Hayalinde Yarattığı Sevgiliden Mektuplar Alan Şair: Cahit Sıtkı Tarancı
Cahit Sıtkı Tarancı, Diyarbakır’dan İstanbul’a okumak için gelir. Galatasaray Lisesi’nde öğrencidir. İçinde bulunduğu yalnızlık halinin verdiği ilhamla kendine hayali bir sevgili yaratır ve onun ağzından kendi kendine mektuplar yazar.
"Galatasaray Lisesi’nde idim. Arkadaşlarımın çoğu varlıklı, iyi giyinen, gösterişli çocuklardı. Ben giysem, onlar gibi kendime yakıştıramaz, pısırıklıktan kurtulamazdım. Çoğunun ceplerinde güzel, fettan kızlardan gelmiş mektuplar, resimler bulunur; övüne övüne bunları birbirlerine okuyup gösterirlerdi. Onların bu başarılarını gördükçe içim içimi yerdi. Geceleri yatakhanede pısır pısır, bu çeşitten kahramanlıklar anlatıldıkça benim gözüme uyku girmezdi…”
Bu üzüntüsü içten içe büyümeye başlar. Kendi inceliğinin farkındadır fakat bu durumu mutluluğa dönüştürecek imkanı bir türlü bulamaz.
“…Ben bunların çoğundan daha derin, daha duygulu, daha anlayışlıyım; üstelik bazı dergilerde şiirlerim de çıkıyor. Onlardan eksiğim yok, fazlam var. Hal böyle iken neden benim de kız arkadaşlarım olmuyor?” yollu tasalarla, sabahlara kadar yastığımda döner bire dönerdim…”
Yazar, kendince bir arayış tutturur. Günleri yalnız ve sevgisiz geçmektedir. Hayaller kurmakta, içten içe o hayali aramaktadır.
“…Tatil ya da paydos oldu mu, bu hızla okuldan dışarı fırlar, Tünel’le Taksim arasında melil mahzun mekik dokurdum. Ama faydasız, yine de okula eli boş dönerdim. Bu, uzun süre böyle gitmişti. Baktım ki, bu işin sonu yoktu. Arkadaşlarıma karşı da, kendime karşı da zor durumda kalıyordum. Nihayet buna bir çare buldum. Kafamda, kendi zevkime göre bir sevgili yarattım. Ona boy pos verdim, kaş göz düzdüm, adını koydum. Artık benim de hiç değilse arkadaşlarıma anlatacak bir “kızım” vardı. Anlatmaya da başladım. Yalnız ne var ki, bunu belgelendirmek gerekiyordu…”
Nihayet onu mutlu edecek bir çözüm bulur. Hayalinde bir sevgili yaratacak ve o sevgiliden kendine mektuplar yazıp postalayacaktır. Vakit kaybetmeden bu düşüncesini gerçekleştirir.
“…Bir gece, kuytu bir köşede yazımı değiştirerek, özene bezene, bu düşten sevgilimin ağzından, kendime bir mektup yazdım. Beşiktaş postanesine gidip, oradan adıma postaladım…”
Düşündüğü gibi olmuştur. Hayali sevgiliden gelen mektup, gerçek bir sevgiliden gelmiş gibi mutluluk vermiştir. Ayrıca arkadaşlarının da ona inanmasını sağlamıştır.
“…Mektubun elime geçtiği günkü heyecanımı anlatamam. Bu gerçekten sahici bir kızdan gelseydi, ancak o kadar duygulanırdım. Bir süre sonra bu mektupları arkadaşlarıma okurken onlar, “Cahit, sen tam dengini bulmuşsun. Sen şair, o şair… ” diyorlardı…”
Hayali sevgiliden gelen mektuplar aylarca devam etmiş ve Cahit Sıtkı’yı içindeki mutluluğa ulaştırmıştır. Ancak yazar, mektubunda da belirttiği gibi kendi kendine vefasızlık ederek mektup yazmayı bırakmıştır.
“…Sonunda galiba ben vefasızlık ettim. Mektuplaşmayı kestim.”
Otuz Beş Yaş Şiiri, “Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız/ Hatırası bile yabancı gelir” dizesiyle yaşadığı gençlik aşkının itirafı gibidir biraz da.

MahmutHüdaiHazretleri, bir alıntı ekledi.
 09 May 16:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Metropolde Bir Vaha
Şimdi metropollerde afro-amerikan rüyaları
Biliyor musunuz hep yeşile açılıyor
Bir mağaradan ışıyan yeryüzünün
Bataklığı hep batıda kalıyor

Sırtımı sana dayıyorum ey Ortadoğu
İstanbul'dan başlıyor Eyüp'ü öpuyorsun
Bir öpücük uğruna kılıcımı dayıyorum erkeği aldatan fettan batıya
Nur Dağı
Hira Mağarası
Ebva Vadisi
Cennet'ül Baki

Pasaportsuz Türk, Aziz Mahmut Öncel (Sayfa 80)Pasaportsuz Türk, Aziz Mahmut Öncel (Sayfa 80)
Eray Erdoğan, bir alıntı ekledi.
01 May 01:02

"Kadının ne olduğunu, kalbini kime adadığını ancak şimdi anladım. Bunu ilk anlayan benim galiba: Kadın şeytana aşıktır. Evet, şaka etmiyorum. Fizikçilerin hakkında yazdıklarının hepsi saçma, o sadece şeytanı sever. Bakın şimdi bile, parter locasında oturan şu fettan dişinin dürbününü göğsü nişanlarla donanmış şişkoya mı çevirdiğini sanıyorsunuz? Değil! Adamın arkasında durup sırıtan şeytana bakıyor o... İblis şimdi herifin frakının içine saklanmış, kadına parmağıyla işaretler yapıyor; kadını avlamış bile... Onundur artık! Herkesin nabzına göre şerbet veren, saray kapılarını aşındıran, kendilerini yurtsever diye satan, yüksek rütbeli, yüce unvanlı babalar da sadece yağlı kuyruk peşinde... Evet, yağlı kuyruktan başka düşünceleri yoktur bu yurtseverlerin! Para için yalnız anasını babasını değil, Tanrısını bile satar bu çıkarcılar. Hırs boğmuştur onları; hırsın tohumu da küçük dilin altında, ufacık bir kesenin içinde, toplu iğne başı kadar minnacık bir kurttur."

Bir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 27 - Varlık Yayınları)Bir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 27 - Varlık Yayınları)

Adamın işi oldukça ağırdır. Eve geldiginde derman takat kalmiyor. Karısı da biraz suh ve fettan. Adamı sıkıştırıyor. Adam baş edemeyeceğini anlayınca bir öneri getiriyor ve anlaşıyorlar. Haftanın günlerinde a harfi olmayanda birlikte olacaklar. Kadın razı oluyor haftada bir gün olsun istediğim gibi olsun diye.
Bir persembe akşamı adam canından bezmiş nde işten döner. Kadın süslenmiş hazırlanmıştır. Kocasının yanina oturur, bakışlarıyla adamı yiyecek nerdeyse. Sorar:
"Bey bu gün günlerden ne?"
Adam bir kendine bakar bir karısına cevap verir
"Parşamba!"

fesleğen göz kırpıyor çapkınca nazlanarak
sarmaşıklar konuk gitmiş hanımellerine
karanfil sevdasından bir kemik bir deri
şebboylarda yazdan kalma gizli bir firak
yine de kırık kovalıyor gözlerinin feri
güller dikenini batırıyor sitemlerine
sardunyalarda bir merak fettan bir çene
selamlar sarkıtıyor ıhlamurlu sokak
her ey bu serçelerin haltı / bu hinoğluhinler
onlar çözmüş olmalı düşbağını sevincin
işin yoksa aşık ol giderayak kim dinler
bahar çarpmış sanmaz mı seni böyle görenler

Tazmîn-i Beyt-i Râsih Der-Medh-i Sadr-ı a‘zam Dâmâd Ali Pâşâ :
Âlemin gördüm ki ebr-i feyz-i bârân üstüne
Şevk müstevlî tamâm eczâ-yı ekvân üstüne

Mihr-i devlet baht-ı erbâb-ı dile âyînedir
Perde-keş subh-ı vatan şâm-ı garîbân üstüne

Zîr-i ran fersân-ı nazma tevsen-i tünd-i felek
Sâyeban perr-i hümâ erbâb-ı irfân üstüne

Şimdi sahbâ-hâne-i irfandadır rûh-ı neşât
Can verir muğ-beççeler telkîn-ı îmân üstüne

Nazm-ı rengindir gül-i rûy-ı sebed bu meclise
Şimdi dîvanlar müreccahdır gülistân üstüne

Can-fezâ geldi çü bûy-ı pîrehen hâtırlara
Uğramış var ise râh-ı şevk Ken‘ân üstüne

Germ edüp yek-rengî-i ülfet gül ü pervâneyi
Âşiyân-sâz oldu bülbüller şema‘dân üstüne

Sîr-i meh-tâbiz fürûğ-ı bahtdan bî-hûde mihr
Etmesin tahmîl-i minnet mâh-ı tâbân üstüne

Âsman nüh tûy bir çarhî siper der-pîş eder
Şeyh seng-endâz-ı ta‘n oldukça rindân üstüne

Sûk-ı isti‘dâda şehr-âyîn edüp yârân-ı nazm
Etdiler gül-rîzler âvîze dükkân üstüne

Her biri bir şeb-çerâğ-ı ârzûdan muktebes
Her biri pervâne bir şem‘-i fürûzân üstüne

Hâsılı seyr ederek bu hırmen-i feyzi yine
Sabr bâr oldu dil-i âşüfte-sâmân üstüne

Ben dahı bir bezm-i nûş-â-nûş tertîb eyleyüp
Harf atardım sâkî-i meh-rû-yı fettân üstüne

Şevk ile tarf-ı külâh eşkeste vü hâtır-dürüst
Dîdeler hayran hat-ı câm-ı dırahşân üstüne

Elde mey divân-ı Câmî vü Neşâtî der-miyân
Beyt okurken şîve-i nâhid-i şahşân üstüne

Râsihin bu matla‘ın tazmîn edüp sâkî-i kilk
Nukl sundu çekdiğim sahbâ-yı irfân üstüne

Süzme çeşmin gelmesin müjgan müjgân üstüne
Urma zahm-ı sîneme peykan peykân üstüne

Nergis-i gül-gûn beyâzın sanma surh etmiş remed
Gamze-i zâlim yine kan eylemiş kan üstüne

Tîğ-i âteş-renge arz etmiş dil-i mecrûhunu
Müjdeler ey can-be-kef nâr indi kurbân üstüne

Sünbülistân-ı hatın fikriyle her şeb tâ seher
Göz döner bin kerre bir hâb-ı perîşân üstüne

Kişver-i hüsne aceb âşûblar düşmüş yine
Çekmiş ebrû hançer ol ber-geşte müjgân üstüne

Halvet-i sâfî-zamîran hâne-i âyinedir
Sıklet olmaz gelse de mihman mihmân üstüne

Tarf-ı hatda turresi bir ukde peydâ eylemiş
Gûyiyâ sah çekmiş âsaf pençe-fermân üstüne

Âsaf-ı İskender-âyîn ü hakîm-i hurde-bîn
Fâ'ik olmuş zâtı Hâkânî vü hâkan üstüne

Sadr-ı mülk-ârâ Ali Pâşâ-yı rûşen-re'y kim
Şem‘inin pervâne-veş hurşîd lerzân üstüne

Şekl-i pervin sanma tevkî‘in yazar bircis-i çarh
Lâcüverd-endûde bir levh-i zer-efşân üstüne

