“Huzur azalmaz çünkü huzurun kaynağı biz değiliz. İçimizdeki o dinginliği, o rahatlığı, o stabiliteyi, istikrarı Allah veriyor bize. O yine gelir, hiç endişe etmeyelim, yeter ki kendi içimizdekiyle dost olalım.”
https://1000kitap.com/yazar/i113641
İnsanoğlu ne kadar kaçarsa kaçsın, eninde sonunda postu mezarlığa serecektir. Öyleyse insanın yaşarken ölüme hazırlanması, kabirlerle ülfet ve ünsiyet peydâ etmesi, kendini bu uhrevi mekanlara alıştırması gerekir. Ecdadımız bunun farkında olduğu için mezarlıkları şehir içinde hazırlıyor, özellikle büyük camilerin hazirelerini tam bir kabristan haline getiriyordu. Böylece ölümün de ilahi bir gerçek olduğunu isbat ediyordu.
Mutasavvıflar dünyaya bir hapishane gözüyle bakıyorlar ve ölümü "zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana" açılan bir kapı diye nitelendiriyorlar. Ruhu, beden kafesine hapsedilen bir mahkûm olarak görüyorlar; eceli, tahliye haberini veren bir müjdeci kabul ediyorlar.