"Neredeyse doğduğumdan beri, ileride doktor olacağım (...) varsayıldığı halde, bu vakitsiz deneyimler beni tıptan soğutmuş, içimde bir kaçma arzusu uyandırmış, duyguları olmayan bitkilere ve bilhassa kristallere, minerallere, elementlere yönlendirmişti, çünkü onlar hastalığın, acının, patolojinin hükmü geçmeyen, kendilerine ait, ölümsüz bir dünyanın unsurlarıydılar."
"Mineraloji, kimya ve fizik dünyasına, bilime tamamen yoğunlaşıp kendimi kaptırmaya çalıştım (bazen de başardım); kargaşanın içinde parçalanmamak için onlara tutundum."
"Michael 1941'de, on üç yaşında Braefield'dan ayrılıp Clifton Koleji'ne gitti ve orada acımasızca ezildi. Tıpkı Braefield gibi yeni okulundan da hiç şikayet etmesi, ama geçirmekte olduğu travmanın belirtileri dikkatle bakılınca görülüyordu."
"Babam için tıp hiçbir zaman bir hastalığın teşhisinden ibaret olmamıştı; hastanın hayatı, kişilik özellikleri, duyguları ve tepkileri bağlamında görülüp anlaşılması gereken bir şeydi."