• 152 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    SİDDHARTHA – HERMANN HESSE 28.03.2019
    Siddharta’nın hikâyesi her ne kadar etkileyici olsa da beni çok fazla çarpamamasının muhtemelen sebebi bir önceki kitapta çok sade şekilde öğretilerin önüme sunulmasıdır. (Ferrari’sini Satan Bilge)
    Siddharta arkadaşı Govinda ile Samanalara katılırlar. Bunu yaparken babasından icazet almak için sabahlara kadar ayakları üzerinde kıpırdamadan bekler. Babası mecbur kalır.
    İki arkadaş yıllarca az yeme içme konuşma vs. gibi şeylerle ömürlerini geçirirler mutlak huzura kavuşmak için. Buda isminde bir insanın yolundan giden binlerce insanın peşine takılarak Samanalar’dan ayrılırlar.
    Govinda Buda’nın öğrencisi olarak kalır fakat Siddharta yoluna arkadaşsız şekilde devam eder. Bu yolda çok şey yaşar. Kamala isminde bir kadından sevişmeyi, arzuyu, cinselliği öğrenir. Onun yönlendirmesi ile zengin tüccarın yanına girer ve zengin olur. Kumar oynar, içki içer, her boku yer açıkçası. Sonra tüm bu iğrençliklerinden sıyrılıp bir anda orayı terk eder.
    Bir zamanlar uğradığı kayıkçının yanına uğrar ve onun yanında yaşamaya başlar. Irmağı dinler. Her şeyi sever. Bu arada Kamala ömrünün sonlarına doğru Buda’ya gitmek için oğluyla yola çıkar. Yolda yılan sokar. Kayıkçı ve Siddharta onları bulur. Kadın ölür. Çocuk çok zengin ortamlarda yetiştiği için şımarıktır. Hep hadsiz davranır. Çekip gider tekrar şehre.
    Kayıkçı bir bilgedir ve Siddharta ya her şeyin özünü gösterir. Akabinde ise Siddharta arkadaşı Govinda ‘ya alnını öptürerek her şeyin özünü gösterir.
    Özet olarak Siddhartha en dibe kadar gömülüp alçalarak oradan en yükseğe mutluluğa erişebileceğini düşünüyordu ve bunu başardı.
  • Kişisel gelişim kitapları, yaşam koçları, evlilik terapistleri, işyeri psikologları, yoga kursları ve meditasyon eğitimleri sorunların kaynağını, toplumsal tasarım olarak değil de, bireyin kendi yanlışları, tembelliği, bilgisizliği ve yetersizliği olarak gösterirler.
    Şarlatanlık yeni bir meslek değil, yüzyıllardır icra ediliyor. Amerika’da bir ara “televanjelist” pastorlar furyası vardı. Mucizevi güçlere sahip oldukları düşünülen bu papazlar, mega kiliselerden yaptıkları canlı yayınlarda “hallelujah” diye bağırarak kötürümleri ayağa kaldırır, görme engellilerin gözlerini açar, kanser hastalarını iyileştirirlerdi. Hesapta…

    Aldıkları reklamlar, sattıkları kasetler ve kaçırdıkları vergilerle hepsi köşeyi döndü. Tabii zamanla araştırmacı gazeteciler bu üçkâğıtçıların foyalarını bir bir ortaya çıkardılar. Hatta en meşhur dalaverecilerden olan Benny Hinn bir televizyon programında sıkıştırılınca hata ettiğini söyleyip özür dilemek zorunda kalmıştı.

    Bizim daha yakından tanıdığımız Uri Geller ise konsantrasyon ve enerjinin gücüyle metal anahtarları, çatalları, kaşıkları eğip büktüğünü ve insanların zihinlerini okuduğunu iddia ediyordu. Oysa yaptığı şey zaten bükülmüş olan çatalları, el çabukluğuyla, bükülmemiş olanlarla değiştirmekten ibaretti. Çıktığı bir programda, beklemediği bir şekilde, Geller’in getirdiği kaşıkları değil de sunucunun aldığı başka metal eşyaları bükmesi istenince “bu akşam kendimi güçlü hissetmiyorum” diyerek programı terk etmişti. Bir süre ortalardan kaybolan “sihirbaz” Geller daha sonra karşımıza spiritüel motivasyon konuşmacısı olarak çıktı. Hatta 2011 senesinde Türkiye’ye gelip bir kişisel gelişim semineri vermişti.

