Ferhat can

Ferhat can
@ferhat1903
http//instegram ferhat_geylani_1903
Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayatta hepimizin kendimizden sakladığı gerçekler vardır. Birimiz sevgisini, diğerimiz nefretini, ötekimiz hiç gerçekleşmeyecek hedefini saklar ya da bunun gibi gündelik onlarca gerçeği saklarız kendimizden. Ancak bir gerçek var ki, o gerçeği herkes paylaşıyor ve yüzleşmekten korktuğumuz için yok sayıp, saklıyoruz kendimizden. Hatta tarihteki ve günümüzdeki ulusların örf-adetleri ve kültürleri bile hiçbiri bu gerçeği direk kullanmayı tercih etmedi. Her kültürün bu gerçeği, kelimeyi karşılayacak deyimleri ve sözcükleri vardı. İngilizce dilinde bu gerçekle ilgili 200’den fazla deyim bulunduğu bile söyleniyor. Biliriz bu gerçeği, ama anlamış ve tanımış değiliz modern çağın insanı olarak. Öyle ki biri konusunu açtığında “açma şu konuyu”, “içimizi karartma” gibi tepkiler vererek, yüzleşmekten kaçarız bu gerçekle, erteleriz her zaman. Kendimize itiraf edemesekte korkularımızın en başında gelir çoğumuzun. Her gece provasını yaparız oysaki.
Merhaba sevgili okur, dün 1000Kitap üzerinden paylaşmış olduğum gönderide merak ettiğim bir soruyu yönelttim okuyuculara. Soru şuydu; “ ‘Okumayan kalmadı ama ben hala okumadım’ dediğin bir kitap var mı? Varsa aklına ilk gelen kitap hangisi oldu? “.
Bir kadın tanıdım gökyüzünde yıldız gibiydi adını küçük çiçek koydum yıldızımın .. kokusunu çok uzaklarda olsa bile duyuyordum .. yüreğim yanıyordu gerdanında yıldızımın onu öpüyordum öperken ürperiyor ve ürpertiyordu avuç içlerim sırtında dolaşırken .. Uyurken sırtını bana dönerdi ve ona arkadan sarılıp elimi yakan bir sıcaklık hissediyordum karnında Küçük küçük öpücükler konduruyordum çiçekler açıyordu etlerinde ruhu dinleniyor huzur buluyordu ellerimde .. Eze eze öperken zaman zaman çatlıyor kuruyor ve kabarıyordu dudakları Kimseye bakmadığı gibi aydınca bakıyordu gözleri Dudaklarımı mühürlediğimde dudaklarına titriyordu omuz çukurları bir serçenin yerleşeceği yurt oluyordu ve ben göçmen bir kuştum .. az ötesi köprücük kemikleri .. sarıp sarmalayarak içine doğdum içine doğduğumda kendine ait bir aklı varmış gibi beni hapsediyor ve nabız gibi atıyordu kadınlığı .. kadınlığı incir bahçeleri .. Kendisi ayrı uçları ayrı ayrı güzel kokuyor ve ben yaklaştıkça titreşiyordu göğüs uçları izler taşıyordu bana yüreğimdekiler gibi derin .. ..
Bir gün oturup düşündüm kendi şehrimde saatlerce ben kimim diye? Ne yapabilirim ne yapmalıyım diye. Nereden başlamalıyım, başlamaya layık mıyım? Bir çok düşünce fırtınaları içerisinde sokakta kalmanın endişesiyle sert rüzgarlı havaya rağmen o düşünce evinin kapı kulbunu kendime doğru çekip içeriye atabildim kendimi. Karşıma tam beş ayrı basamak çıktı. Her basamakta farklı şeyler yazılıydı. Ama birine geçmeden diğerleri okunmayacak bir aralıkta diziliydi bu basamaklar. İlk basamakta bir soru yer alıyordu: