• BİZ AYRI DÜNYALARIN İNSANCIKLARIYIZ!!

    Dikkat! bu incelemedeki olay ve kişiler Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar'dan ve "Yeşilçam"ın emektarlarından ilham alınarak yazılmıştır.

    Yeşilçam dedik çünkü Dostoyevski'nin bu kitabı yani İnsancıklar, gerek konusu itibariyle gerekse karakterlerin birbirilerine yazdığı mektuplardaki sözler ve son olarak başlarına gelen olayların zorluğu karşısında hayata tutunma çabaları ile bana adeta bir Yeşilçam klasiği seyrediyormuşum hissi verdi. Kitabı okurken de zihnim çok defa karakterleri Yeşilçam'ın usta oyuncularıyla bağdaştırdı.

    Peki kim? Sahip olduğu hangi özelliği sayesinde Yeşilçam karakterine büründü? Ya da hangi olaylar incelemeyi hazırlayan kod adı Bozdaglı adlı şahısa bu fikri verdi?

    Acaba kitapta Yeşilçam klişeleri de vuku buldu mu!

    Mercedes çarpması sonucu kör olan var mı? Ya da film boyunca flört edenlerin sonunda kardeş çıkmaları söz konusu mu? Ya da elinde gazozla öhööhööhö neyse oraya girmeyelim.

    Nerede kalmıştık, hehh! Ben size şu benzerlikleri anlatıyordum.

    Öncelikle kitap fakir ve öksüz bir kız olan Varenka ile onu himayesi altına alan uzaktan akrabası ihtiyar Makar'ın yürek burkan mektuplaşmalarını konu alıyor.

    Makar adeta MÜNİR ÖZKUL babacanlığıyla Varenka'ya elinden gelen bütün yardımı yapıyor, meteliğe kurşun atmasına rağmen Varenka'nın ihtiyaçlarını temin etmeye çalışıyor.

    Varenka ise AYŞECİK gibi genç ve acıları kızı, Münir abisinin yaptığı her yardımdan sonra mahcup oluyor ve mektubunda ona iltifatlar yağdırıyor.

    Kitap bu 2 ana karakterin birbirine karşı mektuplaşmalarıyla devam ediyor. Başkan, hani bize Yeşilçam dedin, nerede bu hikayenin kötü karakteri? Dediğinizi duyar gibiyim olmaz olur mu:)

    Ayşecik'in akrabası Federovna adlı cadaloz bir kadın var. Bu fettan karının yaptıkları saymakla bitmez tam bir ALİYE RONA, zamanında Ayşecik'in annesiyle babasının arasının açılmasını sağlamaktan tutun onu zengin bir kocaya kakalamasına kadar her şey...

    Bir de iyi bir kadın lazım hikayeye, bu görevi ise Ayşecik'in ev sahibesi Fedora üstleniyor. Hastayken Ayşecik'e bakan, ona her açıdan destek olan vs... Tam bir ADİLE NAŞİT efenimmm.

    Yan rollerde ise o miskin haline rağmen Makar'ı yani Münir'i(isimler de uyuyor yeni farkettim:) meyhaneye götüren, etrafta içkili içkili dolaşan Emelyan yani Sakar Şakir'den tanıdığımız ayyaş rolünde MARMARA KAZIM bulunuyor.

    Münir'in bu badbaht durumundan ötürü ona para yardımı yapan karakol komiseri olarak beklediğimiz fakat albay olarak karşımıza çıkan iyi adam da pek bir HULUSİ KENTMEN

    Ve dahi Aliya Rona'nın emriyle Ayşecik'in evine giderek ona bir takım sapıkça tekliflerde bulunan subay da pek bir Nuri Alço (dıttırı dırıdın dırıdın)



    Evet bunlar karakterlerdeki benzerliklerdi, peki olaylarlardaki benzerlikler hangileri?

    Münir Özkul'un o perişan haliyle, kötü elbiseleriyle tefeciden borç istemeye gittiği sahne ve tefecinin onu küçümseyip ona borç vermemesi... İşte kitabın o bölümünde "Bak beyim sana bir çift sözüm var" deseydi hiç şaşırmazdım.