    Biletix üzerinden satılan seminer biletleri, o zamanın parasıyla, 200 liraydı. 500 kişi gelmiş olsa, 100 bin lira. Üçüncü sınıf bir şarlatan için gayet iyi.

    Beynine Format At, Sağlığına Format At, Yıka Beynini gibi kitaplarla köşeyi başarıyla dönen Barış Muslu insanların kafasına vurarak bilinçaltına format attığını iddia eden yerli ve milli kişisel gelişim uzmanlarımızdan. Barış Bey, çıktığı kadın programlarında, “neuro format” seanslarında yaptığı şeyin aslında insanların duygularını temizlemek olduğunu söylüyor. Duygu temizlemek. Evet.

    En son kendisine Adriana Lima ile ilgili sorular yönelten gazetecilere “Ben bilim insanıyım, magazin figürü değilim” diye atar yapan “ruhparçam” Metin Hara da yeni çıkan kişisel gelişim gurularımızdan. Bir yandan aşk, tasavvuf, sufizm ve nefes; diğer yandan alfa ve beta beyin dalgaları, fizyoterapi, bilim… Diyor ki “Bana mesleğimi soruyorlar. Ben basit bir temizlikçiyim. Kalbinin tozunu alıyorum. Hakikat o tozların altında yatıyor.” Anlaşılan kişisel gelişimde son zamanların trendi duygu temizlemek, kalp temizlemek.


    Dikkat ederseniz tüm kişisel gelişim gurularının ortak özelliklerinden biri hepsinin bu işi yaparak zengin olmaları. Mesela herkes Robin Sharma’yı Ferrarisini Satan Bilge kitabıyla tanıyor; ondan önce adamın adını, sanını ya da herhangi bir başarısını duyan yok. Adamı zengin eden şey zenginlik üzerine yazdığı kitaplar. Ya da kimse Mümin Sekman’ın, Metin Hara’nın daha önce ne yaptıklarını bilmiyor. Durumu özetleyen çok iyi bir Zaytung haberi vardı: “Yıllardır nasıl zengin olunur kitapları okuyarak bir türlü zengin olamayan üniversite öğrencisi çareyi nasıl zengin olunur kitabı yazmakta buldu.”

    Bakın burada 15-20 milyar dolarlık müthiş bir endüstriden söz ediyoruz. Kişisel gelişim kitapları, videolu eğitim setleri, motivasyon seminerleri ve yaşam koçluğu paketleri… Mesela Tony Robbins’in seminer biletleri 1095 dolar (genel satış) ile 2995 dolar (Diamond Premiere) arasında değişiyor. Adam şarlatanlık mesleği sayesinde 500 milyon dolar servet biriktirmiş, kendine San Diego’da kale satın almış, özel helikopteri falan var. Robin Sharma’nın akademisinde dört günlük eğitimin fiyatı 5000 dolar. Barış Muslu bir saatlik kafana vurma seansları için 400 lira alıyormuş. “Umutsuz plaza kadınlarının yakışıklısı” Aret Vartanyan’ın “kişisel dönüşüm” programı 1600 lira. Birebir dönüşüm seanslarının saati ise 550 lira. İsterseniz hayatınızı FaceTime üzerinden de değiştirebiliyormuş.

    Peki Aret Bey, ya dönüşemezsek? Metin Bey, ben bir türlü alfa beyin dalgalarını kontrol edemiyorum? Mümin Bey, ‘arı’ gibi çalışıyorum ama hâlâ ‘baş’ olamadım? Anthony Bey, verdik 3000 doları da bir türlü köşeyi dönemiyorum? Enerji sıkıştı içimde, çıkmıyor?