Çehresinden rengi pervâz eylemiş sanman şafak
Heybet ü iclâli düşmüş mihr-i rahşân üstüne

Kevkeb-i âlisin idrâk edemez erbâb-ı fen
Etseler vaz‘-ı rasad tâ çarh-ı hâmân üstüne

Ol sipeh-sâlâr-ı Kisrî-şan ki istiksâr eder
Bir sipâhî bendesin taht-ı Sipâhân üstüne

Lerze düşmüş savlet-i kûh-ı vekârından tamâm
Arz-ı Nişâbûr-veş iklîm-i İrân üstüne

Hâk-i pâyinden varup bâd-ı sabâ tarh eylemiş
Sürmesinden gerd-i kesâd-âsâ Sıfâhân üstüne

Kûr eder der-ceng-i evvel dîdesin gerd-i haşem
At salsa hışm ile Sâm u Nerîmân üstüne

Hiç selâmet yakasın görsün mü düşmen kim kodı
Kahn bin ser-pençe her târ-ı girîbân üstüne

Nîzesin tîr-i sebük-pervâza eyler pîş-rev
Rezmde gelse o rahş-ı berk-cevlân üstüne

Düşmeni hayretle hem-çün rubeh-i tasvîr eder
Şîr-veş geldikçe ol kûh-ı hırâmân üstüne

Rû-nümâ çîn-i cebîninden bile sîmâ-yı lutf
Hüsn-i diger bahş eder mevc âb-ı hayvân üstüne

Gül-nihâl-âsâ mutarrâ berkler peydâ eder
Assalar ta‘vîz-i lutfun nahl-i mercân üstüne

Âsafâ deryâ-kefâ sammah-ı Hâtem-masrafâ
Mübtenîdir tıynetin ifzâl u ihsân üstüne

Pây-müzd olmaz berîd-i müjde-i eltâfına
Katsalar mahsûl-i bahri hâsıl-ı kân üstüne

Şeyh u şâbı eylemiş fermânına zîr-i nigîn
Zâtını ta‘yîn eden kürsî-i dîvân üstüne

Devr-i ikbâlinde yokdur hiç harâb olmuş meger
Mey-güsârânın süre gâhî kadeh-rân üstüne

Pür eser nîsân-ı lutfun şöyle kim dür-pûş olur
Çeşm-i âşık nem-çekân oldukça dâmân üstüne

Şu‘le-i idrâk kim tab‘ın güher-bâr etmede
Gûyiyâ berk-i cehandır ebr-i nîsân üstüne

Tab‘-ı gevher-bâra vermiş rağbetin feyz-i sühan
Mihrdir kim pertevin salmış Bedahşân üstüne

Devletinde böyle bir şemşîr-peyker nazm ile
Şerha çekdim sîne-i gül-berk-i handân üstüne

Ma‘nî-i rengîne her bir beyti gûyâ selsebil
Cesr her mısra‘ı âb-ı la'l-i rümmân üstüne

Gerçi teng oldu zemînin sen de ammâ kim
Nedîm Çarhı teng etdin ser-i hussâd-ı yârân üstüne

La‘l ü mürvârîd-i da‘vâtı nisâr et ba‘d-ezîn
Nev-arûs-ı tâli‘-i düstûr-ı zî-şân üstüne

Tâ ki cedveller çeke hatt-ı şuâ‘-ı mihrden
Münşi-i kudret bu nüh tûmâr-ı imkân üstüne

Mısrâ‘-ı ber-ceste-i ikbâl ola ser-levhası
Ma‘delet bâbında dâ'im tâk-ı eyvân üstüne.

