Giriş Yap
256 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kitap ilk sayfasından beri çok akıcı ve beni çok içine çekti Efe Sönmez normal bir hayat sürdüren bir doktordur sonrasında eşi ile kavga edip ikisi de evden ayrılırlar çocuklarını pek göremez işinden kovulur alkollü bir şekilde ameliyat yaptığı için sonrasında bir bara gider ve bir kadın ilgisini çeker minyon tipli bir kızdır Efe Sönmez onu sürekli takip eder sonrasında tanışırlar onu muayenehanesine götürüp sevişmek ister bir anda sadist kişiliği ortaya çıkar kadını öldürür sonrasında aldığı zevk elindeki güç onu cinayet işlemeye iter daha çok cinayet işler çoğu zamanda cinayetlerle ilgili bilgi almak için polis barına gider polislerle iyi arkadaş olur ama polisler onun aslında baktıkları vakadaki katil olduğunu bilmezler çoğunlukla polisleri dinler ara sıra da konuşur gazetede kendisini birinci sayfada görünce çok mutlu olur haha bu benimde çok hoşuma gitti ondan sonra aldığı lakap bana komik geldi keşke daha güzel bir lakap alsaydı Deli Fenerbahçe Kasabı nedir ya? :D Ondan sonra yabancı ülkelerde de ilgi çekmiş onlar da vakayı sevmiş Ted Bundy veya Jack The Ripper yani Karindeşen Jack olarak görülüyormüş yani onlar ile kıyaslamaya başlamışlar Emniyet bar gerçekten çok güzel bir ortam ya bayılıyorum sanki ben oradaymisim gibi hissediyordum çok güzel bir ortam kitaba yapıştım daha 120.sayfadayken sipariş ettiğim 2 ve 3.bölümü geldi çok mutlu oldum acaba ileride neler olacak bitene kadar okumak istiyorum ama gözlerim pek izin vermiyor yavaş yavaş okuyabiliyorum ama böyle de güzel oluyor pek sorun olmuyor benim için cesetlerini bir sanat eseri olarak görüyor bu da güzel ama diğer açımdan düşününce çok korkutucu ürpertici geliyor cinayet işlemek için deli olması Aslında herkesin içinde bir katil gizlenmektedir... bence alıp sonuna kadar okumalısınız gözlerim izin verseydi bir günde bitiricektim çok bayıldım ikinci bölüm kansiza geçmeyi düşünüyorum ama sanki hikayeler gerçekmiş hissi uyandırdı bende açıkçası korktum ama zevk aldım seri katilleri seviyorsanız mutlaka okumanız gereken bir kitap katilin nefesini ensenizde hissediceksiniz... Açıkçası egosunu tatmin etmek için cinayetler işlemiş bence tamamen zevk değildi bir yandan da kendini ünlü olarak görmek gazetelerde birinci sayfada gözükmek onu tatmin ediyordu en kötüsü suçlunun psikolojisinin çok kötü olmasıydı sürekli kafasının içindeki şeyler ile kaybolup duruyordu Kısacası kitaba bayıldım seri katilleri sevenler alıp okusunlar güzel akıcı bir anlatımı var çok sürükleyici bir kitap baştan sonuna kadar kansız nasıl çok merak ediyorum efe sönmez'e ne olacak?
Bir Seri Katilin Günlüğü
8.2/10 · 124 okunma
Reklam
288 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Fenerbahçe Tarihi Üzerine
Fenerbahçe tarihini merak eden herkesin okuması gereken bir kitap ... Kitabı yayına hazırlayanlar olabildiğince dönemin belgelerini kullanmışlardır. Halkın anlayabileceği şekilde kitap kaleme alınmıştır. Bu alanda yazılacak kitapların zamanla daha da artması temennimdir. Konu üzerine yapılacak akademik çalışmalar için de teşvik edici bir kitap olmuş.
Fenerbahçe Tarihi Meseleleri
10.0/10 · 5 okunma
264 syf.
·
Puan vermedi
İndirimde görüp kapakta sadece Serra Yılmaz var diye aldığım ama okuduktan sonra Emine Uşaklıgil’i nasıl atladığıma üzüldüğüm kitap. Birbiriyle dost olan iki sıra dışı kadın, keyifli bir sohbet sırasında hayat hikayelerini anlatıyorlar. Dostlukları uzun yıllar öncesine dayanıyor; birçok ortak noktaları var: köklü ailelerden gelmeleri, yurtdışında uzun seneler yaşamaları, bu yüzden çok kimlikli ve çok dilli olmaları gibi. İkisi de hayallerini gerçekleştirmiş, söylediklerinde direnen, ödün vermeyen ve sevdikleri işi yapan kişiler. Serra Yılmaz sadece ülkemizde değil, dünyaca tanınan bir sanatçı, aynı zamanda yaptıkları sinema ve tiyatro ile sınırlı değil, başarılı bir simultane tercüman ve etkin bir aktivist. İflah olmayan bir gezgin ve dillere destan aşçı… Emine Uşaklıgil ise gazeteciliğinin dışında sinema sektörüne emek vermiş, film prodüksiyonu, şirket ve gazete yöneticiliği, yazarlık ve simültane tercümanlık gibi frklı birçok mesleği bir arada yürütürken çiftçilikle de ilgilenmeye başlamış. İkisi de sarsıcı kayıplar yaşamış, kanseri yenmiş, her defasında tekrar yaşama tutunup yeniden başlamışlar ve yıllara meydan okuyarak hayatlarını renklendirerek değişik tonlar katmışlar. Emine Uşaklıgil ve Serra Yılmaz, bu kitapta çocukluklarından bugüne yaşamlarını anlatırken bir dönemi de bize aktarıyorlar. Bir döneme ışık tutarken gerek sanat gerek siyaset dünyasından yakın tarihteki birçok önemli figürü kitap sayfalarına taşırken rengarenk bir eser meydana getirmişler. Başlarken… “ Oyunculuk bu işte… Her kılığa girebilmek… Bir büyük projenin, bir maceranın içinde size düşen rolü oynamak… Ve bunu yaparken asla yalnız olmadığınızı, etrafınızdaki herkesin, diğer oyuncuların, figüranların, teknisyenlerin, ışıkçı veya makyajcıların da bir büyük arkadaş grubu olup aynı serüvene katıldıklarını bilmek. Ve hepsiyle dost olmak. İşte oyunculuk bu demek.” Tanımı ile başlıyor kitap. Hiç bu kadar güzel, tam olarak açıklayan ama basit, anlaşılır, her şeyi kapsayan bir oyunculuk tanımı okumamıştım. “Biz bu kitabı yapmaya özellikle kendi yetişme sürecimizde İstanbul’daki hayatı hatırlamak için başladık. İstanbul eskisi gibi değil. İstanbulluların soyu da neredeyse tükendi. “ Bunları okuyunca kendimi soyu tükenen koruma altına alınan ( ya da alınması gereken ) canlılar gibi hissettim. Kitabı okuyup, yorumu yazmam arasında uzun süre geçse de kitap 2018 basımı; o günden bugüne durum daha da kötü bir hal aldı. Onların bahsettiği sadece iç göçün yaptığı bozulma ama bugün bir de dış göçle olan daha vahim bir durumla karşı karşıyayız sadece İstanbullular değil şehir de Türk / Türkçe konuşan kalmadı. Marketlerde, yollarda, meydanlarda, toplu taşıma araçlarında Türkçe konuşan kalmadı. Ülkemde, şehrimde, mahallemde değil yabancı değil uzaylı gibi hissediyorum. Dışarı çıkmak, bu güzel şehrimi eskisi gibi dolaşmak, tadına varmak istemiyorum. Kitaptan öğrendiklerim: Orhan pamuk, Elif şafak gibi bilinen yazarlar dışında da Türk yazarlarının kitaplarının İtalyancaya çevrildiği. O Türk yazarları İtalyanlar okuyor ama ben daha okumamışım, ne kadar utanç verici. İtalya, Avrupa’da az okuyan toplumlardan sayılıyor ama gene de okuma oranı Türkiye’den yüksek.