    Yandı gülüm keten helva. Hiçbir garantisi ya da mesuliyeti yok. Sana sattıkları şey bu değil ki zaten. Adamlar kurumsal hayattan sıkılmışlar; alın teriyle çalışarak konforlu bir hayata ulaşamayacaklarını çok iyi anlamışlar ve kestirmeden zengin olmanın bir yolu olarak millete yalan satıyorlar. Bu kadar. Sen de kendini çaresiz hissediyorken sağda solda bu umut tacirlerinin vaatlerini ve sloganları görüyorsun; sonra yaşam atölyesi, girişimcilik atölyesi, zart atölyesi, zurt atölyesi derken gitti 4000 lira. Geçmiş olsun. Bir bardak soğuk su. “Ama çok etkileyici konuşuyordu.” E herhalde yani, bütün olay ondan ibaret zaten…

    Hepsinin son derece kuvvetli iletişim, hitabet ve pazarlama becerileri olduğu aşikâr. Tony Robbins seminerine katılan Kanadalı bir arkadaşımla tartışırken “Adamın ne anlattığına katılmak zorunda değilsin ama satış becerilerinin ve pazarlama yönteminin çok başarılı olduğuna itiraz edemezsin” demişti. Ona ne şüphe üstadım! Herif seni kor kömürün üzerinde koşturmuş, üç gündür evde yampiri yampiri yürüyorsun, üstüne 3000 dolarını almış ve hâlâ bu şarlatanı savunuyorsun. Neyine itiraz edeyim?!

    Liberal ideolojinin bir uygulaması
    Aslında tüm bu tezgâhların liberalizmde önemli bir fonksiyonu var. Bundan ötürü de sistem, normal şartlar altında yasaklanması gereken bu şarlatanlıklara göz yumuyor. Malum, liberal ideolojinin temel unsuru bireyciliktir. Illouz’un bahsettiği terapi kültürü işte bu liberal bireyciliğin üzerine inşa edilir. Kişisel gelişim kitapları, yaşam koçları, evlilik terapistleri, işyeri psikologları, yoga kursları ve meditasyon eğitimleri sorunların kaynağını, toplumsal tasarım olarak değil de, bireyin kendi yanlışları, tembelliği, bilgisizliği ve yetersizliği olarak gösterirler. Mesela Mümin Sekman’ın en çok satan kitabının adı “Her Şey Seninle Başlar.” Problemi doğrudan bireye indirgiyor. Aret Vartanyan diyor ki “Yetiştirdiğin meyveyi beğenmiyorsan hatayı ektiğin tohumda arayacaksın.” Belki yağmur yağmadı, belki devlet düşük fiyat açıkladı?

    Eğer bu hayatta kaybediyorsan, sorumlusu sensin, kapitalizm değildir. Aksine, kapitalizm fırsatlar sistemidir. Bu sistemde herkes Bill Gates olabilir. Sen bu fırsatları değerlendirmeyi bilmediğin ve içindeki devi uyandıramadığın için geridesin. Ama merak etme; kişisel gelişimciler “küçük bir ücret” karşılığında bütün sorunlarını çözmende yardımcı olabilirler. Tony Robbins’in eğitim paketi sayesinde hayatını değiştirebilir, makus talihini yenebilirsin.

    Mesela sosyalizm bu açıdan çok kolaydır. Traktörün yenilenmediyse ya da işsiz kaldıysan muhatabın Gosplan’dır. Senin sorununu çözmek devletin ve partinin mesuliyetindedir. Bireyler sorumluluk hissetmez. Bir kişinin evsiz kalması tüm toplumu bağlar. Fakat liberal ideolojide “her koyun kendi bacağından asılır.” Ve sistem, sebep olduğu sorunların bedelini bireyin üzerine atar. Siz hiç, kapitalizmde, işsiz kaldığı için ekonomi bakanını suçlayan birini gördünüz mü? Kapitalizmde işsizseniz, mutsuzsanız, tükenmişseniz veya çocuğunuzun okul masraflarını karşılayamıyorsanız sorumlusu sizsinizdir. Etkili özgeçmiş yazmanın beş kuralını, reklam ve pazarlamanın inceliklerini, CEO olmaya giden yedi yolu, Bill Gates’in hayatını, başarının bilimini, zenginliğin formülünü ve mutluluğun sırrını bilmiyorsanız kabahat sizdedir. Çözüm olarak da Mümin Bey’in Migros sepetlerinde on liraya satılan kitaplarını okuyup Aret Bey’in yaşam atölyelerine gitmeniz gerekir.