Satır Arası Hiçlik, bir alıntı ekledi.
17 Mar 20:16 · İnceledi · 8/10 puan

Az ye, az konuş ve az uyu...
Kamışın Ney olabilmesi için; 6 adet üstte, bir adet de altta olmak üzere 7 delik açılması gerekir. İnsanda öyle cenin halinde iken olmayan, bilâhare geliştikçe Allah tarafından 7 delik açılır. İki göz, iki kulak, iki burun ve bir ağız. Ney'in üstünde ki 6 delik devamlı kullanılır, parmaklar o nameleri çıkarabilmek için, devamlı onların üstünde dolaşır, seyr ü sefer yapar, ama en alttaki delik çok az kullanılır. İnsanda böyle olmalı: gözler, kulaklar,burun devamlı kullanmalı, fettan, cevval ve basiretli olmalı, ama alt delik mesabesinde olan ağzına ve diline de sahip olmalı, onu az ve yerli yerince kullanmalı.

Âşıklar Sultanı Hz. Mevlânâ, Abdullah Uçar (Sayfa 146)Âşıklar Sultanı Hz. Mevlânâ, Abdullah Uçar (Sayfa 146)
Seher, Vurun Kahpeye'yi inceledi.
16 Mar 21:05 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Kimsenin gitmek istemediği topraklara çocukları eğitmek için giden Aliye öğretmen bu kitabın başkahramanı. Yunan işgali döneminde Aliye öğretmen gittiği köyde çocukları eğitmeye çalışırken bir yandan da köyde kendisiyle evlenmek isteyen Uzun Hüseyin Efendi ve getirdiği yeniliklere karşı çıkan sözde hoca Hacı Fettan Efendi ile mücadele ediyor.
Amacına ulaşamayan iki adam hırsları uğruna köye Yunan askerini musallat ediyor.

Halide Edip Hanımcığım bu kitabında dini kullanarak kendi çıkarları uğruna her pisliği yapan, vatanını milletini satan insanları da ve kendi canı uğruna vatan toprağını savunmaya çalışan insanları da çok güzel anlatmış.

Kitap su gibi akıp gitti diyebilirim. Okumak isteyenlere tavsiyemdir :)

İyi okumalar sevgili arkadaşlar.

KELEBEK
Işığa pervane olma kelebek,
Kalbini göm de git sarı çiçeğe,
Itırlı dallara gelinlik giydir,
Balı için konar arı çiçeğe.

Isırganlar reyhan olsun elinde,
Laleler aşkından alevlenmesin,
Nazar ilişmesin şakayıklara,
Fettan gözler ile örselenmesin.

Nilüferler gözü yaşlı bakmasın,
Turnalar şafağın sökmesin bekler,
Suya düşen güller gibi dalgalı,
Çiçeklere uçsun mor kelebekler.

Kurtulsun gül yüzlü Yusuflarımız,
Sularımız kuyularda mey olsun,
Asude göllerde uzayan kamış,
Hüzün üflemeyen şen bir ney olsun.

Ey nergis bakışlı,kudret nakışlı,
Bir dut yaprağında gizlenen ipek,
Beni de al götür koynunda sakla,
Kozanı genişlet büyüt kelebek.
Mehmet EKİCİ

“Ne güzel zamanlardı.
Bütün yakışıklı adamlar Tarık Akan ya da Kadir İnanır’a benzerdi. Güzel kadınlarsa, Türkan Şoray ya da Filiz Akın’a...
Bahçıvanlar Sami Hazinses’i, fabrikatörler Hulusi Kentmen’i, evlenmemiş kızlar Mürüvvet Sim’i, şoförler Kadir Savun’u, mahalle meyhanecileri Nubar Terziyan’ı, Adanalı pamuk tüccarları Vahi Öz’ü, fettan kadınlar Suzan Avcı’yı, kötü adamlarsa Erol Taş ya da Ahmet Tarık Tekçe’yi andırırdı. Ama onların bile içlerinde bir iyilik ışığı olur ve mutlaka insafa gelirlerdi.
Mahalleli sevinçte, kederde, düğünde dernekte, hastalık ve sağlıkta beraberdi. Kimse davet beklemez, üzerine düşeni yapardı. Zengin fakir ayrımı yapılmaz, zenginliğiyle övünmek görgüsüzlük sayılırdı.
Tüm bu güzellikler o insanlarla birlikte gittiler…”

Ayhan Şengün