Genç bir teğmenin ilk görev yeri olarak Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi'ne tayin edilmesiyle başlar kitap. Burası öyle bir yerdir ki dış dünyadan tamamen bağı kopmuştur teğmenin. Sanki geçip giden zamanın içinde hapsolmuştur. Beklediği o "An" bir türlü gelmez. Zamanla sesi, ihtiyar sesine dönüşür, bakışı donuklaşır. Varoluşun anlamsızlığı boylu boyunca serilir önüne. Gündelik hayatın durağan ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü'nün sadece kendisinin değil aynı zamanda insanlığın da sınır bölgesi olduğunu anlar.
Kitapta olaylar son derece durağan ilerlemesine rağmen duygu yoğunluğu o kadar fazlaydı ki bir çırpıda okuttu kendini "Tatar Çölü". Varoluşu sorgulatan kitapları oldum olası sevmişimdir fakat Tatar Çölü'nün büyüleyici bir yanı vardı sanki.
" muhakkak bir şeyler olabilmeli, öyle bir şey ki, insan, 'artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli' ."