burada birçok insanın günümüz yaşam şartlarında hemen zengin olmaya çalışması, hemen ünlü olma telaşı içine girmesi, yani başarının hemen gelmesi için elinden geleni yapması üzerine bazı vurgular mevcut. Üzülerek bildirmek isterim ki Zengin Olmak ve Zengin Görünmek arasındaki kavrayamayan birçok kardeşimizi de internet ortamında görmek mümkün. Bu da beni oldukça üzen bir durum aslında.
    Wall Street denilince aklımıza birçok film gelir. İşte Aksiyon olur, Dram olur farklı türler olur ama benim için her zaman aslında tek bir durum vardır. GİRİŞİM. Çünkü birçok film vardır bu konuda ve aslında bu mesajı verirler. Kitapta da aslında bunun merkeze alındığı, kovalamacası bol, sizi sürükleyici bir yazıyı okuyorsunuz. Bu gerçekten çok harika, bunu belirtmek isterim. Çünkü bir kitap beni tatmin edemedikten sonra ne işe yarar ki, ben ona asla geri gelmeyecek ve sahip olduğum tek şeyi “ZAMAN” ayırıyorsam. Bu yüzden bunlar önemli konular benim için. Son olarak hepimize mutlu bir Pazar günü geçirmesini şimdiden dileyerek; keyifli okumalar ve iyi geceler dilerim..