"Eğer iki kuşak köleleştirilirse, bundan sonra gelen kuşak özgürlüğü hiç tanımadığı, görüp bilmediği için pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir.
Yanlışı alkışlıyorsan fikrin yoktur. Eğri ile doğruyu ayıramıyorsan aklın yoktur. Yalana sahip çıkıyorsan ahlakın yoktur. Akil,ve ahlakını, kiraya verdiysen, sen zaten yaşamıyorsun...
"Şimdi burada güzel bir şafak.
Gene uykusuz, mutsuz, tedirginim.
Sana yazmak, yazmak, yazmak istiyorum…
Seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim.
Ve sen geçersin içimden.
Bitmek bilmezsin"...
Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki…
Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi?
Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda?
Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı. Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu.
Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum?
Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya…
“Dostoyevski "insancıklar" adlı kitabında:
“Çok tuhaftı, ağlayamadım.
Ama ruhum paramparça olmuştu."
diyor insanın içine atmasının,
güçlü görünmeye çalışmasının en yorucu hali bu olsa gerek..”