Kitap size tasavvufun kapılarını açıyor ve tasavvuf ile ilgili kafanızda ki soru işaretlerini izale ettiği gibi kitabın müellifi, fevkalade üslubuyla sizi tesiri altında bırakıyor. Bir nevi onun rahle-i tedrisatından geçiyorsunuz. Eserin muhtevasında bolca ayetler, hadisler, vecizeler ve ibretlik menkıber mevcut. Yalnız bu bir kere okunup rafa kaldırılacak bir eser değil, sık sık ele alınıp dikkatle okunması gereken bir baş ucu kitabı. Hak tealanın dostlarına muhabbeti olanların, bu kitaptan fayda temin edebileceğine inanıyorum. Fakat İmam-ı Gazali'nin şu ikazını da hatırlatayım: ''Sen tasavvuf ilminin bütün eserlerini yediden yetmişe okusan, mürşid-i kâmil eli tutmadıkça sana hidayet kapısı açılmaz''
Kurtuluş için mürşide bağlanmak şart değildir. Evvela tahkikî îmân sahibi olmak, müttaki olmak, yani farzları yerine getirip haramlardan kaçınmak gerekir. Şayet Resûlullah'ın sünnetini de tatbik edebilirseniz aliyyül alâ olur.
Keşke hayat acıyken sen tatlı olsaydın,
İnsanlar öfkeliyken sen hoşnut olsaydın,
Keşke benimle senin arandaki şey iyi olsaydı,
Benimle herkes arasındaki şey perişanken.
Bisr El Hafi'nin kız kardeşi ,Ahmed b.Hanbel'e(r.a.) şunu sordu:"Biz akşamları damda yün eğiriyoruz.Bazen askerler ellerinde Meşalelerle geçmekteler,ışığı da bize vurmakta.Bu durumda Meşale ışığıyla yün eğirmemiz Caiz midir?"
Bunun üzerine Ahmed B.Hanbel(r.a) şöyle der."Allah Aşkına soyle sen kimlerdensin?"Derki ,"Ben Bişr El Hafi'nin kız kardeşiyim.İmam Ahmed(r.a)ağlamaya başlar.
"Gerçek Vera(takva) sizin evinizden çıkıyor.Hayır,ışığında eğirme"der.
Burda tam olarak ne anlatılmak istenmiş? Yani peçeli ama ışık vurduğu için yüzü mu gözüküyor yoksa başkasına ait bir maldan faydalandığı için mi ? Anlamadım.
Askerlere yani bir nevi Beytül Mâle ait olan O ışığın uzaktan yansımasını kendi işimizde kullanarak Kul hakkına girer miyiz acaba düsüncesiyle soruyor..