    Bu kısmı fazla uzatmayalım Ayşegül ile evlenip, onu bu berbat durumdan kurtaran Bay Bıkov pek bir CÜNEYT ARKIN(Ah ulan!!! keşke o subayı dümdüz etseydi dediğinizi duyar gibiyim)

    Son olarak Dostoyevski de pek bir Ertem Eğilmez olmuş canlarımmm, Esen kalın.
  • İngiliz büyük siyasetçi, fettan bir entrikacıdır... Her taşın altından çıkar. Boşuna dememişler: "ingiliz enfiye çekince, Fransız hapşırır." diye.
  • Aziz Nesin, Neşet Ertaş ve Zeki Müren'in ortak noktaları nedir bilir misiniz?

    Hatta Feri Cansel, Hasan Tahsin ve Tayfun Talipoğlu'nun?

    Peki ya Muhsin Ertuğrul, Müzeyyen Senar ve Tarık Dursun K?

    Hepsi, yaşamlarını İzmir'de noktalamışlardır.
    Ölmek için güzel bir şehirdir İzmir.

    Kimi İstanbul'da doğmuştur, kimi Üsküp'te, kimi Lefkoşa'da. Kars'tan çıkıp gelmiştir bir yiğit meselâ, yol hikayeleriyle, biri Kırşehir'in medar-ı iftihârı olmuştur sazıyla, biri Bursa'dan çıkıp sanat güneşi... Kimi memlekete mâlolmuş, kiminin ünü sınırları aşmış ama sonunda bu, yazı yakan, kışı tüten, baharı fettan şehirde, İmbat'ta sallanan palmiyelerin altında, yatıya kalmışlardır.

    Yaşamak için olduğu kadar ölmek için de güzel şehirdir İzmir.

    Uğur Demircan
    Nis.2017
  • Karı, melekleri bile baştan çıkaracak derecede fettan...
    Namık Kemal
    Sayfa 94 - İnkılap
  • Ağzından,
    Ey zaman! Sen salya sümük cadı, öyle olsun,
    Damlatırsın yavaşça saatleri art arda pek yaman.
    Boşuna, tüm tiksintim sana, haykırır durursun:
    "Lanet, lanet olsun uçurumuna, her zaman,
    Sonsuzluğun!"

    Dünya - taştan:
    Bu kızgın boğa - çığlıkları sağır, bir çile,
    Uçan hançerleriyle yazıyor, acı, baştan
    Durmadan, durmadan, kemiklerimin içine;
    "Dünya fettan,
    Ahmaklağımdan geliyor işte bu inleme!"

    Aksın afyonlar aksın, durmasın öyle!
    Ey ateş! Zehirle beynimi benim, kurusun!
    Sen nicedir elimi, kafamı sınıyorsun.
    Ne soruyorsun? Ne? "Nedir ödülü"? Nedir, ne?
    Ha o, orospuya lanet olsun, lanet olsun!
    Onun beni küçük, küçücük görmesine!

    Hayır! Geri dön! Kal burada! İçim yanıyor!
    Bak duyuyorum yağmuru, soğuk dışarısı -
    Yumuşacık şefkatle seni okşayayım mı?
    Al bak altın: Nasıl da parlıyor! -
    Sen mutluluk musun? Sana herkes öyle diyor.
    Sen, ateşim, seni şimdi ah! Kutsayayım mı?

    Açılır ardına kadar kapı birdenbire!
    Yağmur serpilir, yayılıverir yatağıma:
    Rüzgar söndürür ışığı - dert üşüşür eve!
    Yüz şiiri olmayan var mı aranızda?
    Hiç kuşku yok, söylüyor, söylüyorum bir daha:
    Vay haline onun, vay haline, vay haline!
  • Dindarlık, selamet fikrindeydim ama
    O fettan bakışlı nergis göz bir işvelenir ki sorma!
  • " Güçlü kadın hikayesi hep yalandı. Hiçbir kız çocuğu güçlü kadın olmak için doğmaz. Hepsi masum hayaller kuran, şımarık birer prensese benzerler. Kaderdir onları cadı, fettan ya da güçlü kadın yapan. Tutulmamış sözler, yarım kalmış kaderler, yaşanmamış mutluluklar, ölümler, ayrılıklar güç verirmiş insana. Kurulan hayaller iskambil kağıtlarından kule gibi yıkıldığında, ezilmemek için enkazın altında, güç veriyor Tanrı insana. Annem güçlü bir kadındı. Ben o güce hayrandım. Hiç öyle olamam zannediyordum, ama maalesef oldum. Bir gün bir kızım olursa güçlü kadın değil, mutlu kadın olmasını dilerim..."