( Utanacak bir konu daha) Elif Şafak’ın yazdığı “ Baba ve Piç” kitabı İtalya’da tiyatroya uyarlanmış. Ben kendisini pek okumadığım için bu kitabı da ıskaladım, okumadım. Allah’ım ben Şimdilik Bu Kadar kitabını keyifle okuyacağım zannediyordum, keyif kadar utançla okuyorum. Medea adlı filmden bahsediyor. İtalya, Batı Almanya ve Fransa ortak yapımı film 1969 yılında çekilmiş. Euripides tarafından M. Ö. 432’de yazılıp, sahnelenen tragedyadan uyarlanmış. Pier Paolo Pasolini tarafından yönetilen filmde Maria Callas, Massimo Girotti, Laurent Terzieff gibi isimler yer almakta. İlk fırsatta seyredilecek. Kitapta bahsi geçen Serra Yılmaz ve Emine Uşaklıgil’in çocukluklarıyla ortak anılarımız: Hafta sonlarında çocuk sineması, çocuk tiyatrosuna gitmek. Agatha Christie’yi hayranlıkla okumak. Dersi derste dinleyerek (ödevleri teneffüste yapıp), evde ders çalışmadan iyi notlarla sınıf geçmek. Kolej sınavlarına tek tek girmek.( O zaman Anadolu liseleri ortak sınavdı diğer özel okullar sınavları kendi bünyesinde yapıyordu.) Sadece istediğin okulların sınavına giriyordun, sınavlarda kalabalık olmuyordu. Fenerbahçe, Caddebostan, Çamlık ve Süreyyapaşa Plajlarına gitmek. Mahalleden, sokaktan geçen dondurmacıyı beklemek. (Ne lezzetliydi onlar, şimdiki buzluktan çıkan çubuklu dondurmaların onlarla ilgisi yok) Okuduğum harika kitaptan size küçük bir anekdot: Ömer Kavur Anayurt Oteli’ndeki rolünü konuşmak üzere Serra’yı çağırır. Henüz bürosundan adımını içeri atmıştır ki Ömer; “Kaçamak yapmayı bilir misin?” diye sorar Serra’ya. “ A ah… Bu saatte mi?” diye cevap verir Serra ve tabii kahkahalar patlar. Çünkü filmde rol icabı Serra’nın “kaçamak” diye bir yemeği yapması gerekecektir. Yani mesele yatak odasından geçecek türden bir kaçamak değildir. Fazlasıyla keyifli bir okuma oldu, çoğu zaman ikisinin sohbetini dinleyen masadaki üçüncü kişi gibi hissettim.
Şimdilik Bu Kadar
6.8/10 · 24 okunma
258 syf.
·
Puan vermedi
Melih Gökçek
Melih Gökçek başbakan olabilmek için neler yaptı. ? Akp kurulmadan önce ABD ziyaretinde neler yaşandı.? 30 yıl boyunca nasıl örgüt gibi hareket etti . ? Fenerbahçe ye neden başkan olmak istedi .? Gözaltına alındığında kim kurtardı . ? ANKAPARK ihalesinin ucu hangi mafya liderine uzandı.? FETÖ firarisini kim , nasıl korudu.? Parsel Parsel bunlar ve daha onlarca sorunun yanıtını veren bir kitap..
Parsel Parsel
9.0/10 · 602 okunma
Reklam
304 syf.
·
8/10 puan
Alex de Souza
Doktor'un biyografisi... Bilinen ve bilinmeyen yönleri... Fenerbahçe öncesi, Fenerbahçe zamanı ve Fenerbahçe sonrası hayatının anlatıldığı bir kitap. Alex severlerin okuması gereken bir kitap.
2
17
165 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42