    Anıl Aba
  • 208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·6/10
    Her kitap özeldir fakat kişisel gelişim alanında çok başarılı bir kitap. Öyle ki Julian'ın rehberliğinde hayatı, kaderi, kendinize nasıl davranmanız gerektiğini ve hayata, acıya karşı nasıl tepkiler vermeniz gerektiğini, en önemlisi ise kader ile seçimlerimiz arkasındaki bağı çok güzel anlatıyor. Kitabın sonunda Julian ile bir daha hiç karşılaşamayacak olmanın acısı vardı içimde. Çünkü kitap boyunca Julian benimde rehber öğretmenim oldu. Kendinizi geliştirecek bir kitap değil, kendinizi bulmanızı sağlayacak ve her şeyi sorgulatacak bir kitap. Sizde bir yalanı yaşamaya devam etmek istemiyorsanız acilen okumalısınız.
  • 208 syf.
    ·9/10
    Kitabın isminden etkilendim ilk önce. Sonra Ferrarisini Satan Bilge kitabını çok sevmiştim. Bunun da o kadar güzel olacağını düşündüm. Ama Ferrarisini Satan Bilge kadar güzel gelmedi.

    Buradan sonraki yazıyı kendim için kitapta neler vardı şeklinde özet geçmek için yazıyorum. Kitabı daha okumayanlar okumasın buradan sonrasını.:)))

    Kafama değen metalin soğukluğunu hissedebiliyordum. Bu iş nasıl bu hale gelmiş olabilirdi? Bir motel odasında oturuyordum ve şakağıma bir silah dayalıydı. Alnımdan aşağı terler boşalıyor, kalbim gümbür gümbür çarpıyordu. Gözlerimi yumup yüksek sesle son duamı ederken mucizevi bir şey oldu. Başım dönmeye başladı, yere yığıldım ve silah elimden düştü. Orada hareketsiz yatarken birdenbire vücuduma kör edici bir ışık dolmaya başladı. Oysa ben her zaman ayakları yere basan, mantıklı bir insan oldum. Ne meleklerle konuşmuşluğum vardı, ne de yıldızlara göre hareket ederdim. Ama başıma gelen ortadaydı. İlahi bir tecrübe miydi? Yoksa yaşamakta olduğum aşırı stresli hayata fiziksel bir tepki mi? Doğrusu bilemiyorum. Tek bildiğim orada yaşanan şeyin hayatımın dönüm noktası olduğu. 

    Tam arkamı döneceğim sırada, kapı sihirliymiş gibi açıldı. Odaya adımımı attığım anda gördüğüm şey karşısında afalladım. Yerlere gül yaprakları serpilmişti. Kırmızı pelerin giymiş, uzun boylu biri duruyordu orada. Her nedense bir dostun yanında olduğumu hissediyordum. 

    Ama kıvram bir hareketle bana doğru döndü, dosdoğru gözlerime baktı. Ömrüm boyunca hiç kimsede böyle bir güç hissetmedim. Genç bir adamdı ve teni güneş yanığı gibiydi. Kimdi bu adam? Bana neden böyle bakıyordu? Derken dudakları yumuşak bir gülümsemeyle kıvrıldı, gözleri çocuk gibi parladı ve konuşmaya başladı: 

    'Kaderini ancak sen keşfedebilirsin, senin için hazırlanmış yolu ancak sen bilebilirsin. Burası kalbinin seni davet ettiği yoldur. Nasıl ki koza kelebeği bilmez, halbuki kaderidir onun kelebek olmak. Ancak cesur olursa, cesaret ederse bir yumağın içinde sıkışmış kalmışlıktan, kabuğunu kırarak gökyüzüne, özgürlüğe kanat çırpar. 

    İşte insanoğlunun hikayesi de budur. Asla kaderini baştan bilmez ve eğer geçilmemiş yollardan geçmez, açılmamış kapıları açmazsa, sonunda bir anlamda açılmadan iade olacaktır. Uykulardan uyanmanın, özgürlüğe kanat çırpmanın zamanı gelmedi mi? ' 

    Sözleri beni şoka sokmuştu. Cesaretimi topladım ve sordum: 'Umarım kim olduğunuzu sormamın bir sakıncası yoktur.' 

    'Adım Julian Mantle ve buraya senin rehberin olarak hizmet etmeye geldim.' 

    'Julian Mantle mı? Ferrari'sini Satan Bilge mi? Ciddi olamazsınız! ' Tüm gazeteler bu mucize adamın ülkeye dönüşünü yazıyordu. 

    Kafama değen metalin soğukluğunu hissedebiliyordum. Bu iş nasıl bu hale gelmiş olabilirdi? Bir motel odasında oturuyordum ve şakağıma bir silah dayalıydı. Alnımdan aşağı terler boşalıyor, kalbim gümbür gümbür çarpıyordu. Gözlerimi yumup yüksek sesle son duamı ederken mucizevi bir şey oldu. Başım dönmeye başladı, yere yığıldım ve silah elimden düştü. Orada hareketsiz yatarken birdenbire vücuduma kör edici bir ışık dolmaya başladı. Oysa ben her zaman ayakları yere basan, mantıklı bir insan oldum. Ne meleklerle konuşmuşluğum vardı, ne de yıldızlara göre hareket ederdim. Ama başıma gelen ortadaydı. İlahi bir tecrübe miydi? Yoksa yaşamakta olduğum aşırı stresli hayata fiziksel bir tepki mi? Doğrusu bilemiyorum. Tek bildiğim orada yaşanan şeyin hayatımın dönüm noktası olduğu. 

    Tam arkamı döneceğim sırada, kapı sihirliymiş gibi açıldı. Odaya adımımı attığım anda gördüğüm şey karşısında afalladım. Yerlere gül yaprakları serpilmişti. Kırmızı pelerin giymiş, uzun boylu biri duruyordu orada. Her nedense bir dostun yanında olduğumu hissediyordum. 

    Ama kıvram bir hareketle bana doğru döndü, dosdoğru gözlerime baktı. Ömrüm boyunca hiç kimsede böyle bir güç hissetmedim. Genç bir adamdı ve teni güneş yanığı gibiydi. Kimdi bu adam? Bana neden böyle bakıyordu? Derken dudakları yumuşak bir gülümsemeyle kıvrıldı, gözleri çocuk gibi parladı ve konuşmaya başladı: 

    'Kaderini ancak sen keşfedebilirsin, senin için hazırlanmış yolu ancak sen bilebilirsin. Burası kalbinin seni davet ettiği yoldur. Nasıl ki koza kelebeği bilmez, halbuki kaderidir onun kelebek olmak. Ancak cesur olursa, cesaret ederse bir yumağın içinde sıkışmış kalmışlıktan, kabuğunu kırarak gökyüzüne, özgürlüğe kanat çırpar. 

    İşte insanoğlunun hikayesi de budur. Asla kaderini baştan bilmez ve eğer geçilmemiş yollardan geçmez, açılmamış kapıları açmazsa, sonunda bir anlamda açılmadan iade olacaktır. Uykulardan uyanmanın, özgürlüğe kanat çırpmanın zamanı gelmedi mi? ' 

    Tüm gazeteler bu mucize adamın ülkeye dönüşünü yazıyordu. 
  • Selamünaleyküm millet.
    – Ve aleykümselam Şef.
    Dino: Baba o kitap ne?
    – Ferrari’sini Satan Bilge.
    Şino: Satar tabii aracı, çok yakar abi. Benzin mi dayanır merete.
  • - Yaşamda komik olan ne, biliyor musun?
    - Söyle.
    - Çoğu kimse gerçekten neyi istediğini ve bunu nasıl elde edeceğini anladığında artık çok geç olmuştur. "Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse" deyişi o kadar doğru ki.

    Ferrarisini Satan Bilge/Robin Sharma
  • 169 syf.
    ·Puan vermedi
    Kendisi de kategorik olarak bir "kişisel gelişim kitabı yazarı" olan, benim için kıymetli bir yerde duran Ahmet Şerif İzgören 'in, "kişisel gelişim" adı altında yazılan nice safsatalarla, esprili bir dil ve hikâye ile alay ettiği, eleştirdiği, sonunda ise çok güzel bir mesajla sonlandırdığı, sadece birkaç saatte okunabilecek bir güzel kitap.

    "Ferrarisini Satan Bilge"nin kolundaki saatten yola çıkarak, sadece birkaç saatlik eğlenceli bir serüvenle gözler önüne serdigi riyakârlığı ve daha çoğunu gördükten sonra bir daha bu kitaplara elinizi sürmek istemeyeceksiniz, olanları da sobaya...